Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

09 Şubat 2009

ANISI BİZ OLALIM

Şubat 09, 2009 1
ANISI BİZ OLALIM
Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri

bir arkadas evine uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz,ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi

belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmasık fısıldaşsın yine
gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen

Ahmet TELLİ

AYAKKABI

Şubat 09, 2009 2
AYAKKABI
Sanki gelecek ay gökten para yağacak. hem ev sahibim de zengin biri sayılmaz ki. kimseden borç istemeye de yüzüm kalmadı. 20 milyon da kiraya verince elde 10 kalacak, bakkal artık beklemez, 5 de ona. kalan 5 de bir hafta yeter ya sonra”.
adam evine geldiğini farketti. içeri girdi, sıkıntılarını olabildiğince ailesine yansıtmayan biriydi. yüzündeki sıkıntılı ifadeyi zorla da olsa değiştirdi, güler yüzle içeri seslendi;
--alo !. . . kimse yok mu? bu yorgun ve yaşlı adamı karşılayacak kimse yok mu?
hanımı koşarak geldi, ceketini aldı;
-kusura bakma bey, geldiğini duymadım.
-eh elimiz boş olunca yüzümüze bakılmıyor, ne yapalım.
-öyle deme bey.
-şaka yaptım canım şaka yaptım, hemen darılmaaa. . . elim dolu olsa da yüzüme bakılmıyor, diyecektim !. .
onun şakalarına alışmış olan karısı bu kez ses çıkarmadı, sadece gülümsedi.
-yorgun görünüyorsun.
-biraz yorgunun hanım.
-acıkmışsındır, hemen yemeğini getireyim.
-hanım acıktım acıkmasına da, zahmet olmazsa başka bir şey rica edecem.
-estağfurullah bey, buyur !. . .
-ya sen de yorgunsundur ama ayaklarım çok ağrımış, bir leğene az bir su koysan, sana zahmet.
-tabi hemen getiriyorum.
adam eşofmanını giyip oturmuştu ki, hanımı bir legen suyla girdi. adam yorgun ayaklarını suya daldırmadan merakla sordu;
- benim tatlı kızım nerde bakayım, saklandı mı yaramaz?
anne başını önüne eğdi,
-ne oldu, bir şey mi var? …söylesene canım.
-içerde…ağlıyor.
-ağlıyor mu !. . . niye?
-ayakkabı istiyor.
-daha önce konuşmuştuk, alamayacağımı söylemiştim. hem ayakkabısı eski değil ki?
-eskidiği için değil, arkadaşlarında gördüğü, yeni çıkan bir ayakkabıdan istiyor.
-hanım biliyorsun para durumunu…
-ben biliyorum da…
-bir daha konuşayım bakalım, benim kızım anlayışlıdır. çağır gelsin.
kadın kızını çağırdı, kalkmak istemeyen kızını, zor da olsa ikna ikna etti, babasının yanına getirdi. babası yanına oturttu. olabildiğince kırmamaya çalışarak konuştu;
-kızım, seninle daha geçen akşam konuşmuştum. ayakkabı alacak kadar paramız yok, hem ayağındakiler de eski değil.
-başkası nasıl alıyor?
-yavrum onların durumu daha iyiyse alabilirler. bizim şimdi iyi değil. bekle belki bir kaç ay sonra alabiliriz.
-banane arkadaşlarım aldı, ben de alacam.
yine ağlamaya başlamıştı.
-ne kadarmış o ayakkabı fiyatını biliyor musun?
-4 milyon.
-kızım sana o ayakkabıyı alırsak elimizde para kalmıyor. getir bakayım sen şimdi giydiğin ayakkabılarını.
kız hışımla getirdi, yere attı. adam çocuğun saygısızlığını görmemezlikten geldi. küçük çocuklar için böyle heveslerin ne derece önemli olduğunu biliyordu. hele arkadaşlarından biri onu kıskandırdıysa, o küçük dünyasında tüm hayali o ayakkabı olmuştur, başka birşey düşünemez bile, diye aklından geçirdi. fakat adamın da yapacak birşeyi yoktu. çok uzun bir sessizlik oldu, adam kızını kırmadan nasıl çözüm bulacağını düşünüyordu. hanımı ise kocasının, ayakkabıların yere atılışına sinirlendiğini düşünüp endişe ile bekliyordu. adam umutsuzca kızına bir daha sordu;
-kızım, bu ayakkabılar hiç de eski görünmüyor, bir kaç ay daha giysen.
-eski işte eski, giymem. bunlar eski !. .
adam’ın içi içini yiyordu. bir medet arar gibi hanımına baktı. yıllardır sıkıntı içinde yaşayan ama eve her gelişinde güler yüzünü eksiltmeyen vefakar karısı, yapacak birşeyi olmadığını göstermek için, ellerini iki yana açtı. adam birden ayağa kalktı, giyinmeye başladı.
-kızım madem benim, “ayakkabın eski değil” sözüme bakmıyorsun, giy ayakkabılarını dışarda az öne gördüğüm bir çocuğa soracağız, sen soracaksın. eğer sorduğun çocuk, bu ayakkabılar için, eski derse veya beğenmezse söz istediğin o ayakkabıları alacağım.
ayakkabı alınmasından tamamen ümitsiz olan kız bunu duyunca heyacanlandı. hemen hazırlandı. baba kız el-ele sokağa çıktılar. hiç konuşmadan bir kaç sokak geçmişlerdi ki, babası az ilerdeki köşeyi gösterdi;
-bak şu köşede oturan bir çocuk var, hemen hemen senin yaşlarında. sor bakalım ayakkabıların güzel mi değil mi !. . .
kız hevesle çocuğun yanına koştu ama durdu kaldı. çocuğun şaşkın bakışları arasında birkaç saniye orda kaldıktan sonra ağlayarak babasına doğru koştu. soramamıştı.
babası ağlayan kızını bırakıp, köşedeki çocuğun yanına gitti. cebindeki bozuk paraları, çocuğun önündeki mendile bırakıp döndü. çocuk hâlâ, ağlayarak uzaklaşan kıza bakıyordu, duvara yasladığı koltuk değneklerinin arasından.


