Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

19 Ekim 2008

İSTANBUL’U SEVMEZSE GÖNÜL AŞKI NE ANLAR ...

Ekim 19, 2008 0
İSTANBUL’U SEVMEZSE GÖNÜL AŞKI NE ANLAR ...
İstanbul... İstanbul'um... Bizans'ım, Konstantinapolis'im, Dersaadet'im, İslambol'um, Asitane'm... Güzel İstanbul'um. Kentini tanıt diyorlar. Seni nasıl anlatayım?

Bir kent, özellikle senin gibi sadece adlarıyla bile binlerce yılın tarihini, kültürünü çağrıştıran, tarihiyle, kültürüyle, doğal güzellikleriyle, konumuyla talihin cömert davrandığı bir kent anlatılamaz. Yaşanır, hissedilir, solunur, koklanır. Dinlenir, özlenir. Şairler kenti İstanbul, belki ancak bağrından çıkan şairlerce, ediplerce dillendirilebilir. Sen, Piyer Loti'de, Haliç'e bakarak içilen bir bardak demli çaysın. Eyüp Sultan'ı yeniden berraklaşmaya başlayan Altın Boynuz'u, karşı kıyıda vızır vızır işleyen arabaları, koşuşturan insanları seyrederken hemen ayaklarının dibinde ölümün daha başka, daha yumuşak bir çehre takındığı kentsin.

“Ahiret o kadar yakın ki seyredilen manzarada o kadar komşu ki dünyayla duvar yok arasında. Geçersin bir adım atsan, birinden diğerine”

Bir adım değilse de bir göz atımı mesafede kademe kademe hayata geçişi sağlayan köprülersin sen. Haliç, Valide Sultan, Unkapanı, Galata, Atatürk, Fatih Sultan Mehmet köprüleri. Hayatın ta kendisi olan köprüler. “Dikilip denizi seyredenlerin”, suya olta atanların, ekmek parası peşinde olanları bir yakadan diğerine taşıyan arabaların 24 saat canlı tutttuğu köprülersin. Trenler, vapurlar, arabalar, tek katlı, çift katlı otobüsler, deniz otobüsleri, hızlı tramvaylar, metrolarsın. Beyoğlu'nda Tünel, Adalar'da faytonsun.

Bu koşuşturmayı, milyonlarca insanını gökyüzünden seyreden kulelersin. Beyazıt Kulesi, Kız Kulesi, Galata Kulesi...

“Birinin resmini yapsam, öbürü kıskanır
Kız Kulesi'nin aklı olsa
Galata Kulesi'ne varır.”

Ve herbiri üzerinde kimbilir hangi uygarlıkları, hangi inaçları, hangi dilekleri simgeleyen binlerce figürü taşıyan taşların kentisin. Dikilitaş, Çemberlitaş, Kıztaşı...

Bir kokusun sen. Lodosla gelen tuz kokusu...Tarabya'da yosun, Karaköy'de balık-ekmek, Çengelköy'de salatalık, Sarıyer'de börek, Mısır Çarşısı'nda baharat, Kapalıçarşı'da “sandık odası”, Taksim'de kebap, Aksaray'da lahmacun, İkitelli'de, Kartal'da fabrika dumanı, her yerde ama her yerde alın teri kokusu. Zamana inat, baharlarda hiç umulmadık bir köşeden fırlayıveren hanımeli, yasemin, ıhlamur kokusu.

