Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

03 Ocak 2009

SESSİZCE YAŞARIM SEVDAMI

Ocak 03, 2009 2
SESSİZCE YAŞARIM SEVDAMI
Aşıksam gözlerine, dokunuşlarına, yüzüne, kime ne !
Kime ne sana olan sevdamdan ve yüreğimdeki aşktan.
Sen bilmesen de olur, öğrenmesen ne çıkar;
Ben yaşıyorum ya bu aşkı kendi halime,
Yaşıyorum ya kendi yüreğimde sessizce;
Ne çıkar, varsın duymasın senin yüreğinde…

Ben çoğu kez içimde yaşar büyütürüm sevdamı.
Kimseler anlamaz halimden en çok da sevdiklerim
Fırtınalar kopar yüreğimde ama sessizce,
Kimseye şikayet etmem, edemem ki;
Sessizce yaşarım sevdamı yüreğimde…

Bazen öyle olur ki yüreğim, sığamaz çıkmaz ister yerinden.
Deli bir fişek gibi vurmak ister sevdiğini de.
Bazen de durgun bir su gibidir, akar sessizce kendiliğinden,
Ve öyle bir zaman da gelir ki, çoşar bir nehir gibi taşar yerinden…

Ben çoğu kez içimde yaşar büyütürüm sevdamı.
Kimseler anlamaz halimden en çok da sevdiklerim.
Fırtınalar kopar yüreğimde ama sessizce,
Kimseye şikayet etmem, edemem ki;
Sessizce yaşarım sevdamı yüreğimde…


Mehpare ÖĞÜT
01.01.2009

Paulo COELHO Diyor ki;

Ocak 03, 2009 1
Paulo COELHO Diyor ki;


“Bir gün yolunuzu kaybederseniz, bir çocuğun gözlerinin içine bakın…Çünkü bir çocuğun bir yetişkine öğretebileceği üç şey vardır.

1-Nedensiz yere mutlu olabilemek,
2-Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulabilmek
3-Ve elde etmek istediği şey için tüm gücüyle savaşmak…”


Coelho bunu söylediğinde nasıl bir ruh hali yatı içindeydi bilemeyiz elbette ama, eminim ki O bu üç maddenin farkına bunları kağıda dökmeden yıllar önce varmıştı ve sonrasında da bugüne kadar gelebilmişti.

Şöyle oturduğumuz yerde arkamıza yaslanıp bir düşünelim ama gerçekten düşünelim. Mutlu muyuz ya da en ufak şeyden mutlu olmayı becerebiliyor muyuz !. Kaçımız düşündü acaba ben çok merak ediyorum. Bir , üç , beş…Belki daha fazla ama neden ve nasıl mutlu olduğumuz aslında çok önemli. Belki mutlu olurken bile bizi mutlu eden şeyin değerini nice sonra anlıyoruz. Ya da o elimizden gittikten sonra. Ona sahipken neden farkına varamıyoruz dersiniz. Çünkü o hep bizimle kalacak diye düşünüyoruz, hep bizim olacak, sonsuza değin bizimle yaşayacak. Ama gerçek yaşamda mutluluk tıpkı bir sabun köpüğü gibi bir vardır, bir yoktur. Onu var eden biz isek, ona sıkı sıkı sarılıp sahiplenecek de yine biziz. Ancak biz insanoğlu o kadar nankör ve o kadar benciliz ki, mutluluk hep bizimle olsun isteriz, isteriz ama onu elimizde tutmayı beceremeyiz.
Bazen de hiçbir neden yokken mutlu olabiliriz çünkü diğerlerine önemsiz, sade ve basit gelen şeyler bazılarımız için dünyanın tüm hazinelerinden kıymetlidir ve bu bizleri mutlu kılmak adına belki de en güzel şeydir. Aslında dikkatlice düşündüğümüzde nedensiz yere mutlu olmak adına ne çok şeye sahibiz. Yani mutlu olmak için illa ki bir nedene sahip olmak gerekmiyor ve yukarıdaki ilk madde de denildiği gibi nedensiz ve bir çocuk kalbindeki güzellikleri görerek mutlu olmayı başarabilmek, ne güzel ve ne saf bir duygu olmalı, başarabilene…

****

Hayat süresi genç yaşlardayken o kadar uzun görünür ki bizlere, yaşlanmak için daha çok vaktimiz olduğunu düşünür dururuz ama, unuttuğumuz bir şey vardır ki o da, bu yaşların gelip geçici ve dünyanın fani olduğudur. Eğer bir asalak gibi yaşamak istiyorsanız elbette bu sizin kendiniz için yaptığınız bir seçimdir. Ama, ben bir şeyler yapmak istiyorum demek ve bunu çevrenizdekilerle paylaşabilmek aslında bir açıdan kendinizi hem bir ifade ediş şekli, hem de zamanınızı en iyi şekilde değerlendirebilmek adına yapılan güzel bir çabadır. Bugün içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor demekle, kendimi sevmiyorum demek arasında bir fark göremiyorum ben. Bu cümleleri sarf etmek bir istençsizlikten başka bir şey değildir bana göre. Ve bu istençsizlik ya tembelliğin ya da zamanı boşa geçirmenin bir sonucudur. Bir insan kendisini ne kadar çok severse, kendisi için de o kadar çok şey yapmak telaşı içine girer. Bu tatlı bir telaş olmalıdır ki, kendini hem meşgul edebilsin, hem de bu meşguliyetten dolayı zevk alabilsin. Böylece kendini bu şekilde de mutlu kılmayı öğrenebilsin…

