Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

20 Mayıs 2009

ÇOK GURURLU, ÇOK KIRILGAN

Mayıs 20, 2009 0
ÇOK GURURLU, ÇOK KIRILGAN



'İlahe'nin öyküsü


İtalyan edebiyatçı, gazeteci ve televizyoncu Alfonso Signorini'nin asıl uzmanlık konusu toplum haberleri üzerine. Signorini'nin bu özelliği Maria Callas kitabında da hissediliyor. Sanatçının yaşadığı dönem ve çevresi ile ilgili hoş bir tasvir çıkıyor okurun karşısına



Dünya çapında ün yapmış birçok sanatçının yaşamlarında sanki hep bir ortak nokta var; acı... Ancak içlerindeki sanat tutkusu her şeyin üzerinde... Ne yemek, ne uyku ne de aşk onlar için önemli olan. Şarkı söylemek için yaşıyor birçoğu, çünkü şarkı söylemek için dünyaya geldiğini düşünüyor tıpkı Edith Piaf ve Maria Callas"ın yaşamında olduğu gibi... Muhteşem soprano Maria Callas"ın hayatını kalem alan Alfonso Signorini"nin Çok Gururlu, Çok Kırılgan: Maria Callas"ın Hayatı adlı eseri Türkçe yayımlandı. Kitapta sanatçının yaşamının ilginç noktaları, duyguları, dünyaya bakışı ve şarkı söyleme tutkusu bir roman tadında sunuluyor. Callas, yaşamı boyunca en çok adından söz edilen şarkıcılardan biriydi. Aslen Yunanlı olan Callas, geçim sıkıntısı çektiği çocukluğunu önceleri ailesiyle birlikte Amerika"da geçirir. Daha sonra Callas olarak değiştirdiği soyadı aslen, Kalogeropoulos"tur.
Callas"ın yaşamında annesinin rolü büyüktür. İki kızı arasında ayrım yapan annesi, özellikle ablasının gelişimi üzerinde uğraşır. Ondan büyük bir sanatçı yaratma çabası içindeyken Maria"nın nasıl muhteşem bir sese sahip olduğunun farkına bile varmaz... Hatta Maria"nın başarısını da bir türlü içine sindiremez. Maria"nın yaşamında fiziksel açıdan iki dönem vardır; sivilceli bir yüz, şişman ve bakımsız bir Maria. Diğeri şarkı söylemenin aynı zamanda göze de hitap etme olduğunu düşündüğü anda geçirdiği radikal fiziksel değişim; bu kez herkesin karşısında kocaman siyah gözlü, çıkık elmacık kemikli, hüzünlü ama mağrur ifadeli teatral güzel bir yüze sahip Maria... Amerika"da yaşadıkları geçim sıkıntısı nedeniyle anne iki kızını alıp Yunanistan"a döner. Maria şarkı söylemeye Yunanistan"da başlar.
“Sahneye çıktığında ıslıklar ve kahkahalarla karşılandı... herkes gülüyor, kimi protesto için masayı yumrukluyor, kimi de kulakları sağır edecek bir gürültüyle ıslık çalıyordu. Hatta sahneye çatal fırlatan bile oldu. Mary"nin artık göz yaşı bile kalmamıştı. İri kara gözleriyle yaşlı Yannis"in bakışlarını aradı. O anladı. Gürültüyü bastırabilmek, ötekilerden daha duyarlı olan birkaç ruhu yakalayabilmek için en yüksek tonda "la Paloma"yı çalmaya başladı. Hayır. Kimsenin onu dinlediği yoktu. Maria ansızın tuhaf bir hipnotizmaya girdi. O döküntü piyanoya yaklaştı, sesini "la Paloma"nın notalarına ayarladı ve şarkısını söylemeye başladı... Dünyaya yukarıdan bakmak, açık kanatlarla uçmak, o beyaz güvercin gibi sonsuz özgürlük içinde olmak çok güzeldi. Aşkın şarkısını söylemek ve sevilmenin mutluluğunu yaşamak çok güzeldi. Ansızın büyü bozuldu. Kendini yeniden o dumanlı tavernada buldu. Şarkısını bitirmişti. Ama artık gürültü yoktu. Karşısında sadece şaşkın bakışlarla bakan yüzlerce göz vardı. Ve hayretten açılmış birkaç ağız. Dünya durmuş gibiydi. Sonra küçük bir alkış duyuldu ve bir başka alkış onu izledi. Sonunda lokanta yıkıldı. Bu gerçek bir zaferdi...”