“Işıktan sudan örülmüş canım İstanbul”

Su hayattır. Sen suyun ve hayatın ta kendisisin. Bir yanağını Karadeniz'in coşkun suları hırpalarken, öbür yanağını Marmara okşar usul usul. Boğaz olur, Haliç Olur, hayat akıtırlar içine. Çekmecelerde, Terkos'ta birer yuvarlak el aynasıdır. Kıtaları bölen değil, bağlayan Boğaz'ın bir boy aynası. Dünya güzelisin ya, güzelliğini seyredesin diye. Adlarıyla bile bizi büyüleyen, içimizi serinleten Karakulak, Taşdelen, Sırmakeş, Hünkar Suyu, Şifa Suyu, Çırçır, şişemizde Hamidiye, musluğumuzda Terkos'sun. Bir sessin sen. Hâlâ yer yer duyulan “Salepçi!”, “Simitçi!” yasaklansa da “Patates, soğan” sesisin. Elbette su sesi, dalga şıpırtısı, özellikle Yeni Camii'de güvercin kanadı şıkırtısı, Beykoz'da, Belgrat Ormanları'nda rüzgarla konuşan ağaç yapraklarında hışırtısın. Araba sesi, korna sesi, vapur düdüğü, motor sesi, fabrika sesi, insan sesisin. İnönü'den, Fenerbahçe'den, Ali Sami Yen'den yükselen İstiklal Marşı, AKM'de opera, CRR'de konferans, kahvelerde küfür, kiliselerde çan, minarelerde ezan, camilerde dua sesisin.

Camilerin...sen zaten camiler ve minareler şehrisin. “Camileri güneşin adına söylenmiş kasideler” yapanların kentisin. Hangisi daha güzel, daha ulvî bir türlü karar veremediğimiz Süleymaniye, Sultanahmet, Fatih, Yeni Cami, Valide Sultan gibi şaheserlerin karşısında alçakgönüllülükle köşelerini süsleyen küçük, zarif camilersin. Dolmabahçe’sin, Mihrimah Sultan’sın. Minarelerle boy ölçüşen gökdelenlerinle, ikiz kulelerinle, alışveriş merkezlerinle, maddeyle mânâyı dengeleyen kentsin. Topkapı’da Şah İsmail’in tahtı, Arkeoloji’de Büyük İskender’in lahti, içinde yaşayanların bahtısın.

Umutsun sen. Sadece “Taşı, toprağı altın” diyerek sana koşanların iş, aş ümidi olmakla yetinmezsin. Senden doğanların, sana gelip senden olanların dilek çeşmesisin. Bazen Telli Baba’da gelin teli, bazen Zuhurat Baba’ya bağlanan bir çaputsun. Bazen Merkez Efendi olursun, bazen Helvacı Baba. Bir gün adak olur Eyüp Sultan’da kesilirsin, öbür gün göbek olur Göbekçi Baba’da atılırsın. Bazen Balat’daki papazın nefesi, bazen Aya Yorgi’ye dikilen mum olursun. İşsizlere iş, evsizlere ev, eşsizlere eş, çocuksuzlara evlât, hastalara şifâsın. Hiçbiri olamasan bile ümitleri canlı tutarak insanları hayata bağlayan kentsin. Yerelden evrensele kapı kapı açılırsın. Edirnekapı, Belgradkapı, Silivrikapı, Cibali kapısı... Dile kolay, yüz on yedi ülkenin insanından fazla nüfusu barındırıyorsun. Surlar, bir resim çerçevesi gibi yüreğini, belleğini içine almış. Kartal’dan Gebze’ye, Esenler’den Güneşli’ye, Gazi Mahallesinden Armutlu’ya uzanmış gövden, kolların bacakların. Hiç durmadan çalışan, üreten bir dişlisin. Ülkenin milli gelirinin, vergi gelirlerinin neredeyse yarısını sağlayan bir makinesin. Bazı özelliklerin hiç değişmiyor.

“Kâlâ’-yı maarif satılır süklarında
Bâzâr-ı hüner maden-i ilm u ulemâdır”

diyen şairden yüzyıllar sonra da yine, “Sokaklarında eğitim kumaşı satılır. İlim ve ulema ocağısın.” Çağdaş üniversitelerinle yalnız ülkenin değil, bölgenin de cazibe merkezisin. Resmi ve özel üniversitelerinde her renkten, her ırktan öğrenci görmek mümkün. Hastanelerine Avrupa’da sağlık turları düzenleniyor.

