Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

03 Kasım 2008

GELMEYEN BAHARLARA

Kasım 03, 2008 3
GELMEYEN BAHARLARA

Dağlara karlar yağmış yine Güneş bulutların arkasına saklanmış düşlerimiz gibi.
Ne zaman gelecek baharlar


Okuldan gelirken düştüm bizim sokakta ..Defterlerim, kitaplarım, kalemlerim dağıldı etrafa,babamın aldığı yeni kalem kutusunun üzerinden de kocaman bir araba geçti. Kimse gelmedi yanıma elimden tutup kaldırmadı. İçime kocaman bir taş oturdu sanki. Sanki beni görmediler güç bela kalktım,gözlerimde yaşlar kalbimde açılan yaranın eseri.. Ne olmuş bu insanlara kalplerine karlar mı yağmış.

Öğretmen mutluluğun resmini çizin evde, yarın da getirin dedi, güneşi çizsem, baharı çizsem olur mu mutluluğun resmi ama olmaz ben görmedim ki baharı nasıl çizeceğim offffffff bahar nasıl bir şey hep dersin ya baharda etraf cıvıl cıvıl olur diye yok mu bir resmi göstersen bana. Babaannem anlatırdı ramazanda iftar çadırları kurulurmuş iftarda herkes birlikte neşeyle yemek yermiş, Hacivat karagöz oynatırlarmış çocuklar kalkmazmış başından ,her akşam sırayla limonata dağıtırmış komşular herkese, dedem ud çalarmış, amcam ney… sahurda bile yemek dağıtırlarmış birbirlerine … O insanlar bu insanlar mı acaba… Çok mu zaman geçti aradan nasıl değişti insanlar bu kadar..


Tozlar mı kapladı iyiliklerin üstünü.Ne zaman girdi sözlüklerimize bu cümleler “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın,bana ne,başkası yapsın,hep ben mi yapacağım………..” Söylesenize hiç bahar gelmeyecek mi bu şehre hep böyle karanlıklar mı karşılayacak bizi, birbirimize baktığımızda donuk bakışlar mı göreceğiz hep. Anlatsana bana bahar nasıl gelir çiçekler açar mı ne renktir çiçekler gülü kitaplardan tanıyorum gerçekten çok güzel kokar mı, kuşlar da öter mi baharda; nasıl öterler peki?


El ele tutuşsak tüm çocuklar seslensek bahara “gel artık bahar” desek gelir mi acaba? Gel bahar erit içimizdeki buzları güneşler doğsun yüreğimize..

Alıntıdır..

