Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

04 Eylül 2008

DÜŞ'LE GERÇEK ARASINDA

Eylül 04, 2008 1
DÜŞ'LE GERÇEK ARASINDA

Durup durup seninle karsilasiyorum her yerde
Karsima cikiyorsun her kosebasinda sen
Kimi gun parklarda, kimi gun sokaklarda, caddelerde
Gozgoze geliyoruz, saatlerce bir sey soylemeden.

Hic degismemis diyorum icimden, ne guzel
Iste yine o! Yine mahzun, yine dalgin, yine urkek
Hadi gel diyor dudaklari.----Ozledim, hadi gel
Biliyorum oysa; uzatsam ellerimi, gidecek.

Bu bir aldanis mi? Yoksa var olus mu yeniden
Soyle bir son mu? Bir baslangic mi? Bir donus mu?
Ne oldu o guzelim zamanlara ansizin ucup giden?

Hadi uyandir beni, soyle; gordugum zamansiz bir dus mu?
Hadi git, uzaklas, yokluguna inandir beni gercekten
Yoruldum, her buldugum yerde seni kaybetmekten

ÜMİT YAŞAR

SARAYDA İFTAR

Eylül 04, 2008 0
SARAYDA İFTAR

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:

- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin..

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.

01 Eylül 2008

ESKİ RAMAZAN HİKAYELERİ

Eylül 01, 2008 0
ESKİ RAMAZAN HİKAYELERİ

Ramazan günlerinde Sultanahmet, Beyazıt, Fatih, Eyüp gibi hem büyük hem de avluları müsait camilerin üstleri kapalı avlularında çeşitli sergiler kurulurdu. Küçük dükkanlar olan bu sergilerde, Kur'an-ı Kerim ve diğer dini kitaplar, tesbihler, yüzükler, hacıyağı gibi kokular ve buna benzer şeyler satılırdı. Bu sergilerde genel Ramazan adabına uyarak, ancak ikindi namazından sonra alışverişe açılırdı. Bu basit alışveriş, bazı kimselere çok keyif verirdi. İkindiden iftara kadar olan zamanlarını, bu sergiler önünde dakikalarca durarak, arada bir de küçük bir şey alarak geçirirler, böylece iftar vaktinin nasıl geldiğinin farkında olmazlardı. Rivayete göre, Sultan Mahmut'da bu sergileri pek sever, tebdil olarak bazı ikindi üstleri Beyazıt Camii'ne gelir, namazdan sonra tanıdığı birisinin küçük sergisinde oturarak saatlerce, alışveriş edenleri, tesbihleri, dini levhaları seyredenleri, çeşitli kokular sürdüğü halde beğenmeyenleri, zevkle izlerdi. İkindi üstleri bir de kahvehanelerin hazırlıkları olurdu. Büyük camilerin yakınlarında olan bu kahvelerin önleri, ağaç gölgeleri ile daima serin olurdu. Bazı kimseler, ikindi namazından sonra buralara gelmeyi adet edinmişlerdi. Kahvehanelerdeki alçak iskemlelere oturarak, koyu sohbetlere dalar, böylece iftar vaktinin nasıl geldiğinin farkında olmazlardı. Ramazan olduğu için şüphesiz bu kahvelerde hiçbir şey yenilmez, iştahlar iftardan sonraya bırakılırdı. Yine bazı meraklılar, iftardan sonra da kahvelerini evlerinde içmeyip, bu kahvehanelere koşarlar, acele acele bir iki çay, kahve içer, çubuklarını tüttürürler, sonra da yine camilere koşuşurlardı. Teravi bittikten sonra da kahvehane ve çayhanelerin cümbüşlü saatleri başlardı. Bu kahvehanelerin arasında sahura kadar açık olanları bulunur, gelenlertatlı sohbetler yapar, kağıt oyunları yada tavla, dama oynarlardı.



Prof.Dr.Zekeriya BEYAZ

ESKİ RAMAZAN HİKAYELERİ

Eylül 01, 2008 0
ESKİ RAMAZAN HİKAYELERİ
KADIN EĞLENCELERİ

Eski Ramazanlar'da, erkekler kadar kadınlar da eğlenirlerdi. Belki erkeklerden daha da fazla. Çünkü, Ramazanlar'da erkekler hoşgörülü olurlar, eşlerinin gece misafirliklere gitmelerini, eve misafir davet etmelerini, bir Ramazan hakkı olarak kabul ederlerdi. Varlıklı evlerde yemekleri zaten Arap bacılar, aşçılar pişirirdi. Orta halli evlerde ise, kadınlar yemeklerini kendi elleri ile pişirirlerdi. Bunu da kocalarının teravih namazında bulundukları zaman içinde tamamlarlardı. Çünkü, bir an evvel işlerini bitirip, kendi aralarında eğleneceklerdi. Sonra, sahur yemeği öyle pek çeşitli olmazdı. Börek, pilav, yanında erik, kayısı kurusu ya da pestili ile yapılmış hoşaf ve bir sebze, bir de et yemeği. Bunların bazıları da iftar yemeklerinden artmış olurdu. Ramazanlar'da kadınlara tanınan eğlence hakları; tiyatrolara, orta oyunlarına gitmekti. Bazı erkekler, eşlerinin Şehzadebaşı, Direklerarası piyasa gezintilerine çıkmalarına da izin verirlerdi. Ramazan gecelerinde kadınların en tatlı eğlenceleri, kendi aralarında toplanmaları idi. Bir gece Ayşe Hanım'da, ertesi gece Salih Efendi'nin eşi Zehra Hanım'ın evinde toplanırlardı. Erkekler teravihten çıkar çıkmaz; kadınlar fenerlerini yakarak, yanlarına çocuklarını, kaynanalarını, varsa elti ve görümcelerini, hala ve teyzelerini alarak, kalabalık bir kafile halinde Aşye Hanım'ın, ya da Zehra Hanım'ın evinin yolunu tutarlardı. Kadınlar bu toplantılarda, kendi aralarında fıkralar anlatarak gülüşürler, fincan gibi oyunlar oynarlar, keten helvası, kestane pişirirler, kapıdan boza alıp içerlerdi. Kadınların bu gece eğlenceleri de çok zaman sahura kadar devam ederdi. Bu kadar uzun sürdüğü için de bazen sonu hoş bitmezdi. "Yemeğimi sahura kadar yaparım" diye ihmalkar davranan kadınlar, yemeği yetiştiremez, ya da pişirdiklerini mangal üstünde unutan kadınların yemekleri yanar, kocaları da çileden çıkardı. Böylece, o geceki eğlence zehir olurdu. Böyle bir duruma düşen kadınlardan, Ramazan eğlence hakkının alındığı da görülürdü. Eşleri, ancak bayram sabahı ellerini öpmelerine izin verirdi.

Prof.Dr.Zekeriya BEYAZ