“Kentini tanıt” diyorlar. Nasıl tanıtayım... “İstanbul’un orta yeri sinema” demişler. Orta yeri sinema olan bir kent nasıl tanıtılır? Her gün kaç bin film, kaç bin hayat, kaç bin hüzün, kaç bin neşe yaşanıyor içinde. İçiçe geçmiş senaryolarla kaç milyon insanın emeği, aşkı, kırıklığı, isyanı, öfkesi, çabasısın. Bir tiyatro gardrobu gibisin. Her an başka bir çehre, başka bir kimlikle çıkıyorsun insanın karşısına. Her köşede başka bir kostümle. Bazen dilencisin, bazen milyoner. Bir köşede işçisin, öbür köşede patron. Bazen kostümlerini üstüste giyinirsin. Kafamız karışır.

“İstanbul’un evsâfını mümkün mü beyân hiç”

Bizim yapabileceğimiz ancak seni sevmek. Hırpalamadan, örselemeden, bir kabadayı gibi hoyratça, kabaca değil; bir ana, bir evlât, bir dost, bir sevgili gibi koruyarak, kollayarak, gözümüzden sakınarak sevmek. Medeniyetlerin kesişme, kıtaların buluşma noktasındaki bir kentte yaşadığımıza şükrederek, “İstanbullu” olma bilinciyle, ona lâyık olma çabasıyla sevmek. Aşkın bencillikten hoşlanmadığını, fedakârlık istediğini bilerek sevmek. Ne demiş şair:

“İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar.”


Zeynep TÜFEKÇİ
( Liselerarası İstanbul Kompozisyon Yarışması birincisi )

SEVGİ TÜRLERİ ÜZERİNE ...

Ekim 19, 2008 0
SEVGİ TÜRLERİ ÜZERİNE ...
Japon düsünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri.

"Dünyada sevilmek istemeyen kisi yok gibidir" diye basliyor Toyotome.
"Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. Sonra anlatmaya basliyor..

"Sevgi üç türlüdür!.."

Birincinin adi "Eger" türü sevgi!..

Belli beklentileri karsilarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmis
yazar..
Örnekler veriyor: Eger iyi olursan baban, annen seni sever. Eger
basarili ve önemli kisi olursan, seni severim. Eger es olarak benim
beklentilerimi karsilarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan
sevgi türü budur" diyor. Bir sarta bagli sevgi.. Karsilik bekleyen
sevgi.. "Sevenin, istediği birseyin saglanmasi karsiligi olarak vaad
edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..
"Nedeni ve sekli bakimindan bencildir. Amaci sevgi karsiligi birsey
kazanmaktir."
Yazara göre evliliklerin pek çogu "Eger" türü sevgi üzerine kuruldugu
için çabuk yikiliyor.
Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine degil,hayallerindeki
abartilmis romantik görüntüsüne asik oluyor ve beklentilere giriyorlar.
Beklentiler gerçeklesmediginde, düs kirikliklari basliyor. Sevgi giderek
nefrete dönüsüyor.
En saf olmasi gereken anne baba sevgisinde bile "Eger" türüne
rastlaniyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giris
sinavlarini kazanarak babasini mutlu etmek için,çok çalisiyor. Okul
disinda hazirlama kurslarina da gidiyor. Ama basarili olamiyor.
Babasinin yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir
haftaligina Hakone kaplicalarina gidiyor. Eve döndügünde babasi öfkeyle
"Sinavlari kazanamadin. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye
bagiriyor. Delikanli "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi
hissetmediginde Hakone kaplicalarina gittigini anlatmiştin" diyor. Baba
daha çok kizarak, delikanliyi tokatliyor. Çocuk da intihar ediyor.
"Gazeteler intiharin anlik bir sinir krizi sonucu oldugunu söylediler,
yaniliyorlardi" diyor yazar.. "Delikanli babasinin kendisine olan
sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bagli oldugunu anlamisti!.."