Ahmet Ünal ÇAM
http://huzur.sehri.com

ADA

Şubat 09, 2009 0
ADA
Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında atlas okyanusu'nun ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasına kendilerini atarak intihar etmektedirler!

bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.

yıllar suren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. insanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır. kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve uzun ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.

peki ya siz...

sizin hiç bir adanız oldu mu? yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı? bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü, dengenizi yitirinceye kadar çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize? sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz bir arkadaş, size daima huzur ve mutluluk verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde? kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize.


Alıntıdır...

08 Şubat 2009

MİM -II-

Şubat 08, 2009 1
MİM -II-
İkinci ve son olarak da http://esenguldenesintiler.blogspot.com un sahibi değerli arkadaşım Mim’lemiş beni. Arayı açmadan hemen onun da Mim’leme konusu ile ilgili sorularını yanıtlamak istiyorum.

En sevdiğim kelime?

Benim en sevdiğim kelime hayatım’dır. Çünkü bu kelimeyi herkese kullanmam ve eğer kullanıyorsam da mutlaka karşımdakinin ben de oldukça büyük bir değeri var demektir..


En nefret ettiğim kelime?

CİN…Bu kelimeden harbi tırstığımı söyleyebilirim. Her nedense sanki söylediğimde karşıma dikilecekler ve beni korkutacaklar diye ödüm patlıyor. Bu nedenle artık direk söylemeyip, üç harfliler diyorum…

Beni ne heyecanlandırır?

Beni en çok yıllar sonra gördüğüm eski sevgilim ya da hoşlandığım ama bir türlü hoşlandığımı söyleyemediğim kişiyi görmek oldukça heyecanlandırır…

En sevdiğim ses?

Bahar geldiğinde öten kuşların sesleridir…

En nefret ettiğim ses?

