Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

14 Temmuz 2008

BU YOLDA..

Temmuz 14, 2008 0
BU YOLDA..

Seni bekliyorum bir yol kenarında, haberim yok saatten.
Ne zamandan beri buradayım bilmiyorum bile,
Gözümü kırpmadığım gecelerin sabahında,
Bu yolda seni bekliyorum geleceksin diye…

Yine böyle yağmurlu bir gündü beni terk ettiğinde,
Böylesine yalnız ve böylesine hüzünlü,
Her yağmur damlasına karışan göz yaşlarımla birlikte,
Dönmeni bekledim o günden bugüne, bu yol bitiminde…

Mehpare ÖĞÜT
2007

13 Temmuz 2008

YAŞLANMANIN YAŞI

Temmuz 13, 2008 1
YAŞLANMANIN YAŞI

Bu kadar uzun yaşamanın nasıl bir şey olduğu kendisine sorulduğunda, 91 yaşındaki hanım şöyle cevap verdi, “ Sanırım Tanrı akrabalarımın sabrını ölçüyor.”

Ne zaman “Artık çok yaşlı” olunur ? Hangi yaşta pes ederiz ?

Yüz yaşındayken büyükanne Moses hala resim yapıyordu ve Titian “Battle of Lepants’i yaptığında 98’indeydi.

93’ünde George Bernard Shaw “Farfetched Fables” ı yazdı.

91’inde Eemon de Valera İrlanda başkanı olarak görev yaptı.

90’ında Pablo Picasso hala çiziyor ve oynuyordu.

89’unda Arthur Rubinstein New York Carnegie Salonu’nda en muhteşem resiteallerinden birini verdi ve Pablo Casals 88’inde hala çello konserleri veriyordu.

82’sinde Winston Churcill 4 ciltlik kitabı “İngilizce Konuşan Halkların Tarihi’ni yazdı. Leo Tolstoy “Sessiz Kalamam” adlı eserini tamamladı ve Goethe aynı yaşta Faust’u bitirdi.

81’inde Benjamin Franklin Amerika Yasasının Kabulünü sağlayan diplomasiyi sağladı.

Ne zaman “çok yaşlı” sınız ? Gerçekten verecek bir şeyiniz kalmadığı gün. Ve iyi haber de şu : O günün ille de gelmesi gerekmiyor…


STEVE GOODIER
BİR DAKİKA HAYATINIZI DEĞİŞTİREBİLİR, ADLI KİTABINDAN



“TANRIM, BANA HİÇ SEVMEDİĞİM İNSANLARI UNUTMAM İÇİN ZAYIF BİR HAFIZA, HEP SEVDİKLERİMLE KARŞILAŞMAM İÇİN İYİ TALİH VE BUNLARI AYIRT ETMEK İÇİN GÖRME YETENEĞİ İHSAN ET…”


GECE YARISI SARKILARI

Temmuz 13, 2008 1
GECE YARISI SARKILARI
" Herkesin içinde sabirli bir tohum gibi kendi kozasinda sakli duran bir
ask yatar; bir gün bir günes parlar bir yagmur düser ve tohumun çatlayip
çiçekler açtigini ruhunuzun rengarenk bir agaç gibi rüzgarlarla dans ettigini
görürsünüz. O rüzgarlarla dans eden çiçekler bazen manasiz kaprislerle,
yanlis anlamalarla, hoyrat firtinalarla örselenip yeniden insan ruhuna dökülür
ve bu kez acinin tohumlari olur askin çiçekleri.

Zakkum yesili çiçekler halinde büyüyüp içinizi yakip kavurur. Aska lanet eder
"unutmaya çalisir" aciyi öldürebilmek için aski da öldürmeye ugrasirsiniz.
Ve unuttukça bir seyler eksilir sizden!

Acidan kurtulabilmek için eksilmeye bile razi gelebilirsiniz. Bir gün " artik
unuttum" dersiniz" . Yahya Kemal gibi bir 'nekahat' dönemi yasadiginizi
sanirsiniz. Sonra bir çifte kayik geçer sulardan" bir kadin sesi sarki söyler"
bütün zakkumlar çildirir. Acinin çiçekleri yanik kokulariyla daglayip geçer
içinizi.

Çaresizlik özleminizi ve acinizi daha da büyütür. Unuttugunuzu sandiginizi
unutamadiginizi" eksik parçanizin gene eski yerine oturdugunu zakkum
çiçeklerini soluyarak kesfedersiniz.

Askin böyle bir aciya degmeyecegini düsünürsünüz. Falcilarin söyledigi
gibi " gözyasi olur kadinlarin yataginda" böyle zamanlarda. Asktan korkar"
bütün çiçekleri çigneyip gizli bir tohum gibi yeniden gömersiniz yüreginize.

Ne görür ne de bir kimseye sorarsiniz!