Insanlar "Eger" türü sevginin üstünde bir sevgi arayisi içindeler
aslinda.. "Bu sevginin varligini ve nerede aranmasi gerektigini bilmek,
bu genç adamin yaptigi gibi, yasami sürdürmekle,
ondan vazgeçmek arasinda bir tercih yapmakla karsi karsiya
kaldigimizda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.. Ilginç degil mi?..

ikinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi..

Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kisi, bir
sey oldugu, birseye sahip oldugu ya da birsey yaptigi için sevilir.
Baska birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir nitelige ya da kosula
baglidir."Örnek mi?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin.
(Yakisiklisin!)" "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin,
o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven
veriyorsun ki.." "Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açik arabanla, o kadar
romantik yerlere götürüyorsun ki.."

Yazar, Çünkü türü sevginin, Eger türü sevgiye tercih edilecegini
anlatiyor. Eger türü sevgi, bir beklenti kosuluna bagli oldugundan büyük
ve agir bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip oldugumuz bir nitelik
yüzünden sevilmemiz, hos birseydir, egomuzu oksar. Bu tür, oldugumuz
gibi sevilmektir. Insanlar olduklari gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu
tür sevgi onlara yük getirmedigi için rahatlaticidir. Ama derin
düsünürseniz, bu türün, "Eger" türünden temelde pek farkli olmadigii
görürsünüz. Kaldi ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.. Insanlar
hep daha çok insan tarafindan sevilmek isterler. Hayranlarina yenilerini
eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri
ortaya çiktigi zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye baslayacagindan korkarlar.
Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkesligi ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kizi yeni dogan bebege içerler.
Sinifin en güzel kizi, yeni gelen kiza içerler. Üstü açik BMW'si ile hava atan
delikanli, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadin kocasınin genç ve güzel sekreterine içerler.
"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor,Toyotome..
"Çünkü türü sevgi de, gerçek ve saglam sevgi olamaz" diyor.
Bu tür sevginin güven duygusu vermeyisinin iki ayri nedeni daha var..
Birincisi.. "Acaba bizi seven kisinin düsündügü kisi miyiz?" korkusu..
Tüm insanların iki yani vardir. Biri disa gösterdikleri..
Öteki yalnizca kendilerinin bildigi..
"Insanlar sandiklari kisi olmadigimizi anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan dogar.
Ikincisi de.. "Ya günün birinde degisirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endisesidir.
Japonya'da bir temizleyicide çalisan dünya güzeli kizin yüzü patlayan kazanla parçalanmis.
Yüzü fena halde çirkinlesince, nisanlisi nisani bozup onu terketmis. Daha acisi..
Ayni kentte oturan anne ve babasi, hastaneye ziyarete bile gelmemisler, artik çirkin olan kizlarini..
Sahip oldugu sevgi, sahip oldugu güzellik temeli üstüne bina edilmis oldugundan bir günde yok olmuş.
Güzellik kalmayinca sevgi de kalmamis. Kiz birkaç ay sonra kahrindan ölmüs..
Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çogu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi,
kaliciligi konusunda insani hep kuskuya düsürür" diyor..

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.." Ve iste sevgilerin
en gerçegi!..

"Üçüncü tür sevgi benim 'Ragmen' diye adlandirdigim türdür" diyor yazar.

Bir kosula baglı olmadigi için ve karsiliginda birsey beklenmedigi için
"Eger" türü sevgiden farkli bu.. Sevilen kisinin çekici bir niteligine dayanip, böyle bir
seyin varligini esas olarak almadigi için "Çünkü" türü sevgi de degil.
Bu üçüncü tür sevgide, insan "Birsey oldugu için" degil, "Bir sey olmasina ragmen" sevilir.
Güzellige bakar misiniz?..Ragmen sevgi..Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanin en çirkin,
en korkunç kamburu olmasina "ragmen" sever.
Asil, yakisikli, zengin delikanli da Esmeralda'ya çingene olmasina "ragmen"
tapar!.. "Kisi dünyanin en çirkin, en zavalli, en sefil insani olabilir. Bunlara
'ragmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karsilasmasi sarti ile.."
Burada insanin, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanmasi gerekmiyor.
Kusurlarina, cahilligine, kötü huylarina ya da kötü geçmisine "ragmen" oldugu gibi,
o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok degersiz biri gibi görünebiliyor ama en degerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar "Yüreklerin en çok susadigi sevgi budur" diyor.
"Farkinda olsaniz da, olmasaniz da, bu tür sevgi sizin için yiyecek,
içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basars ya da ünden daha önemlidir."
Bunun böyle oldugundan nasil emin?..
Hakli oldugunu kanitlamak için sizi bir teste davet ediyor..
"Su soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin
size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek,
elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?.. Kendi
kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?.."

