Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

12 Temmuz 2009

FARKINDA OLMALI İNSAN...

Temmuz 12, 2009 1
FARKINDA OLMALI İNSAN...

Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

SEVMEK DEDIGIN NEDIR KI?...

Temmuz 12, 2009 0
SEVMEK DEDIGIN NEDIR KI?...

Sevmek,begenmektir. Sevmek, özlemektir. Görmek
istemektir sevmek...
Ve sevmek, görmeden duramamaktir.Sevmek, israr
etmektir. Sevmek, vazgeçmemektir.
Pes etmemektir sevmek...Sevmek, merak etmektir.
Sevmek, sevdigine "Sevgilim" diyebilmektir.
Dokunmak istemektir sevmek.
Sevdigine yakin olmak istemektir. Soludugu havayi
solumaktir. Sevdiginin haliyle hallenmektir.
Ve sevmek, sevdigini yasamaktir. Sevmek, hissetmektir.
Sevmek, üsümektir.
Titremektir sevmek, Sevgiliyi düsünerek...
Sevmek, temmuz günesinde suyu, sicak çöllerde gölgeyi
özlemektir.
Sevmek, atese düsmektir. Kor olmaktir sevmek,
yanmaktir.
Sevmek, ölmektir bazen, Sevgilisizligi düsünerek...
Sevgilinin ölümsüzlügünü düsünmektir.
Sevmek, yok olmaktir Sevgilide...
Sevgilinin yüreginde olmaktir. Yüreiginde tasimaktir
Sevgiliyi...
Ve sevmek, belki bazen sevilmektir.
Sevmek, istemektir, hiçbirsey beklememektir.
Hesaplamamaktir sevmek...
Sevmek, inanmaktir. Sevmek yasamaktir.
Sevdigini kendisi gibi, kendisinden de çok
duyumsamaktir.
Sevmek, sevdigi olmaktir. Sevdigi ile sevdigini
paylasmaktir. Sevdigi ile kalbini bölüsmektir sevmek.

...Ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur. Biten sevgi yoktur. Bitmis gibi
görünen sevgi vardir. Vazgeçis de yoktur sevgide.
Yasadikça yasatilir sevilen. Vazgeçmis gibi görünmek
vardir bu yüzden.

Vazgeçmek degil...

Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin oldugu yerde son
bulur istekler. Birsey varsa istedigin bu senin için
degil sevdigin içindir.
Hatta o'dan o'nun adina istersin. o'nu daha sonsuz
sevebilmek için istersin. Istersin ama birgün gelir bu
isteklerde son bulur. Kendinden istersin artik.
Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz
kilmak istersin o'nu... Sonsuzluga götürmek, o'nunla
sonsuzluga varmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu
olmaz mi. Sevgili bunu belirler sadece.
Sevmek, sevgiliden sevgiliyi istemeyi ögrenmektir.
Sevmek, sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.
Sevmek, sevmek istemektir.
Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son buldugu bir
duraktir o...
Öyle ki, tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne
o'dan anlasilmayi beklersin, ne o'nu anlamayi...
Ne o'nun gelmesini beklersin, ne o'nun Leyla,
olmasini...
Bekledigin birsey yoktur. Sevmeyi, daha çok sevmeyi
becermenin disinda...
Sevmek, gücenmemektir. Sevmek, sevgilinin hiçbir
sözüne üzülmememeyi ögrenmek demektir. Sevgilinin ölüm
hançerine bile "hayir" dememektir sevmek. Sevgiliden
gelen her hareketi, her sözü kabullenmektir.
Ihanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden
gelen ölüm emrine, "ölürüm" diyebilmektir.

Sevmek, ÖLMEKTIR.

Sevmek, ölmeyi bilmektir. Sevgili için yasamaktir.
o'nun eli, gözü, kalbi olmaktir. Ama artik o'nun
birseyi olunmadigi zaman ölmesini bilmektir.

