Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

22 Mart 2009

VERMEK

Mart 22, 2009 0
VERMEK

Sonra, varlıklı bir adam konuştu:

"Bize vermekten bahset."

Ve o cevap verdi:

"Sahip olduklarınızdan verdiğinizde,
çok az şey vermiş olursunuz;

Gerçek veriş, kendinizden vermektir.

Çünkü sahip olduklarınız, yarın ihtiyacınız olabilir
diye saklayıp koruduğunuz şeylerden ibaret değil mi?

Ve yarın, kutsal şehre giden hacıları takip ederken,
kemiklerini, iz bırakmayan kumlara gömen
fazla uyanık bir köpeğe ne getirebilir?

Ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka birşey değil midir?

Kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?

Çok fazla şeye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteriş isteyen gizli arzuları için yaparlar,
ki bu da armağanlarını yararsız kılar.

Ve bazıları vardır ki, çok az şeye sahiptirler
ve hepsini verirler.
Bunlar hayata ve hayatın definesine inananlardır,
ve kasaları hiç boş kalmaz.

Bazıları sevinçle verirler, bu sevinç onların ödülüdür.

Bazıları ise ıstırap içinde verirler
ve bu acı onların vaftizidir.

Ve bazıları vardır ki, ne vermenin acısını hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düşüncesi taşırlar;

Onlar, şu vadideki mersin ağacının
kokusunu salışı gibi verirler.

Böyle kişilerin ellerinde Tanrı dile gelir ve
onların gözlerinden Tanrı, dünyaya gülümser.

İstendiği zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır.

Ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veriş olayından daha fazla sevinç getirir.

Vermekten alıkoyacağınız herhangi bir şey olabilir mi?

Sahip olduğunuz her şey bir gün verilecektir.

Öyleyse şimdi verin ve vermenin hazzını
mirasçılarınız değil siz yaşayın..

Çoğunlukla şöyle dersiniz:
'Vereceğim, ama hak edeni bulabilirsem.'

Ne koruluktaki meyve ağaçları böyle düşünür,
ne de çayırdaki sürüler.

Onlar, saklandığında çürüyecek olanı,
yaşayabilsin diye verirler.

Herhalde kendisine günler ve geceler
verilmesini hak eden bir kişi,
sizden gelebilecek şeyleri de hak eder.

Ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan,
sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.

Faydasından öte, kabul etmenin gerektirdiği cesaretten
ve güvenden daha büyük bir değer var mıdır?

Ve siz kim oluyorsunuz da, onların göğüslerini yırtarak
gururlarını korunmasızca ortaya seriyor, sonra da
onların değerlerini örtüsüz ve gururlarını
utanmasız olarak değerlendiriyorsunuz?

Önce kendinizi vermeye hak kazanmış ve
verme olayında bir aracı olarak görün.

Çünkü gerçekte herşeyi veren hayattır
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde,
sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz.

Ve siz alıcılar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi taşımayın.

Bunun yerine, armağanları kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;

Çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babası evren olan cömertlik olgusundan
şüphe etmek demektir..."




Halil CİBRAN

20 Mart 2009

SEVGİ , NEŞE VE MUTLULUK...