Devam ediyor Toyotome.. "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi
çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne
çökmezmiydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?." "Diyelim sıradan bir yaşamınız var..
Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan
umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor: "Böyleleri
ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline
geliyorlar."
Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Rağmen" sevgiyi.. "
Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da
birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome..
"Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin
sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.. Anlatıyor..
"Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi
başkasından beklemektedir." Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?..
Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar..
Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım,
bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım
sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor.
Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz..
Hani nerede?.. Hepsi o.. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda..

"Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!.."

Alıntıdır...

AY'IN HİKAYESİ

Ekim 19, 2008 0
AY'IN HİKAYESİ
Cok cok eskiden yesil bir vadinin icinde bir irmak kiyisinda kurulu bir koy varmis dunyada, taa dunyanin obur ucunda.Cok eski dedik ya, o zamanlar gunduzleri pek gunesli gecermis,
yagmur yagmadikca; geceleri hep yildizli olurmus, bulutlar olmadikca.

Koy sakinleri tarimla ugrasirlarmis, hayvanlar avlarlarmis ucsuz bucaksiz arazilerinden, sularini kaynagi cok uzakta olan,
koylerinin icinden gecen,irmaktan alirlarmis. Koyde herkes birbirini sever, sayarmis.
Koyde bir tek kisinin kalbinde oyle buyuk bir sevgi varmis ki butun koyunkune bedelmis; Dolun'un Intera'ya olan askiymis bu.
Kiz Dolun'u bilirmiste tanimazmis yakindan. Dolun dayanamamis bir gun gitmis kizin yanina. Sormus Intera'ya onunla evlenip
evlenmeyecegini.

Intera demis ki Dolun'a :

- "Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim coktur, her gelen kisiden ayni seyi ister benim babam. Ancak babamin bu istegini
yerine getiren benimle evlenir."

Dolun sasmis.

- "Sensin benim kalbimim sahibi" diyerek baslamis sozune "senin dilegin benim icin bir emirdir, soyle istegini hemen yapayim"
demis askina.

Intera demis ki

- "Bir cicek vardir yapraklari gumusten tomurcuklari elmastan, onu ister babam benle evlenecekten".

Dolun

- "Bekle beni" demis Intera'ya, "hemen gidip getireyim o cicegi ama nerededir yeri?"

Intera parmagiyla gostermis akan irmagi
- "Iste bu irmagin kaynagindadir der babam, kirk gun yurumek
gerekirmis oraya varmak icin ama bir giden bir daha gelmedi
simdiye dek cunku oralar buyuluymus derler, giden geri gelmezmis cunku buralardan cok daha guzelmis oralar.

Dolun

- "Senden daha guzel ne olabilir ki bu dunyada" demis Intera'ya "Donecegim, o cicekle, donecegim cunku seviyorum seni, cunku
sensiz anlami olmaz benim icin o guzelligin". Dolun cikmis yola sonra. Kirk gun yurumus irmagin yanindan.
Hep ne kadar sevdigini dusunmus Intera'yi yol boyunca. Tek aklindaki Intera'ymis, tek amaci ise o cicek. Kirkinci gun
kalkmis Dolun sabah erkenden, yuzunu yikamis irmaktan, anlamiski cok yaklasmis kaynagina irmagin suyun serinliginden. Devam etmis
yoluna sonra. Biraz sonra varmis kaynaga, butun yesilliklerle cevrili bir gol varmis kaynakta, golun ortasinda bir adacik,
adacigin ustunde de o cicek duruyormus. Anlamis Intera'nin anlattigi cicek oldugunu guzelliginden. Yuzmeye baslamis adaya
dogru hemen. Adaya cikinca karsisinda bir adam belirmis Dolun'un.