Huysuz ve kaprisli bir diva
Maria işte şarkı söylediği her yerde kendini hayran bırakıyordu. İnsanlar görüntüsüne bakarak onu ciddiye almıyor, ancak sonunda sesiyle büyüleniyordu.
Önceleri aşkı ve âşık olmayı önemsemedi. Daha sonra kariyerinin başlangıcında, kendisinden epey büyük, zengin bir İtalyan işadamı olan Meneghini ile evlendi. Meneghini ona ve kariyerine destek oldu. Magazin basını için çok yakından takip edilen, hayatı didik didik edildi. Çok titiz ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahipti. Ancak bir taraftan da huysuz ve kaprisli diva olarak ün saldı.
Sesini çok iyi kullanmayı bilen Callas"ın en büyük özelliği ki buna kitapta da rastlamak mümkün-, inanılmaz derecede dramatik yeteneğe ve müthiş tekniğe sahip olmasıydı... Daha sonraları bu etkiyi görüntüsüyle de kuvvetlendirdi. Narin yapısı, hüzünlü ama mağrur ifadesi, kemikli, karakteristik ve son derece teatral o güzel yüzüyle, her biri birbirinden trajik opera kahramanlarını canlandırmak için yaratılmıştır sanki...
İtalyan edebiyatçı, gazeteci ve televizyoncu Alfonso Signorini"nin asıl uzmanlık konusu toplum haberleri üzerine. Signorini"nin bu özelliği Maria Callas kitabında da hissediliyor. Sanatçının yaşadığı dönem ve çevresi ile ilgili hoş bir tasvir çıkıyor okurun karşısına. Biyografinin en önemli özelliği roman tadında oluşu. Sadece bir müzik kitabı ya da ünlü bir ismin biyografisi demek yazara ve kitaba haksızlık olur. Edebi tarafı daha ağır bastığı için ilginç bir hikâyenin içine çekiyor okuru. Sonunda Callas"ın nasıl dünya çapında bir isim olduğunu ve hâlâ nasıl unutulmadığını gözler önüne seriyor...


ARZU HAKSUN GÜVENİLİR / radikal





ÇOK GURURLU, ÇOK KIRILGAN
Maria Callas"ın Hayatı
Alfonso Signorini
Çeviren: Eren Cendey Yücesan
Turkvaz Kitap
2009
245 sayfa, 19 TL.

http://www.ayrintilihaber.com

YUNUS EMRE’NİN ŞİİRLERİ İBRANİCEYE ÇEVRİLDİ

Mayıs 20, 2009 0
YUNUS EMRE’NİN ŞİİRLERİ İBRANİCEYE ÇEVRİLDİ

Türk tasavvuf felsefesinin en büyük isimlerinden Yunus Emre’nin şiirleri İbraniceye de çevrildi.
Yunus Emre’nin 42 şiirinin bulunduğu kitap, İsrail’in en büyük iki kitabevi “Steimetzky” ve “Tzomet Sfarim”de satışa sunuldu. İlk aşamada bin adet basılan kitap, ilgi görmesi durumunda yeniden baskıya verilecek.

Şiirler İbraniceye İstanbul’da yaşayan Denis Ojalvo ile Türkiye kökenli olup Tel Aviv’de yaşayan Avraham Mizrahi ve Selim Amado tarafından çevrildi.

Ojalvo, bu projenin nasıl doğduğunu anlatırken, “Neden İsraillilerin Yunus Emre’den haberleri yok” düşüncesinden yola çıktıklarını belirterek, “İsrailli Türkçe hissetsin, İbranice duysun istedik” dedi.

“Bunun bir şiir tercümesinden öte, bir felsefe tercümesi olduğunu” belirten Ojalvo, “Tek isteğimiz, kulağa Türkçedeki gibi gelmesi, Türkçedeki ritmi yakalayabilmesiydi. Bir yazışma grubumuz var. İş edebiyata döküldüğünde, tasavvufla çok ilgili olduklarını, ancak Yunus Emre’den hiç haberleri olmadığını gördük. Böyle başladı. Bizim anadilimiz Türkçe. Bunu bizim İbraniceye çevirip, aynı Türkçedeki gibi hissedilmesini sağlamamız zordu. Biz motamot çevrilelim, anadili İbranice olan iyi bir edebiyatçı da bunları düzenlesin istedik” diye konuştu.