Sonra bir ses duyulur" bir yagmur damlar" rüyalarda bir günes görülür ve
tohum yeniden çatlar. Zamanla hayatin genis bir bahçe oldugunu" yalnizca
sevincin ya da acinin çiçeklerini degil" kaçinilmaz olarak hepsini birden
içinde barindirdigini" çiçeklerin bir kismindan vazgeçmenin bahçenin
bütününden vazgeçmek oldugunu anlar" bahçeyi bütünüyle seversiniz.

Zakkumlariniz açar ve biri size der ki " Birak açsinlar" çiçeksiz
kalmaktan iyidir zakkumlar".


Ahmet ALTAN

BANA SEVDAMI GERİ VER

Temmuz 13, 2008 0
BANA SEVDAMI GERİ VER

Kim, neyi kaybettiyse onu arıyor.

Kıymet arz eden ve kendi ruh dünyasında açılımlar sağlayan, olmak adına bir yerlere taşıyan , olgunlaşmak adına içerdikleriyle bir anlam ifade eden, oldum sanılan noktada yeni kapıların açılması ve yeniden başlamaya vesile olan. Sura yeniden üflenen ve yenilenerek arayışın bulunduğu noktanın başa dönüş olduğunu işaret eden. Bir noktadan bir merkeze ve bir merkezden bir noktaya, ol emrine muhatap ve olmak menziline rücû eden. Yükseğe, en yükseğe.

Kemale ermek ne yüceliktir.

Kemale ermek için kayıpların peşinde olmak ve kaybedilen cevher ne ise tedariki için çaba sarf etmek, kayıtlarda ben de varım demektir. Beşer olmanın kudsiyetini idrakle , bu idrakin gereklerini yerine getirmeye talip olmaktır. Hamdım piştim mertebesinde hamlığın farkında olarak, kemal kapısının eşiğine baş koymaktır.



Bana sevdamı geri ver.

Her kopuşta düğüm atarak ve her kırılmada tamiratla görünmez hale getirdiğimiz zaaflar, tükenişler, türeyişler, tasavvurlar bizi saklıyor, kendimizi göremez hale sokuyor. Anlam kaymaları bir yana, tanınmaz hale getiriyor. Biz kendimiz olmaktan çıkıyoruz da fark etmiyoruz, farklı imkan ve mekanlar ediniyor, farklı meziyetlere sahip oluyor, hayallerimizin erişemeyeceği şeyleri elde ediyoruz ama, olmak adına başladığımız noktadan uzaklaşıyor, başkalaşarak varlık muhasebesi yapmaya çalışıyoruz.

Muharref kimlik.

Ve asırlar boyunca tahrif etme, tahrif ederken de yerine ucûbe ve tanınmaz olanı ikame etme gibi bir emeli olanın sinsi çabası ve gayreti olarak nitelenmiştir. Bu sebepledir ki, asra yeminle insanın hüsranda olduğu zikredilmiş ve uyarılmıştır. Omurgası sağlam, akl-ı selim ve kalb-i emin olanın taşıyamayacağı bir kimliktir bu. Hangi makamda ve hangi mekanda olursa olsun, hangi zaman diliminde yaşarsa yaşasın, hangi imkanlarla donanırsa donansın, iman edenler ve salim amel işleyenler , hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna kılınmıştır. Müstesna kılınmak; müttaki olmaktır, sırat-ı müstakimde olmaktır.



Bana sevdamı geri ver.

Geriye dönük yorum ve değerlendirmeler yaparken duyduğumuz heyecen ve haz bizi bugün de var kılıyorsa, geriye dönük yaptıklarımız bugün de iç dünyamızda işlevini koruyorsa ve güzellik olarak gönül atlasımızda yer alıyorsa, kaybettiklerimizi ve kazanımlarımızı bir gözden geçirmek, bir sentez yapmak, değer miyarını yeniden kurgulamak zorundayız. Bu kurgulamadır ki, kayıplarımızı bulmamıza vesile olacak, ya da kaybettiğimiz ne ise farkında olmamızı sağlayacaktır.

Yitirdiklerimizi arar oluşumuzun özü, onların geçmişte bize sunduğu imkanlarla elde ettiğimiz ruh dinginliği ve gönül ferahlığıdır. Dirilten nefhanın bizi arzu ettiğimiz noktalara taşıması ve hakikat oluşudur. Eğer aradığımız hakikat değilse ve geçmişin kuru gürültüleriyse beyhude bir yöneliş ve arayış olur ki bu sevda değil, kısırdöngüdür.

Aşkla başlanan ve yürütülen nice şeyler var ki, hazzını duymak, onu bugün yaşadıklarımıza katık yapmak bir kazanım olacaktır. O kazanımı bugüne taşımak için göstereceğimiz gayret ve çaba, bugünü ve yarını dün gibi diri kılacaktır.

Keşke demek yerine, dün ve bugün muhasebesi.

Beyhudelikleri değil, güzellikleri temaşa.

Olmak adına.

Bana sevdamı geri ver.

Şeref AKBABA
http://www.ayvakti.net