Sevmek, vermektir. Almamaya yemin ederek vermektir
Ama almalar kurtaracaksa sevgiliyi, almasini da
bilmektir SEVMEK.
Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar
varolmaktir o sevgiden.
Sevmek, sevgili olmaktir. Sevgilinin yüzündeki gülücük
olmaktir. O'nu yasama döndürecek bir damla su
olmaktir. Sevmek sevgilinin limani olmaktir.
Sevdiginin cani olmaktir. Ölümü istediginde verebilsin
diye ölmeden...
Sevmek, güvenmektir. Sevmek, onaylamaktir.
Sevmek , sevgiliyi bir nefes gibi, bir ses
gibi yakin olmaktir.
Sevmek çok ötelerde olsa bile yakin olmaktir.
Sevgiliye...
Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.
Sevmek, herseyi göze almaktir. Sevgilinin oldugu
cehenneme yürüyüp olmadigi cennete girmemektir sevmek.
Sevmek, bir olmaktir.
Sevmek, sevmeyi haketmektir.
Sevmek, sevgilisiz geçen gecelerin sabahina varmaktir.
Sevgilisiz geçen gecelerde sevgiliyi yasamaktir.

ASK, BIR SEVMEKTIR. BIR KERE SEVMEKTIR.
VE SEVMEK,
BUNLARI GÖRMEDEN BILE HISSEDEBILMEKTIR.

ALINTIDIR…

ASKLAR USURKEN GELiRDi

Temmuz 12, 2009 0
ASKLAR USURKEN GELiRDi

Vakit ilerledikçe kent isiklari da sesleri gibi kaybolmaya baslamisti.sehir kaplumbaga gibi korkulardan kaçmak için siginmisti kabuguna..Hava çok soguktu.Çati katimdan görünen pencerelerin arkasi bugulanmisti.Camlarin kenarlari buz tutmustu. Ellerim çok üsüyordu elimde eldivenlerim vardi ve yazmaya çalisiyordum. Ayagimdaki kalin babadan kalma postallar bile ayaklarimin morarmasini engelleyemiyordu. Sogugu düsünmemeye çalisarak daktiloya vuruyordum parmaklarimi. Daktilom yatagimin üzerindeydi ben yerde oturup yaziyordum.Yazmaliydim.

Zaman zaman tek odasi ve bir küçük küvetli banyosu olan çati katimin bir yerine gözüm takilir ve ne kadar zaman bilmem sanki orayi hiç görmemis gibi bakar bakardim. Giysi dolabim -gerçi ona dolap bile denmezdi ya-kumastandi. Çogu zaman kapamazdim fermuarini da. Daginikligini saklayacak kiyafetim olmazdi ki hiç.Varim yogum bu tek odali kat, daktilom, yatagim ve biraz ivir zivirdi. Yazardim, parmaklarim acirdi daktilonun tuslarina vururken.Tuslar sertti ve ben vururken sanki aci çekermis gibi kesik kesik inlerlerdi. Yanlis vuramazdim onlara. Herseyimdi yazilarim beni kurtaracakti onlar. Belki ilerde bir yazar olurum diye gündüz bir bulasikçida çalisir, gece yazardim.

Ve bir kadin severdim üsürken. Her sabah ayni duraktan ayni otobüse binerdik.Hiç yüzüme bakmazdi.Her sabah ayni saatte ayni yerden binerdik otobüse ama hiç bakmazdi. Basi önde belki isi -belki baka birseyi iste- düsünür gibi gözükürdü. Hiç konusamazdim. Ellerim ceplerimde bakardim sessizce basini kaldiracak mi diye.. O hiç bakmazdi. Bulasikçiya varir varmaz yikamaya baslardim aksamdan kalmis bulasiklari. Üsürdü ellerim. Yazdikça umudum tükenirdi. Yazdikça düsüncelerim benim içimden çikmak için savasir olurdu .Git derdi bir yanim. Gece isiklari yanmayan sehre git.

Yemek servisine de baslamistim. Sabah bulasik yikardim, öglenleri genelde yemek ismarlayan çok olurdu, kiramazdi onlari ustam gönderirdi beni servise.

Acaba hiç taninmazmiydim diye düsünürdüm Ozan Yildiz'a rastlamasaydim diye düsünüyorum bu siralar. Keske diyorum o ölmeden ona duydugum saygiyi sevgiyi biraz daha anlatabilseydim, Beni bulasikçiyken taniyip bu yazarlik günlerime getiren o, yillar öncesine kadar bana babalik eden adama..

Ve bir pismanligim, bir keskem daha var. Duraktaki kizi keske bir daha görebilseydim. O kendini öldürmeden önce keske onu sevdigimi söyleyebilseydim. Belki de asklar ben üsürken gelirdi...