Adam Doluna

- "Her gulun bir dikeni, koruyucusu, oldugu gibi bende bu cicegin koruyucusuyum, eger almaya geldiysen ben, Salut, izin
vermem buna" demis. Dolun saskin ve de kararli bir tonla

- "Ben o cicegi alacagim sonra askima kavusacagim" demis "Hic bir sey beni kararimdan ceviremez".
- "O zaman beni biraz dinleyeceksin" demis Salut "sana neden koparmaman gerektigini anlatacagim, eger hala ikna olmazsan
o zaman izin veririm almana". Dolun ikna olmus ve cokmus yoncalarin ustune, baslamis dinlemeye...

- "Eger bir seyi cok fazla istersen ve engelin yoksa onunde onu alirsin, hayatta boyledir, insan engelleri asarsa yasamina
devam edebilir. Bu cicekte sadece yasam icin bir seyler yapacaksan engelleri kaldirir onunden cunku onunda bir gorevi var, bu cicek
sadece 28 gecede bir acar yapraklarini ve parlayan tohumlarini gole doker, bu sayede buradaki sular yukselir ve irmaktan
tasar gider zamanla. Bu irmak sayesinde yasar bu dogadaki yesillikler, insanlar, hayvanlar." demis Salut.
Dolun baslamis dusunmeye, eger cicegi koparirsa kavusacaktir sevdigine ama kuruyacaktir irmaklari bunun yaninda. Sonunda
cicegin basina coker kalir Dolun. Gumus yapraklarinda kendini gorur Dolun cicegin. Yaninda Intera vardir ama niye mutsuzdur
ikiside. Aslinda kalbindeki tek endiseyi gorur Dolun. Zaman gectikce Dolun'un dusunceleri yogunlasir kafasinda.
Mutsuzlugunu dusunur, ciceksiz Intera'siz bir yasam dusunur. Koparamaz cicegi gunlerce. Dolun artik yasamaktan zevk almaz
sekilde sadece askini dusunerek beklemeye baslar olacaklari. Bir gece cicek tohumlarini birakirken gole, bir tomurcukta
Dolun'un sertlesmis kalbinin ustune dusmus, aniden Dolun kalbindeki askinin buyuklugu kadar kocaman bir tasa donmus, tas o kadar
buyukmus ki dunyaya sigmamis gokyuzune yukselmis ve Dunya'yla donmeye baslamis. Boylece Ay olmus Dolun'un kalbi Dunya'ya. O
gunden sonra sadece 28 gecede bir gostermis Dolun kalbinin tum yuzunu, askinin butun pariltisini digerlerine; sadece o
gecelerde aydinlatmis Dunya'yi, ayni cicek gibi...

Alıntıdır..



DOSTLUK

Ekim 19, 2008 1
DOSTLUK

Sokrates bir ev yaptirmis nasilsa;
Es dost baslamis kusur bulmaya:
Kimi icini begenmemis:
Kizmayin ama demis;
Saniniza layik degil odalari.
Kimi cephesine catmis:
Karsidan gorunus berbatmis.
Hepsine gore de cok darmis bu ev.
Kim sigarmis bu kulubeye?
Koca Filozof:
Ah, demis, keske bu evin alabilecegi kadar
Gercek dostum olsa !
Sokrates'in sozu yerinde;
Bir ev dolusu gercek dost nerede?
Sozde herkes dost, ama gel de inan.
Dosttan bol sey de yok dunyada,
Dosttan az sey de.


La FONTAİNE