BİR YAŞAMA YAYILACAK KADAR YAŞANAN MUTLULUK

Kasım 03, 2008 0
BİR YAŞAMA YAYILACAK KADAR YAŞANAN MUTLULUK
Sevinç artığı bir gülümseyiş
Cumbalı tahtalı evler.
Rutubetten küflenmiş duvarlar.
Yağmurun çürüttüğü pencere pervazları.
Kül tablasında yarım bırakılmış bir sigara.
Köşede külle ovulmuş mangal ve cezve.
Odadan taşlığa sızmış, sırılsıklam bir karanlık. Akşam iyice çökmekte..
Kapı önlerinde itişen, üç numara tıraş olmuş çocuklar. Sümükleri dudak üstlerinde kurumuş, toz, kir içinde. Giyitleri özensiz. Eski, yıpranmış.
Kırık saksılarda fesleğen ve sakız sardunyaları.
Annemin bakışları boşluğa dalıp gitmiş. Bıçak parmağımı sıyırmış oynarken. Kurşun kalemin sarı defter sayfalarında sürüklenişi. Sandalyenin köşesine büzülüyorum. Kendimi daha bir yalnız hissediyorum nedense.
Ablam çay demlemiş, mutfaktan geliyor. Annemin yanına oturuyor. Dantelini alıyor eline. Tığ yere düşüyor.
Belgin kristal kadehi yere çalıyor. Onlarca parçaya bölünüyor kadeh. Kum gibi dağılıyor cam taneleri…
Kuzine küçük çıtırtılarla yanıyor.
Civanbaht Neriman alkol bulaşığı kahkahalarla gülüyor.
Duvarlarda kireç badananın üzerine yapışmış fırça kılları.
Tersine çevrilmiş, telleri rüzgardan kopmuş lacivert şemsiye.
Kardeşimin yüzünde sevinç artığı bir gülümseyiş.
Orta birinci sınıfın yaz tatilinde ayakkabı tamircisi Mesut Usta’nın yanında çalışmıştım. Yıpranmış, delik deşik olmuş ayakkabılar bırakılırdı dükkana. Bir süre ilaçlı suda tutulurdu kunduralar. Suyu iyice emen deri salardı kendini. Sonra kalıba konan ayakkabıya yeni kösele takılırdı.Yarım pençe, isteyenlere tam pençe işlemiydi bu.
Çarşının taa öteki ucunda sayaç vardı. Köseleyi dikerlerdi orada. Sarı, uzayan, genzi biber gibi yakan bir yapışkan kullanılırdı. Derby’di adı. Bol bol, fırçayla sürülürdü ayakkabın tabanına. Sayaca giderken yolda bir Çamlıca gazozu alır, içerdim .Bazen de simit.
Uzun ve sıcak bir yazdı. Kavuran !
Her cumartesi iş bitiminde Mesut Usta haftalığımı verirdi. Ertesi gün, kendime ayırdığım küçük bir tutar hariç, tüm paramı annemle gittiğimiz pazarda evin ihtiyacı için harcardık.
Vize’de kendimle baş başa kaldığım, çekirdeğimi yediğim gizli bir sığınağım vardı.
Kimse bilmezdi orayı. Bana aitti. Büyük bir kayalıktı. Yosunluydu. Kaygandı.Yaş ağaç kabuğu, ıslak ve çürük toprak kokardı.
Seneler sonra o kayalığa gittim yine. Şaşırmamak elde değildi. Çocukken koskoca sandığım kayalık meğer boyum kadarmış ancak.
Özgürce, kahkahalarla gülmedim hiç. Gülemedim. Büyüklerin yanında, hele ki babanın yanında gülünmezdi. Gülmek yasaktı, içlenmek, kendini sürgünlere yazgılanmaksa serbest.
İzmit’e yedi kilometre mesafede Kullar Köyü’nde göreve başlamıştı ablam. İlkokul öğretmeniydi. Sene 1975.
En büyük eğlencem bir arkadaşımla eski çuvalı dereye atıp, tıpkı ağ gibi kullanıp dere balığı yakalamaktı o köyde. Tuttuğumuz balıkları evde plastik leğende yaşatmaya çalışırdım ama en çok bir gün dayanabilirlerdi.
Kendimden geçerdim balık yakalarken. Zaman dururdu sanki. Bahçede civciv beslerdik. Cebimde hep mısır olurdu güvercinlere vermek için.
Dört beyaz tavşanım vardı. Zıpır, Zıpzıp, Mercan ve Tombik. O zaman okula giderken kasket takardık. Sahi ne tuhaftı o kasketler ? Neden icap ederdi ? Bir örnek olmak, kayıtsız koşulsuz boyun eğmek…
Sınavım iyi geçmiş, hele dokuz filan almışsam sözlüden, Pazar öğleden sonraları kendime ödül verir lahmacun yerdim. Eğer iki yazılıdan da aferinli notlar aldıysam menüde kola ve iki lahmacun olurdu.
Susuyorum. Susuyoruz. Sessizlik dakikalarca sürüyor. Gözünün ta içine bakıyorum. Renk vermiyordu.
“ Haklıydın” diyor sigara paketine uzanırken. Sesi bıkkın. Az önce bakışlarında bir şeyler oldu.Bir pırıltı.Kaygı mıydı ? Nefret de olabilirdi.Belki de şehvet..çok çabuk yanıp söndü o pırıltı, ama fark ettim.
Birlikte asıldık dakikalara. Geçmesin, süre bitmesin, diye.
Elleri ellerimi buldu.
Soluğunu yüzümde, içimde duydum. Bütünleşemiyorduk. Parçalarımız yitikti. Her an yeni bir parçamızla yüzleşiyorduk.