ALINTIDIR…

HASRET HER ZAMAN YÜREĞE DÜŞER

Temmuz 12, 2009 0
HASRET HER ZAMAN YÜREĞE DÜŞER


“İçimdeki her şeyi ortaya dökmeden dünyadan ayrılmam olanaksız. Tanrım, bana yalnızca katışıksız bir gün bahşet.”

Nerede okumuştum ve kim söylemişti acaba..kaç senedir defterimin arasında ve hala nasıl da doğruluk payını koruyor. Hem acı, hala katışıksız bir gün yaşadığıma inanmadığım için..hem de güzel, yaşayabileceğim ihtimali olduğu için..Ama sonra duruyorum:

“bekleme, doğru zaman gelmeyecektir” diyor Napolea Hill, “bulunduğun yerden başla ve senin emrinde olabilecek her türlü araçla çalış. Gideceğin yol üzerinde daha iyi aletler bulunacaktır..”

Bekleyecek miyim, beklemeyecek miyim..? Kafamı karıştırıyor bu sözler..Herkes kendi doğrularını yazmış..Sonra R.Williams düşüyor aklıma; “ geçmişi bir kitap gibi kullanın, eviniz gibi değil..” diyor. Ne güzel söylüyor aslında, anlayana tabiki..Geçmişi okuyarak geleceğime doğru yol alacağım..Bunu yapabilirim sanırım..Ah be kızım, yapıyorsun ya işte..geçmişi evin gibi kullandığın zamanlarda, o ev yanıp kül olmadı mı..?..Ondan sonrada bir daha hiç evin olmadı..

“ Karşılaştığım her hayal kırıklığının beni üzmesine izin verseydim, şu an yerimde sayıyor olurdum..”

Uff, hangi filmin içinden fırlamıştı bu alıntı belleğime, ismini çıkatamıyorum. Ama bir kadın bir erkeğe söylüyordu bunu, hatırlıyorum sahneyi. Bir tartışma vardı aralarında, kadın başı dik, gözleri keskin bir şekilde bu cevabı vermişti..İzlediğim yerde sarsılmıştım, sanki konuşan bendim..Bu lafı sahiplenip yıllar sonra kendi dudaklarımdan çıkardığımda belki de bu yüzden hiç şaşırmadım..

Peyki ya Mariel Strade ne olacak, “ patikanın sizi götürdüğü yere gitmeyin. Patika olmayan bir yerde yürüyün ve iz bırakın..” demiş...Kalacak mıyım, gidecek miyim, bekleyecek miyim, yüreğimi mi dinleyeceğim..? Elbette geçtiğim her yolda iz bırakıyorum ama ya hayat..?

“ Sen, ben ölüm dediğimde ne kadar ürküyorsan, ben de hayat dediğinde öylesine korkuyorum ondan.”

Mehmet Bayar’ın güzel bir sözü..Evet diye haykırıyorum içimden..ben de ölümden değil, hayattan korkuyorum..bıraktığım izlerin silinme ihtimalinden, hayal kırıklıklarımın beni üzme olasılığından, katışıksız bir gün yaşayamadan çekip gitme düşüncesinden..hayat daha korku dolu değil mi..?

-Efendim..? Ah tabiki, seni dinliyorum Funda, sadece düşünüyordum ama bak Adnan Satıcı bir şiirinde şöyle diyor;

“bir şair, tavşan dışında şeyler de çıkartır şapkasından../..ölü ya da diri
ayrılık bunlardan sadece biri..”

-..düşünsene sözün güzelliğini, biz de bu akşam bir sürü özlem çıkartıyoruz şapkamızdan. Belki ben henüz bir şair değilim ama bir şapkam var, hem de içi çok kalabalık bir şapkam..

-peyki ya şarkılar pelin..?..şarkılar da bir sürü özlemi getirip önümüze sunmuyor mu..?

...düşünüyorum..doğru söylüyor. “erkekler ağlamaz” diyor Nilüfer, ama ağlıyorlar.../ “ acılar paylaşılmıyor” diyor Düş Sokağı ama paylaşılıyor../ “Biliyorsun” diyor Sezen ama bilmiyorum..Hiçbir şey bilmiyorum..Şarkılar neden hep bizleri kandırıyordu..?

