Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

14 Mayıs 2009

HAYAT BU…

Mayıs 14, 2009 1
HAYAT BU…
Hayat bu…
Bazen merdivenlerden inersin,
Bazen de çıkarsın.
Gülenler olur, dalga geçenler olur,
Ağlarsın sessiz sedasız,
Dünyanın en büyük suçunu işlemişçesine,
Saklanırsın bir köşede.
Kapanır kapılar yüzüne,
Kime el açsan boşa çıkar,
Kimden merhamet dilensen ağlatırlar,
Sevgi dersen onu hiç sorma,
Yalandan “seversin” derler,
Ama kalpleri başka söyler.
Bilmezler ki seni, sendeki yüreği,
Aşkın sende bıraktığı izleri…

Hayat bu…
Bazen vurur, bazen de değmeden geçer.
İnleyen her nağmede yüreğin cız eder.
Bir gülersin bir ağlarsın,
Bu da benim hayatım mı dersin, şaşırırsın.
Konduramazsın kendine ama hayat bu işte.
Yaşayacaksın sürünsen bile.
Hayat bu, yaşa seni yaşatabildiğince….


MEHPARE ÖĞÜT
MART 2009

....

Mayıs 14, 2009 0
....

SEVDALAR BOYLE BASLAR

Mayıs 14, 2009 0
SEVDALAR BOYLE BASLAR

Once dunyama sesin girdi ozlemli, kisik
Bir mutluluk mustusu gibi ta uzaklardan
Cok sonrasi optugum o gul dudaklarindan
Once sesindi cagiran beni gur ve aydinlik

Once kucuk ellerin kondu avuclarima
Yolunu sasirmis bir kus gibi, urkek
Alistim herseyine, her yerine giderek
Saplandin ignelerce parmak uclarima

Once bir aksamdi gelen seninle dopdolu
Inanilmaz, doyulmaz, anlatilmaz, kanilmaz
Bir aksamdi sevgiden, apaydinlik, bembeyaz
Bir aksamdi, alev alev istekli, duygulu

Hersey gercekti, oylesine guzel, yalansiz
Agladim sensiz gecen ve gececek gunlere
Sende olumsuzlugun cagrisini duydum once
Sonra tutusup, yandim ben, sevdalandim apansiz.

UMIT YASAR

GERÇEK AŞK

Mayıs 14, 2009 0
GERÇEK AŞK

John Blanchard banktan ayaga kalkti, askeri üniformasini düzelttive ana terminale giden insan kalabaligini inceledi.
Yüzünü degil, ama kalbini tanidigi ve üzerinde
gül olan kizi aradi.

Ona olan ilgisi 13 ay önce, Florida kütüphanesinde baslamisti. Raftan aldigi bir kitabin içindeki yazilar degil ama kenarinda gördügü,kursun kalemle yazilmis bir not onu etkilemisti. Yumusak el yazisi düsünceli bir ruhu ve akilli bir zekayi yansitiyordu.kitabin ön yüzünde, ilk sahibinin adini farketmisti:

Miss.
Hollis Maynell.

Uzun zaman çaba harcayarak adresini bulmustu. New York'ta yasiyordu. Ona kendini tanitan bir mektup yazdi ve yazismayi teklifetti.

Bir sonraki gün II. Dünya Savasina katilmak için denize açilmisti. Sonraki bir yil ve bir ay boyunca her ikisi de posta yoluyla birbirlerini daha iyi tanidilar. Her bir mektup, verimli bir tarlaya atilan tohum gibi, kalplerinde bir ask dogurdu. Blanchard bir resim göndermesini rica etti. Fakat o göndermeyi reddetti. Eger gerçekten kendisi ile ilgileniyorsa, neye benzediginin önemli olmayacagini düsünmüstü.

Avrupa'dan dönme vakti geldiginde, ilk bulusmalarini kararlastirdilar: New York Ana terminali saat: 19:00.

"Beni üzerimdeki gulden taniyacaksin." Diye yazmisti kiz. Böylece saat 19:00'da kalbini sevdigi fakat yüzünü görmedigi kizi ariyordu.

Size Mr. Blanchard 'in agzindan neler oldugunu yaziyorum:

Genç bir bayan bana dogru geliyordu. Ince ve uzun boyluydu. Sari saçlari mükemmel kulaklarinin arkasindan dalgalar halinde sirtina uzaniyordu. Gözleri çiçekler gibi maviydi. Dudaklarinin ve çenesinin narin bir sertligi vardi ve soluk yesil elbisesi içerisinde canlanan ilkbahar gibiydi. Gül tasimasi gerektigini unutarak ona dogru hamle yaptim. Hareket ettigimde,dudaklarinda küçük kiskirtici bir gülümse belirdi ve "Benimle mi geliyorsun, denizci?" diye mirildandi. Tamamen iradem disinda ona dogru bir adim daha attim ve o zaman Hollis Maynell'I gördüm.

Tam olarak kizin arkasinda duruyordu. Kirk yasini geçmis, gri saçlarini yipranmis bir sapka altina saklamis bir kadindi. Sismandi ve kalin bilekli ayaklari alçak topuklu ayakkabilarin içine zor girmisti. Yesil elbiseli kiz hizli bir sekilde uzaklasiyordu.

Kendimi ikiye bölünmüs gibi hissettim. Onu takip etme arzum çok güçlüydü ve ayni zamanda ruhu benimle arkadaslik etmis ve destek vermis kadina karsi duydugum özlem de çok derindi. Ve orada duruyordu.Onun soluk, sisman surati kibar ve duyguluydu. Gri gözleri sicak ve pariltiliydi. Tereddü etmedim. Parmaklarim onu bana tanitan küçük, mavi eski kitabi sikiyordu. Bu ask olamazdi, ama özel bir sey olabilirdi. Belki asktan daha güzel bir sey, mükemmel bir arkadaslik olmaliydi bu.

Duydugum hayal kirikliginin sesimi bogmasina ragmen,omuzlarimi kaldirip,onu selamladim ve kitabi uzattim.

"Ben tegmen John Blanchard, ve siz de Miss. Maynell olmalisiniz. Benimle bulusabildiginize çok sevindim. Sizi yemege davet edebilir miyim?"

Kadinin surati toleransli bir gülümse ile genisledi. "Bunun ne oldugunu bilmiyorum, oglum." Diye cevap verdi. "Fakat demin yanindan geçen yesil giysili kadin, bu gülü takmam için israr etti. Ve eger beni yemege davet edecek olursan, caddenin karsisindaki büyük restaurantta seni bekliyor olacagini söyledi. Bunun bir çesit test oldugunu da söyledi"

Anlamak zor degil ve Miss. Maynell'in zekasina hayranim. Kalbin gerçek degeri çekici olmayana verdigi cevap ile anlasilir.

"Bana kimi sevdigini söyle, sana kim oldugunu söyleyecegim." diyor Houssaye.

Alıntıdır…