****

Şu an yaşadığımız dünya üzerinde, isteklerine ulaşmak adına nice insan haklı uğraşlar vermekte. Gecesini gündüzüne katıp yılın 365 günü çalışıp bir gün bile tatil yapmayan nice insanlar var. Bütün bunlar niye. Bunca emek, bunca uğraş, bunca yorgunluk… Hepsi de insanların isteklerine ulaşabilmesi için verilen bir savaş değil mi. Yakın tarihten Napoleon BONAPARTE’ ın şu sözünü hatırlatmak isterim ki, “Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmemiştir” Bu söz elbette o dönemlerde bir ülkenin bağımsızlığı adına haklı olarak söylenmiş bir söz olmakla birlikte günümüzde insanların elde etmek istedikleri şeylere ulaşması adına söylenmiş ne haklı bir söz öyle değil mi ! Yalnız burada göz ardı edilmemesi gereken şey elbette ki, zafere ulaşmak adına başkalarına zarar vermek olarak değil, sadece çalışmak, çalışmak ve çalışmaktan geçtiğidir.

Ve toparlamak gerekirse, insanlar yaşadığı dünyada mutlu olmayı bilebilmeli, mutlu olmak adına kendisini mutlu edecek şeylere fırsat vermeli ve zamanını en iyi şekilde kullanarak bir su gibi akıp gitmesini önlemelidir.


Mehpare ÖĞÜT

02 Ocak 2009

SOĞUK SAVAŞIN BİLİNMEYENLERİ

Ocak 02, 2009 1
SOĞUK SAVAŞIN BİLİNMEYENLERİ


Soğuk Savaş, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle ABD ve SSCB arasında yaşanan siyasi çekişmeyi birçok yönüyle ele alıyor. Kitap, tarih uzmanlarına olduğu kadar genel okuyucuya da sesleniyor. Olayları kronolojik sırayla değil, tematik başlıklar altında anlattığı için, döneme özgün bir bakış açısı sunuyor.

Tarih profesörü John Lewis Gaddis, II. Dünya Savaşı’yla değişen Avrupa haritasının yeniden biçimlenişini ve birçok ülkede yaşanan dönüşüm sürecini çözümleyici bir bakış açısıyla anlatıyor. Bu süreçte, olayların yanında olguları ve tutumları da tartışan kitap, uluslararası ilişkilerde güdümün oynadığı rolü, daha sonra komünist rejimlerin çöküşünü ve özerkliğin doğuşunu irdeliyor.

İki süper gücün stratejik konumdaki ülkeleri yanlarına çekmeye çalışmasıyla Asya’dan Güney Amerika’ya yayılan mücadelede tüm dünyada nüfuz alanları değişti. Savaş sonunda Berlin Duvarı’nın yıkılması ve SSCB’nin dağılmasıyla, güç dengesi nihayetinde bugünkü halini aldı.

Soğuk Savaş, dünyanın nükleer savaşın eşiğinden dönmesi, Marshall Planı ve Türkiye’nin dış siyasetine etkisi gibi, yakın tarihin önemli süreçlerini açıklayan kapsamlı bir çalışma.

Soğuk Savaş: Pazarlıklar, Casuslar, Yalanlar, Gerçek Yazan:John Lewis Gaddis Çeviren: Dilek Cenkçiler 282 sayfa, 18 YTL

Kaynak Haber
Pusula.tv

DALİ İLE 10 GÜN DAHA

Ocak 02, 2009 0
DALİ İLE 10 GÜN DAHA
Gala-Salvador Dalí Vakfı’nın işbirliğiyle düzenlenen ve 20 Eylül’de başlayan sergiyi bugüne kadar 160 binden fazla sanatsever gezdi. Başlangıçta 20 Ocak 2009 olarak belirlenen kapanış tarihi de bu sebeple 10 gün daha uzatılarak 1 Şubat 2009 Pazar oldu.

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) ev sahipliği yaptığı “İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dalí”sergisi gördüğü yoğun ilgi sebebiyle 1 Şubat 2009 Pazar gününe kadar uzatıldı.

İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dalí” sergisi kapsamında ünlü sanatçının toplam 385 parça eseri sunuluyor. Sergide 33 resim, 113 çizim, 111 gravür ve 12 litografisinden oluşan ana koleksiyon dışında ayrıca sanatçının mektupları, notları ve fotoğrafları da yer alıyor.

Pazartesi günleri hariç, salı, perşembe, cuma ve pazar günleri 10.00-18.00, çarşamba ve cumartesi günleri 10.00 - 22.00 saatleri arasında gezilebilen sergi açıldığı günden beri yerli ve yabancı 160 binden fazla sanatsever tarafından gezildi. Başlangıçta 20 Ocak 2009 olarak belirlenen kapanış tarihi de bu sebeple 10 gün daha uzatılarak 1 Şubat 2009 Pazar oldu.

SSM Müdürü Dr. Nazan Ölçer, “Picasso ve Rodin’den sonra batının bir diğer büyük ustasını sanatseverlerle buluşturan serginin, ulusal ve uluslararası alanda, en az önceki sergiler kadar büyük bir ilgiyle karşılanacağına baştan beri inanıyorduk. Sanatseverlerin, büyük bir heyecanla devam eden ilgisinden çok mutluyuz. Serginin açıldığı ilk günden itibaren oluşan kuyruklarımız devam ediyor. Serginin sömestre tatilini içine alacak şekilde uzatılması yönünde telefon ve e-posta ile gelen talepleri ve günlük ziyaretçi sayısımızı göz önüne alarak, serginin süresini sömestre tatilinin bir haftasını da içine alacak şekilde 10 gün uzatmaya karar verdik. Ek sürenin, sergiyi henüz gezemeyenler için fırsat yaratacağına inanıyoruz” dedi.

Kaynak Haber
Pusula.tv