-Nereye gidiyorsun..?
-.........

Bütün müşteriler kalkmıştı, bar boşalmıştı birden, nereye gittiğimi bende bilmiyordum ama ayaklarım beni barın en güzel yerinde duran piyanoya doğru sürüklüyordu. Piyanonun kapağını açtım, biramı üstüne koydum ve “biliyorsun”u çalmaya başladım..Sezen’den “biliyorsun”u..Çorbada benim de tuzum olsun der gibi, yanaklarımdan süzülüyordu göz yaşlarım..Ah benim asil olan göz yaşlarım..!

Piyanoyu kapattım, biramdan bir yudum aldım ve masama döndüm..Belli ki Funda’nın göz yaşları da çorbada tuz olma olayına girmişti. Birden Platon geldi aklıma:

“gençliğinde müzik öğrenen, felsefeyi daha iyi anlar” demiş..

İzlediğimiz diziler hayatımıza da müdahele ediyor olmalı ki, “babaaa, büyüksün..” dedim içimden...Yani ilerde, yani gün geçtikçe felsefede daha iyi olacağım, öyle mi.?

-pardon canım, tabiki seni dinliyorum, ne diyordun..?..Hakan abi bir bira daha alabilir miyim..?

-..diyorum ki, biz böyleyiz, değişemeyiz Pelin..Sorgulamak gereksiz..biz susmayı beceremeyiz, sevdiğimiz insana kırılamayız bile, affetmek için hemen bir sebep buluruz..Şimdi sana bir telefon gelse, sana ihtiyacım var dese, onca kırgınlığına rağmen, ailene yalan söylemek pahasına, iş yerine yalan söylemek pahasına, atlayıp otobüse yanına gitmez misin..?..gidersin..ben de giderim..çünkü biz sevgiyi böyle yaşıyoruz..

Neden gerçekler bazen bir tokat gibi çarpar yüzümüze..? Kendimize ait gerçekleri kabul etmek../..anlamak neden zaman alıyor..? Oysa ki ne demiş Spinoz; “ anlamak, beğenmenin başlangıcıdır”..Kendimi yeni yeni mi beğenmeye başlıyorum acaba..? Giderek kafam karışmaya başladı..Karşımdaki insanı anlıyorum, yani beğeniyorum da, peyki ben anlaşılıyor muyum..?..Bu arada beğenilip beğenilmediğimi de öğreneceğim ya..Yoksa işimiz özlü sözlere mi kaldı..?..Yok artık..Ama Funda doğru söylüyor...değişemem..değişemeyiz..

Bir yandan Funda’nın söylediklerini düşünüyorum, bir yandan da konuşmanın konusundan olsa gerek, aklıma arkadaşım Kadir geliyor. Onunla yaptığımız böylesi bir sohbetin içinde, söyledikleri bir tokat gibi patlamıştı yüreğimde.

-Sen ayak tırnaklarından saç köklerine kadar duygusal bir insansın. Ama yapma, bir verene sen on verme..ne alıyorsan onu ver, fazlasını değil. Biz erkekler çok fazla alınca uzaklaşıyoruz, biraz fonda kal, sahnenin ortasında değil.

Belki de bir erkeğin bu şekilde konuşması şaşırtmıştı beni ama hemen cevapımı da vermiştim.

-Ben gökten yıldızları istemiyorum ki, beni hediyelere boğmasını da..sadece küçük bir haber, bir telefon bekliyorum. Sence bu çok şey mi Kadir? Ben çok şey mi istiyorum..?

-Hayır, hiç de çok değil. Sen aslında bir erkeğin beraber olmak isteyebileceği bir kadınsın. Ama bizler, bu kadar yürekten verenleri daha çok üzüyoruz galiba.