Avraham Mizrahi ise “Ben eğitimimi Türkiye’de yaptım. Yunus benim bir parçam. Sıkıntılı edebiyat derslerimin tek sıkılmadığım bölümüydü Yunus. Yunus’un şiirlerini tercüme etmeye uğraştım, çünkü bu Türkiye’nin bana verdiklerine karşı bir tür borcumu ödemek gibi bir şeydi” diye konuştu.

Selim Amado da “iyi bir iş yaptıklarını inandıklarını” ifade etti. Amado, “İki ülke ilişkileri sadece politika değil. Kültür gözüyle bakmak da çok önemli. Bu bir ilk adım ve diğerlerinin de geleceğine eminim” dedi. Yaklaşık üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan şiirlerin kitap halinde basılmasından sonra, Yunus Emre’nin şiirleri ve kitaplarının tanıtımı, Tel Aviv’deki “Bialik Evi”nde düzenlenen törenle yapıldı.

Törene Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan, İsrail’deki Türkiyeliler Birliği Başkanı Momo Uzsinay ve kalabalık bir grup katıldı. Büyükelçi Tan, kitabın sufi şair Yunus Emre’yi İsrail kamuoyuna tanıtarak, Türkiye-İsrail dostluğunun temeline yeni bir tuğla daha koyduğunu vurguladı.

İki ülke kültürel ilişkilerine bakıldığında, edebiyat alanında önemli bir eksikliğin bulunduğunu belirten Tan, birçok kitabın her iki tarafta tercüme için beklediğine işaret etti.

Tan, Türk edebiyatının devleri Nazım Hikmet, Sait Faik Abasıyanık, Yahya Kemal Beyatlı ve Orhan Veli Kanık’ın Türk tarafında bekleyenlerden sadece birkaçı olduğunu, Amos Oz, A.B. Yehoşua, Natan Zach, Yohi Brandeis ve daha birçok İsrailli yazarın da Türkçeye kazandırılması gerektiğini, bazılarının kitaplarının çevrilmiş olmasına rağmen bunun kesinlikle yetersiz olduğunu vurguladı. Tan, kitaba bir önsöz de yazdı.

SEVDA BALIKLARI

Mayıs 20, 2009 0
SEVDA BALIKLARI

“İn dereye dereye de
Al dereden taşlari
Geçti bizden sevdaluk
Al cebümden saçlari”

…Ve bir gün martı balığa aşık olur.

Ben ne zaman geleceği bilinmeyen gözyaşı seline tutuluyorum.
O kabusların götürdüğü veya götüremediği anılarında kıvranıyor.
Ben, niçin ağladığımı bilmiyorum,o neden yorulduğunu…

Yılların örselediği acıyla vurgun yemişti yüreğimiz.
Yılların kaygısı yollara dökülmüştü.
Yollarda yıllarca aranan aşk pusu kurmuştu.
Aşk acıyı aldı;sardı,sarmaladı.
Acı zehrini aşka boşalttı.
Aşk zehirli acı tadına bulaştı.

Ben aşkın zehirli yanını içtim.
O acıtan yanını sevdi.
Ben zehre dayanamadım,gözyaşına verdim.
O acıyı yüreğinin fanusuna rehin aldı.
Ben ağladım,kanlı gözyaşına bulandım.
O yoruldu,yorgun bir okyanus oldu.
Gözyaşından oluşan büyük okyanusa sevda balıkları doluştu.
Sahil balıkçıları nihayet okyanusa ulaştı.Eskimiş ağlarını suya bıraktı.
Ağlara, dinmiş bir kederle sevdalar doluştu.
Sevda, okyanusun en lezzetli balığı!
Sevda, yaşlı balıkçının en pahalı avı!
Martılarsa, gözleri rüyaya saçları aleve benzeyen sevda balıklarına aşıktı.
Ve Sevdalar,okyanusun ayrılığına dayanamaz,ağlardı.

“Gözlerin nemli nemli ,yaralı ceylan gibi
Ağlayıp inliyorsun içli bir keman gibi

Sevda…Sevda unut onu dinsin gönlünde fırtına
Sevda …Sevda değmez ona ağlamaya….”

Ama sevda yalan değildi ömür boyunca ve yalnız sevda çıkardı martının acı çığlığında.Önce “ sevda” bulunurdu pazar balıkçılarında…
Eski zaman sevdaları
Yalnız ve yaşla geçmiş aşk satırları.
Üzümü eksik asma dalları.
Sevdasız martı çığlıkları.
Mevsimsiz çöl yağmurları.
Bir avuç kül kaldı duygularımdan….


Gülden ARAS

Dergibi.com

18 Mayıs 2009

....

Mayıs 18, 2009 0
....