Mart 20, 2009 0
SEVGİ , NEŞE VE MUTLULUK...
Sevgi, Neşe ve Mutluluk çok güzel geçinen üç arkadaştı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Bir gün canları sıkıldı. Yürüyüşe çıkdılar. Git git yol bir türlü bitmek bilmiyordu. Karınları aç, üstelik çok susamışlardı. Ne yapalım diye konuşurlarken karşıdan bir adamın geldiğini gördüler. Sevgi hemen atılarak..
-Amca o sırtında ki çuval da ne var?
Adam ters bir adamdı.
-Sana ne.
Sevgi şaşırdı. Yüreği sevgi dolu olduğu için böyle bir tepki beklemiyordu..
-Çok açız amca ne var söylesene? .
-Yiyecek ama ben onları eve aldım. Sizlere veremem.
Çok üzülmüştü Sevgi.
-Peki amca verme dedi.
Adam üç adım atar atmaz yığıldı yere. Yanlarına gittiklerinde adamın ölmüş olduğunu gördüler. Birşey yapamadan yollarına devam ettiler. Adamın ruhu öteki aleme doğru uçmaya başladı. Bir kapıdan içeri girdi. Beyazlar içinde bir melek onu bekliyordu.
Yollarına devam eden üç arkadaş, susuzluklarına bir çare bulamıyorlardı.
Neşe;
-Bak karşıdan bir kadın geliyor. Elinde de kocaman su güğümü var dedi. Üçü de sevinç içersindeydiler. Kadın yanlarına gelince,
-Güğümde su mu var teyze? diye sordu Neşe.
-Evet sana ne diye cevap verdi kadın.
Neşe tekrar,
-Çok susadık teyze, üçümüz de çok susadık dedi.
-Aaa.. ben sabahtan akşama kadar tarlada çalışıyorum. Size bir damla bile veremem dedi.
Üçü de şaşırmışlardı. Birşey diyemediler. Kadın yüzlerine bile bakmadan yürümeye başladı. Birden bir gürültüyle arkalarına döndüler. Bir de ne görsünler. Kadın düşmüş ve elinde ki toprak güğüm kırılmıştı. Güğümde ki sular toprağa yayılmıştı.Kadın da hareketsiz yatıyordu. Koşarak kadının başına gittiler. Fakat kadın ölmüştü. Birşey yapamadan yollarına devam ettiler.
Kadının ruhuda öteki aleme doğru uçmaya başladı. O da bir kapıdan içeri girdi. Karşısında beyazlar içinde bir melek duruyordu.
Üç arkadaş açlık ve susuzluktan bitap düşmüşlerdi. Karşıdan şarkı söyleye,
söyleye bir çocuk geliyordu. Elinin birinde ekmek, birinde de bir şişe su vardı. Mutluluk çocuğa,
-Karnımız çok aç bizlere ekmek, su verirmisin? .
-Tabi ablalarım. Cebimde param var. Ben yine gider alırım dedi. Elinde ki ekmeği ve suyu Mutluluğa uzattı. Üç arkadaş öyle sevinmişlerdi ki..
Hemen ekmeği paylaşıp suyu da içtiler. Hayretle çocuk onlara bakıyordu.
-Ablalarım çok acıkmışınız gerçekten dedi.
Sevgi çocuğa,
Herzaman yüreğin sevgiyle dolsun, sevgiyle taşsın. Karşına hep sevgi yürekler çıksın dedi.
Sıra Neşe`deydi. Herzaman neşen bol olsun. Hep neşeli ol dedi.
Mutluluk ise,
-Mutluluk hep seninle olsun. üzüntüler sana uğramasın dedi.
Çocuk teşekkür ederek tekrar eve ekmek almak için geriye döndü.
Adamla, kadın meleğin karşısındaydı. Melek önce adama dönerek,
-Bu yaşa kadar sevgi adına ne yaptın? . Hiçbirşey yapmadım. Hep çalıştım. Aileme baktım.
-Hiçdurmadan karını, çocuğunu dövdün. İçtin içtin herkese sataştın. Senin yüreğinde sevgi yok. Neşeli olamadığın gibi, mutluluğu da tatmadın. Haydi git şu kapıdan gir içeri dedi.
-Orası neresi? diye sordu adam.
-Sevgiyi yüreklerinde yaşatmayanların yeri, diye cevap verdi melek.
Sıra kadına geldi. Aynı soruları ona da sordu.
Kadında meleğin sorularını cevapladı.
-Ne yapayım. Kocam hergün kahvede, bütün gün tarlada çalıştım.
Ama sen den yardım isteyen komşularına yardım etmedin. Bol bol dedikodu yaptın. Herkesi birbirine düşürdün. Yüreğinde bir lokmacık sevgiyi barındırmadın. Haydi sen de aynı kapıdan geç diye cevap verdi.
Sevgi,Neşe, Mutluluk yollarına devam ediyorlardı. Ama gördükleri, çoğu insanın yüreğinde sevgi den eser yoktu. Sevgi olmayınca Neşe ve Mutlulukta olmuyordu.
Sevgi herzaman yüreklerinizde, Neşe ve Mutluluk sizlerle olsun.


Alıntıdır...

18 Mart 2009

AŞIK VEYSEL'E ANMA TÖRENİ

Mart 18, 2009 2
AŞIK VEYSEL'E ANMA TÖRENİ



Aşık Veysel, ölümünün 36. yılında Sivas'ta anılacak

Ben giderim adım kalır /
Dostlar beni hatırlasın/
Düğün olur bayram gelir/
Dostlar beni hatırlasın”


dizelerinin sahibi dünyaca ünlü halk ozanı Aşık Veysel, ölümünün 36. yılında doğum yeri Sivas'ta anılacak.

Şarkışla ilçesi Sivrialan köyündeki mezarı başında 21 Martta anılacak Aşık Veysel Şatıroğlu, şiirleriyle Türk kültürünün vazgeçilmez yapı taşlarından biri olarak görülüyor.

Eserlerinde Türkçeyi en yalın ve güçlü şekilde kullanan Aşık Veysel, şiirlerinde verdiği mesajlarla Türk milletine her zaman birlik ve beraberliği öğütlüyor.
Pek çok eserinde vatan, tabiat, birlik, çalışma, yardımlaşma konuları yer alan Aşık Veysel'in şiirleri incelendiğinde dikkati çeken en önemli noktanın vatana bağlılık ve idealistlik olduğu görülüyor.