Üst üste gelen itiraflar, o gece konuşulan onca konu, şu an içnde bulunduğum girdap..Bir erkek bile kabul edebiliyor bunları ama neden olduğunu açıklayamıyor. Sadece, fazla verme, diyor..çok fazla özveride bulunma..Bir yandan Funda, değişemeyeceğimizi söylüyor, bir yandan da Kadir üzülmemek için değişmelisin, diyor..Kadınca duygular ve bir dostun açık sözlü konuşması. Herkesin doğruları ve gerçekleri çakışıyor. Peyki, olması gereken ne..? Üzerime uymayan, bedeni dar bir elbiseyi giyemem ki..Yani değişemem..Evet demek istediğim yerde hayır diyemem, konuşmak istiyorsam susamam, görmek istiyorsam kaçamam, sevgimi erteleyemem..Maalesef oyunu kuralına göre oynayamam. Dönüp dönüp Funda’nın sözlerine takılıyorum, “biz böyleyiz, değişemeyiz”..

- Ne düşünüyorsun..?
- Değişemeyeceğimizi
- Kendini zorlama..Bir gün elbet doğru mevsimde çiçek açacağız. Elbette herkes gülleri sevmiyor, papatyalarıda saven vardır.
-Yapraklarını kopardıkları halde mi..?
-Evet, kopardıkları halde papatyalarıda seven insanlar da vardır.
-Hayır yaaa!!!!

Bu bol ünlemli son cevap, ikimizinde aynı anda ağzından çıkıvermişti ve konuşmanın gidişhatından değil, radyoda birdenbire çalmaya başlayan şarkı yüzünden. Şarkılar bazen olmadık yerlerimizden vurur bizleri, damarımıza basar ya da alıp götürür hiç olmadık yerlere. Şarkılar, ahh şarkılar!..Kim söylemişti, şu dakika hatırlamıyorum; ah bu şarkıların gözü kör olsun..!

-Basalım mı..?
-Nereyi..?
-Bu şarkıları çalan radyoyu. Gidelim ve biz geldik diyelim
-Nasıl yani..?
-Nasıl yanisi var mı..?..Kimin hakkı var damarımıza basmaya..? Hem anılarımızın arasında bir de radyo basmak olsun..

Düşünmedik değil, ciddi ciddi düşündük. Hemde elimizde biralarla..Ama yapmadık..sadece sustuk..Uzun bir süre şarkılara sustuk..Bir ara elime telefonu alıp, aklıma bir bıçak gibi saplanan numaraları tuşladım.

“Aradığınız aşk’a şu an ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz”

Nefret ediyordum bu kadından..Nasıl oluyor da sürekli sevdiğim insanla benim arama girip, konuşup konuşamayacağıma karar veriyordu. Üstüne üstlük, lütfen sonra deneyin, diyor. Ona ne..?..Kim bu kadın..? Bu durum onu ne ilgilendiriyor..?..!!!

-Pelincim, artık kapatıyoruz.

-Tamam Hakan abi, sen hesabı getir. Bir de, biralarımız henüz bitmedi, şişeleri de alabilir miyiz..?

-Ne demek, tabiki...

Funda’yla beraber elimizde bira şişeleri sahile indik. Dibimizde deniz, karşımızda İzmir..Şarkılar söyledik, ağladık, konuştuk. İtiraf.com sitesinin sahibi yanımızda olsaydı, hangi birini not edeceğini şaşırırdı..Bir sürü itirafın ortasında yüreğimizle kaldık..

-Çok kızgınım ona Pelin.

-Şair Kahraman Tazeoğlu bir şiirinde şöyle demiş, “ ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden../..öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim..”..Gün gelecek, seni onca kıran insana ait bu kızgınlığınıda, sen kendine yakıştıramayacaksın belki..değmezmiş diyeceksin..

-Ne zaman diyeceğim bunu..?

-Belki çok uzun bir zaman sonra, belki de yarın..

Gecelerden bir geceydi..iki kadın yüreklerini döktü bütün çıplaklığıyla..İkisi de kasmadı kendini. Güçlü görünmekten sıkılmışlardı, yumruklarını sıkmaktan..Utanmadan, doya doya ağladılar ve konuştular..Dün akşam iki kadın, her şeye rağmen değişemeyeceklerine inandılar, İzmir körfezinden gökyüzüne sevdalarını uçurdular..Dün akşam iki kadın, ne olursa olsun, sevdaya kırılamadığını, kırılamayacağını itiraf etti. Dün akşam iki kadın, yüreklerini sessizce maviye bulayıp, gökyüzüne gönderdiler..

Acaba görmesi gerekenler, o yürekleri gökyüzünde gördü mü..?..İkisi de hala bilmiyor..



Pelin ONAY
yasamdesleri.com