Sabah daha horozlar bile ötmeden komşularımın çıkarttığı sesler, sokaktan gelen ve gürültülü bir şekilde konuşan insanların seslerinden nefret ederim…

Hangi mesleği yapmak istemem?

Hemşirelik. Çünkü çok meşakkatli ve çok zor bir meslek. Her şeyden önce sabır lazım. Karşınıza hasta olarak gelen her insan farklı karakterlerde ve farklı eğitim seviyesinde. Bu nedenle bu mesleği kaldıramazdım sanırım…

Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdim?

Emin olamasam da bu konuda 6.hissimin zaman zaman kuvvetli olduğuna inanırım. Ve zaman göstermiştir ki bu konuda çoğu zaman haklı çıkmışımdır…

Kendim olmasaydım kim olmak isterdim?

Kendim olmaktan mutluyum elbette çünkü bu dünyada benden bir tane var. Ama eğer ben olmasaydım mutlak ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki, Atatürk’ün kızı olmak isterdim.

Nerede yaşamak isterdim?

Ben Türkiye’de ve Ankara’da yaşamaktan son derece mutlu bir insanım. Denizimiz yok ama Ankara’nın kendine has havasında yaşamak beni son derece mutlu ediyor. Ancak ikinci bir şansım daha olsaydı eğer, İtalya-Venedik’te yaşamak isterdim. Benim için ilginç bir yer ve bir o kadar da romantik. Ama bu yaşam eminim ki kısa süreli olurdu…

En önemli kusurum?

En önemli kusurum her ne kadar hoşlanmasam da çabuk parlamam. Bu huyumdan bir türlü kurtulamıyorum…

Bana en fazla keyif veren kötü huyum?

Dik bir insan olmam. Başkaları isterlerse saatlerce konuşsunlar, ben bildiğimden şaşmam. O sadece konuştuğu ile kalır karşımda…

Kahramanım kim?

Benim yeryüzündeki en büyük ve tek kahramanım ATATÜRK’üm…Başkası yalan…

En çok kullandığım küfür?

Gerizekalı…Nefret ediyorum bu kelimeyi kullanmaktan ama gerçekten de bunu hak edenler çıkıyor karşıma…

Şu anki ruh halim?

Gayet sakinim.

Hayat felsefesini hangi slogan özetler?

Ben bugünü yaşarım, yarın ölür müyüm kalır mıyım bilinmez…

Mutluluk rüyam nedir?

Unutamadığım aşkım bir gün kapıdan girecek ve ben geldim seni seviyorum diyecek…Sonra küçük bir kasabada özellikle bir sahil kasabasında tek kat üzerine Amerikan bir eve sahip olmam. Küçük bir bahçem olması ve bahçemde küçük bir süs havuzu…

Mutsuzluğun tanımı?

Ailemi kaybetmek…

Nasıl ölmek isterdim?

Her zaman dediğim gibi uykumda ve yatağımda ama dini görevimi de yerine getirerek ölmek en büyük arzum…

Öldüğümde cennete gidersem Allah’ın bana kapıda ne söylemesini isterdim?


Ey kulum ! Dünya da iken bilerek ya da bilmeyerek pek çok hatalar yaptın ama bu hatalarını fark ettiğinde düzeltme yoluna gitmenin yollarını da buldun. Kimini gerçekleştirdin kimini ise gerçekleştiremedin ama hep düzeltmeyi istedin. Bu yüzden senin yerin burası...
(içimden böyle geliyor çünkü)


Umarım bir mimlemeyi daha başarıyla atlatmış oluyorum böylelikle ve ben de aşağıda isimleri yazılı olan blogların sahibi arkadaşlarımı Mim’liyorum.

http://muazzezv.blogcu.com
http://www.dantel83.blogcu.com
http://hercai58.blogcu.com
http://hayalerdem.blogcu.com
http://boncukdevrim.blogcu.com

Kolay gelsin arkadaşlar diyerek hepinize sevgi ve selamlarımı gönderiyorum…

Mehp@re