Saatine baktı. Sabahın beşiydi.
İşte yine başladı. Ansızın. Durup dururken. Adımlarını daha sıklaştırdı hızlandırdı. Her adımda sesi daha da yükseliyor gibiydi;
Masada Gelincik sigarası. Koridora yayılan anason kokusu.
Hüzünle, kararsız sevinçlerin o dantelli sınırında buluverdim kendimi. Küçük mandalı çevirip, teldolabın kapısını açtım. Zeytin yağlı fasulye tabağına uzanacaktım, vazgeçtim.
Annem ispirto ocağında kabak ve biber kızartıyordu.
Radyoda saz eserleri. Birazdan beraber ve solo şarkılar.Şef , Tülin Korman.
Çamaşır leğeni içindeki çivitli ve bol köpüklü su. Durgun. Kımıltısız.
Çinko yağmur saçakları yıpranmış, yosun yürümüş çoktan.
Sıvaları dökülmüş merdiven boşluğu.
Güneş sararığı patiska perdeler.
Akşam içime dökülüyordu. Kendimi gözyaşlarımda arayabilirdim artık. Kendimi hiç bulamayabilirdim de.
Karma aşısı olmuştuk. Aşım tutmuş olmalı ki, ateşim yükselmişti. Boğazımda ağrıyordu. Kirpiklerime kadar terlemiş olmalıydım. Kardeşim mızıklanıyordu. Annem duymazdan geliyordu onu.
Paris damgalı, tek satırlık, adressiz mektubunda Madam Bovary intihar edeceğini yazmıştı. Şaşırmamıştım, doğrusu. Madam Bovary'de tıpkı Madam Karenina gibi ölümü seçmeliydi.
Hayır, sevgilim filan değildi Emma Bovary. Çocukluk aşkım sadece Aliki'ydi. Kısa pantolondan uzun pantolona geçmiştim henüz. Aliki Vize'deki yazlık bahçe sinemasından çıkıp düşlerime girdiğinde.
Karşı sokakta kırık camlarıyla üç katlı metruk bina korkutuyordu beni.
Balkonlardan sarkıtılmış çamaşırlar.Renk renk..savruk.
Güllaç beyazı bir duman sızardı kuzinenin kapağından.
Babam kışlık tatsız kavun ve peynirle yudumluyordu rakısını.Yüzüme baktı.Belki de tam o an bana, bir şeyler söylemeyi düşündü.
Annem Emma Bovary'nin mektubu uzattı. Öyle üstüme üstüme, gözüme gözüme uzattı. Şaşkındım. Hiç beklemiyordum o mektubu bulacağını .Yastığımın altına gizlemiştim oysa.
Ablam perdeyi çekti.İçerisinin tatlı sarı ışığı çoğaldı giderek.Kolum ağrıyordu.
" Aşısı tuttu bu defa" dedi babam.
Okkalı bir küfür savurdu Nusret dayım. Sarhoş ıslığında hep o şarkı: " Mavi nurdan bir ırmak..gölgede bir salıncak.."
Naylon jarseden pembe geceliği, oksijenle sararttığı saçlarıyla Necmiye kadeh tokuşturdu karanlıkta. Madam Mıgıryan'ın randevuevinde sermaye oluşunun onbeşinci yıldönümüydü.
" Güzelsen aldırmazsan işin kolay.Güzelim, e boşta veriyorum.." diye fısıldadı kulağıma.
Vişne çürüğü ruj sürmüştü..kalın ve yağlıydı ruju. Kasap tezgahında yeni doğranmış çiğeri andırıyordu. Midem bulandı. Altın Damlası kokuyordu teni. Bir şişe rakıyı bitirdiğinde alkol ancak kesiyordu Necmiye\'yi. İşte ancak o saat sarhoşlamaya başlıyor, dili peltekleşiyordu. Laf atıyordu sağa sola. Bileğinde taze jilet izleri..
Blömarin kolej önlüğünün göğüs kısmına bastırarak tuttuğu okul kitaplarıyla yokuştan rüzgar gibi iniyordu Aliki. Ben Orhan Günşiray'dım artık. Aliki hızla gibi koşuyordu ben de arkasından.. ılık ılık bir romantizm doluyordu içime.
Ağlamak bazen ikrardı..ve Aliki, Nubar Terziyan beyin kolejli kızı Aliki ağlıyordu. Kurumuş gibiydi dudakları, unutulmuş gibiydi.Gözbebeklerinde tuttuğu gülümsemeyi bırakıverdi.
İşte tam o anda Kavafis'in dizeleri girdi aramıza:
"Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.Bu şehir arkandan gelecektir.Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın/ Aynı mahallede kocayacaksın./Aynı mahallede kır düşecek saçlarına/ Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda, başka bir şey umma./ Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol hiç yok./ Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte/ Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.."
Sabahın alacasında eve döndüğümde birden hatırladım. Tavşan Tombik ölmüştü. Kırmızıya çalan pembe gözlerine bulanık bir perde inmişti.. soğuktu…kaskatıydı. Tüyleri bile sertleşmişti sanki.
Tarçın kokan bir ölümdü bu.