Eserlerinde daima birleştirici, kaynaştırıcı bir tavır içinde davranan, Büyük Önder Atatürk'ün düşünce ve prensiplerine de sıkı sıkıya bağlı olan ünlü ozan, bu bağlılığını şu dizeleriyle dile getiriyor:


“Çalışalım kurtaralım buhrandan/
Nedir senlik benlik usandık candan/
Irkımız neslimiz aynı bir kandan/
Yurdun yaraların saralım kardaş/
Yürüyelim Atatürk'ün izine/
Boş verelim bozguncular sözüne/
Göz atalım şu dünyanın hızına/
Yürüyüp hedefe varalım kardaş.”

VEYSEL'DEN GENÇ KUŞAKLARA SON NASİHATLER

Ölümünden 3 ay önce radyocu Yaşar Özürküt ile yaptığı röportajda, insanlara vermek istediği mesajların sorulması üzerine Aşık Veysel, genç kuşaklara şu nasihatlerde bulunuyor:
“Onlara söyleyişim şu olacak, çalışmak, azim, fikir. Efendime söyleyeyim, bunlar mevcut olacak. Dönmeyecek azminden insanlar. O azminden dönmeyen insan, muhakkak erinde, geçinde arzusuna ulaşır. Fakat azim deyince o da, biri yani yanlış yola azmetmiş, o muhakkak yolda kalır. Fakat doğru yola azmederse o kendini bir selamete çıkarır ve ismini baki kor dünyada, kendi de baki kalmış olur. Yoksa yanlış yola azmetmiş, onun muhakkak bir gün kafasına vururlar. Ondan hayır çıkmaz. Çıksa kalsa bile herkes nefret eder. İnsanlar iki şeyle anılır, biri nefretle, biri rahmetle. Nefretle anıldıktan sonra hiç anılmasın.”

Ölümünden birkaç saat önce bile kendisine söylemek istedikleri sorulduğunda “Ne diyeyim. Birbirinizle, konu komşuyla iyi geçinin, dirliğiniz, düzeniniz bozulmasın” dediği belirtilen Aşık Veysel, “Kürt'ü Türk'ü ne Çerkez'i/Hep Adem'in oğlu, kızı/Beraberce şehit, gazi/Yanlış var mı ve neresi”
dizeleriyle birlik ve beraberliğe vurgu yapıyor.

KÖYÜNDEKİ İLK MEYVE BAHÇESİNİ KURDU

Aşık Veysel'in önemli ancak pek bilinmeyen bir özelliği de köyünde ilk kez meyve bahçesi kuran ve meyve yetiştiren kişi olması.
Köyünde ve çevresinde tek meyve ağacı olmadığı halde Sivrialan'da ilk meyve bahçesini kurduğu ifade edilen Aşık Veysel'in bahçesinde elmadan kayısıya, kirazdan cevize kadar çeşitli meyve ve çiçek bulunuyor.

ANMA ETKİNLİĞİ

Şarkışla Kaymakamlığınca 21 Martta düzenlenen Aşık Veysel'i anma etkinlikleri kapsamında ilk olarak ilçedeki Aşık Veysel Kültür Merkezi'nde program yapılacak. Programda, sinevizyon eşliğinde Aşık Veysel'in hayatı anlatılacak, şiirlerinden ve eserlerinden örnekler verilecek. Aşık Veysel ile ilgili konuşmaların yapılacağı programın ardından Veysel'in doğum yeri olan Sivrialan köyündeki mezarı ziyaret edilecek. Burada ağaç dikme töreninin ardından Sivrialan köyündeki Aşık Veysel Müzesi gezilecek.

AŞIK VEYSEL'İN HAYATI

Şiirlerinde yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk iç içe olan, aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde doğdu.

Karaca Ahmet ile Gülizar hanımın çocuğu olan Aşık Veysel, çiçek hastalığı yüzünden 7 yaşında bir gözünü kaybetti. Aşık Veysel'in diğer gözü de kısa süre sonra kör oldu.

Babasının oyalanması için aldığı sazı çalmaya başlayan Veysel, saz ustaları Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin'den ders aldı. Aşık Veysel'in cumhuriyetin 10. yılı için yazdığı destanın yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramı'ndaki başarısı dikkati çekti. Veysel, bazı köy enstitülerinde saz öğretmenliği yaptı.
İki kez evlenen, 2 erkek ve 4 kız babası olan Aşık Veysel, 21 Mart 1973 tarihinde vefat etti.

NE GÜZEL ŞEY SEVMEK…

Mart 18, 2009 0
NE GÜZEL ŞEY SEVMEK…
Ne güzel şey sevmek…
Doğayı, insanları, en çok da seni sevmek.
Birisine canım demek, canından önce bilmek.
Ne güzel şeymiş seni sevmek…
Paylaşmak,
Elindeki tek lokmayı, en çok da yüreğini,
Ne güzel şeymiş seni sevmek...
Elle ele tutuşup saatlerce yürümek,
Hiçbir şeyi düşünmeden yaşamak, yaşayabilmek.
Var olmak iki canda tek yürek olabilmek.
Ne güzel şeymiş seni sevmek…
İyi ki sevmişim seni…

Mehpare ÖĞÜT
2009