Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

06 Temmuz 2008

KÜÇÜK SORUNLAR

Temmuz 06, 2008 0
KÜÇÜK SORUNLAR
Hiç düşündünüz mü ! Bazen kafamıza bir fındık kabuğunu doldurmayacak şeyleri takarız. Aslında ortada herhangi bir sorun yoktur ama biz insanoğlu, tabiatın zayıf yaratıkları olarak, eğer işler istediğimiz gibi yolunda gitmiyorsa, bunu bir sorun haline dönüştürür, büyütür de büyütürüz. Meseleyi çözmek yerine, iyice arap saçına dönüştürür çözülemeyecek hale getiririz. Çünkü, alışmışızdır, köşeye sıkıştığımız ya da sıkışacağımızı hissettiğimiz anda kaçacak delik aramaya. Bu haklı bir kaçış değil, sadece sorunları çözememe duygusunun verdiği bir kaçıştır.

Hayatımızın her evresinde irili ufaklı sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz, kalmışızdır da. O an elimiz ayağımıza dolaşır, sanki hiçbir şey bilmeyen insan pozisyonuna düşeriz. Bir el, bir söz, aydınlık bir kapının, bizi sıkıştığımız yerden alıp kurtarmasını dileriz. O an düşmanımız dahi olsa bize yardımcı olacak kişi, tabiri caizse eğer, denize düşen yılana sarılır misali çıkar bir yol ararız bizi kurtaracak.

Aslında çözüm bizde; bizim iç dünyamızdadır. Sorun olarak gördüğümüz şeylerin aslında biraz da kendi kuruntularımız sayesinde çözülecekken çözülemez hale geldiğinin tek sorumlusu bizlerizdir. Eğer artıları ve eksileri kendi taraflarında toplamayı bilirsek, halledemeyeceğimiz hiçbir şeyin olmadığını da göreceğizdir.

Sözgelimi, bir sorunumuz var diyelim. Ne yaparız. Tabi ki oturup bekleyecek değiliz ya da birisi gelsin de benim derdime çare bulsun diyecek halimiz yoktur. Öncelikle sakin kafayla sorunumuzun ne olduğunu, neden kaynaklandığını, halledilebilmesi için gerekli olan çözüm yollarını düşünür ve sonuçta da mantığımızı harekete geçirerek çözümleme yoluna gideriz. Bu yolda ilerlerken sakın ola duygularımızı karıştırmayalım. Çünkü duygularımızla hareket ettiğimizde asla ve asla çözüm bulamayacağımızı da bilmemiz gerekir. Adı üstünde zaten duygusal dendiğinde bilmeliyiz ki işin içine yani sorunlarımızın çözümüne duygularımızı karıştırdığımızda mantığımız ortadan kaybolur ve tamamen hissi duygularla hareket ederiz. Böylece adı sorun olsa da kendisi sorun olmayan olayları çözülemez hale sokarız.

O yüzden her şeyden önce sorunlarımızın neden kaynaklandığını ve çözüm yollarını akılcı yollarla halletmeli ve işin içine duygularımızı karıştırmamalıyız.

Mehpare ÖĞÜT
2007

GİZLİDEN GİZLİYE

Temmuz 06, 2008 0
GİZLİDEN GİZLİYE

Öylesine içimdesin ve öylesine yüreğimde ki;
Sönmedi gitti bu sevda ateşi
Soranlara hep yalan söyleyip durdum arkandan
Unuttum artık dedim hem adını, hem de aşkını,
Oysa yalandı , yalandı tüm söylediklerim.
Gözlerim ele veriyordu beni,
İstediğim kadar unuttum desem de,
Şuramda, yüreğimde bir yerlerde,
Hala bir şeyler vardı sana doğru akan,
İnceden inceye, gizlice..

Takvim yaprakları dökülürken arkandan,
Seneler seneleri kovalarken,
Unutmayı o kadar da denemişken,
Olmadı işte, olamıyormuş ya,
Hala, şuramda bir ümit,
Dönecek nasıl olsa bir gün der gibi
Bir ses var içimde, gizliden gizliye..

MEHPARE ÖĞÜT
HAZİRAN 2007

05 Temmuz 2008

SÖYLEYEMİYORUM İŞTE…

Temmuz 05, 2008 2
SÖYLEYEMİYORUM İŞTE…
Öyle dolu içim, öylesine yanıyor ki şu yüreğim.
Anlatmaya çalışsam kimse anlamaz halimden.
Söylemeye bile varmaz dilim kederimden.
Ama söyleyemiyorum ne sana, ne başkasına ve hatta kendime bile..
Evet , kendime bile söyleyemiyorum işte.
Neyi diyeceksin biliyorum, neyi biliyor musun.
Seni nasıl sevdiğimi.
Bakarken gözlerine nasıl eriyip gittiğimi görmüyorsun ya,
kalbime bir bıçak saplanıyor her baktığında ve
her anlamadığın anda daha bir yanıyor kalbim aşkınla.
Söylesem diyorum içimden geldiği gibi haykırsam seni sevdiğimi.
Herkes duysun, boş ver diyorum ve sonra susuyorum.
Ben sustukça yüreğimde susuyor.
Çünkü cesaret edemiyor.
Senden gelecek bir ışığa hasretsem,
bekler durursun daha çok diyorum ve ben yine bekliyorum.
Her gecenin bir sabahı var ama, aması işte öyle.
Ben alıştım sensiz sabahlarda uyanmaya,
sensiz boş ve soğuk yataklarda uyumaya.
Kaderim mi desem, ne desem bilmiyorum ama,
artık tahammülüm kalmadı inan seni sensiz yaşamaya.
Ama bir bildiğim var ki,
Ya sen gideceksin bu diyardan,
Ya da ben kaybedeceğim kendimi sonunda…

Mehpare ÖĞÜT
2007

KARA BİR SEVDA

Temmuz 05, 2008 0
KARA BİR SEVDA

Yanık bir türkü gibidir sevdan yüreğimde.
Sevmiyorum dese de inanma sen ona.
Kanma, ağlamayan gözlerime, susan yüreğime.
Bu bir isyandır senin hasretine.
Dilim tekrar etmese de ,
Bil ki gerçektir sevgim,
Bil ki seni hala özlemekteyim.
Bil ki kara bir sevdadır dönen başım üstünde…

Mehpare ÖĞÜT
OCAK 2008