Cemal TÜRKER

BEN AŞKI SEN GiTTiN DİYE YAKTIM

Kasım 03, 2008 0
BEN AŞKI SEN GiTTiN DİYE YAKTIM

Terk edilmiş bir sokaktayım..
Bütün duvarlar bana dargın..
Dargın bana bütün yollar,Seni sevdiğim için..
Ardından ağladığım için...

Oysa..

Yıldızlı gecelerde gözlerini gölgeleyen bendim..
Şafağın ışıklarını birer birer ben söndürdüm..
Bulutları ben iteledim dağ başlarına..
Sevdalılarını sığ denizlerde boğan bendim...
Nehirleri ben kuruttum..
Ve Ask'ı ben yaktım..Sen gitmeyesin diye!...

Bir labirentin sonundayım şimdi..
Ya yasayacam ya da öleceğim..
İkiside benim elimde..
Bütün sokaklar dilsiz,bütün sokaklar sağır..
Teker teker geçtim karanlık odalardan..
Yüreğim paramparça aştım engelleri..
Takıldım,düştüm,çok beter hırpalandım..
Ama inan bana Ay Parçam..
Sevdandan bir nefes,Tek bir nefes olsun usanmadım...

Bütün sokakların gözü benim üzerimdeydi..
Aklımda sen varsın diye..
Beni en zayıf yerimden vurdular "......"
Çok uzaklardaydın, nasıl bilecektin..

Geceydi...
Karanlıktı...
Bitmiştim...
Beterdim...

Neye yarardı ki sensiz Ask?
Bir kez daha gitmeyesin diye..Ask'ı ben yaktım!...

İnce yağmurlu bir gecede,Kör bir bıçak gibi saplandın yüreğime..
Kan çıkmadı mı sanıyorsun gözlerimden..
Bir sırrımı daha öğrendi gökyüzü..
Ne ay anladı, ne güneş ıslak yüreğimi..

Kara dumanlar yolladım sana,Sarsın diye vefasız bedenini..
Soğuktu,karanlıktı, çiseliyordu..
Isıtmak için sensiz bedenimi..Ask'ı ben yaktım!

Sevapsız bir günahkarım şimdi..
İşte çırılçıplak karşındayım..
Dalgaları elinden alınmış bir gemi..
Yıldızları çalınmış bir gökyüzü..
Buzulları erimiş ılık bir kutup..
Ve karanlıkta çalınan bir ıslık gibiyim..



En mahrem sırrımı doluyorum boynuna..
Masum çocukların uçurtmalarını ben parçaladım..
Oyuncaklarını kıran bendim bebeklerin..
İçimdeki yangınlara sığdırıyorum Göz yaşlarımı..
Bir kıvılcım oldu ismin dudağımda..

Geceydi...
Karanlıktı...
Bitmiştim...
Beterdim...

Deli gibi yollara düştüm,Belki ölürüm diye...
Olmayınca..!!! Ask'ı yaktım...

Bir baksana şu halime, ellerim kan ter içinde..
Bir diken yüzünden bütün gülleri birer birer ateşlere attım..
Gitti dediler senin için, Bilmiyordum...
Ne senle oluyor, ne de sensiz..
Yokluğun cehennemin diğer adıymış..
Ben deli, ben divane,Nerden bilecektim?..
Ey ayın en güzel hali olan parçam..

Ben Aşk'ı Sen Gittin Diye Yaktım....!!!

(alıntıdır)

01 Kasım 2008

SOBELENMİŞİM............

Kasım 01, 2008 1
SOBELENMİŞİM............
Sevgili http://gulumasli.blogcu.com bloğunun sahibi değerli arkadaşım sobelemiş beni. Ara ara böyle oyunlardan hoşlandığımı söyleyebilirim. En azından birbirimiz hakkında, ufak tefek bilgilere de sahip olabiliyoruz böylelikle…

Bu sefer ki sobe konusu “ Evde Nefret Ettiğimiz İşler ”…

Aslına bakarsanız çalışan bir insan olarak pek fazla işlere dokunduğumu söyleyemem. Allah razı olsun ki sevgili annem benim yerime ilgileniyor. Ama içimden geldiği zamanda saatler sürse de, yaparım. Benim en nefret ettiğim işler daha doğrusu yapmaktan zevk almadığım işler desem daha yerinde olur, sıralamam gerekirse ;


Ütü…
Saatlerce ütü masasının önünde ter dökmek bana göre değil. Bunun başka kolay bir yolunu bulmak gerek diye düşünüyorum.


Badana… Bazen insan dışardan birisine değil de kendi yapmak istiyor evinin badanasını. Ama ben ne hikmetse, başlayıp da bitiremeyenlerdenim. Ne yapayım sıkılıyorum.





Halı Yıkamak/Silmek… Sadece iki günüm var dinlenmek için ve hiç uğraşamam. Bir o kadar su, bir o kadar deterjan ve bunlardan da geçtim hadi. Kollarıma yazık değil mi ! Ne güne duruyor fabrikalar, gönder gitsin.



Perde Takmak…
Perdeleri indirmek çok kolay, çekiyorsunuz geliyor. Atıyorsunuz makinaya yıkıyor. Ama iş takmaya geldi mi, işte o bana göre değil. Kollarım ağrıyor benim.

Bunun dışında sevmediğim, nefret ettiğim hiçbir şey yok. Ev temizliğini çok severim ama, temizlemek için de içimde fazlasıyla bir istek olması lazım. Eğer o istek varsa sabah kalkarım akşama kadar kapı, pencere, cam, yer her ne varsa temizlerim, silerim. Ama diğer işler harbiden bana göre değil. Hayatta yapmaktan en nefret ettiğim işler yukarıdakiler. Onun dışında hiçbir şikayetim yoktur diğer işlere karşı….

Şimdi de sıra bende. Kimleri sobelesek bakalım, kimleri…

fatmacalezzetler.blogcu.com
gonlumdentatlar.blogspot.com
hercaı58.blogcu.com
ilkayinmekani.blogcu.com
laguer90.blogspot.com


Bakalım bu arkadaşlarımız nelerden yani hangi ev işlerinden nefret ediyorlarmış hep birlikte göreceğiz…

Selamlar ve sevgiler yolluyorum sizlere…