Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

02 Mayıs 2009

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR...

Mayıs 02, 2009 0
YENİ ÇIKAN KİTAPLAR...


Bu hafta yeni çıkan ve raflarımızda yer alacak olan kitaplar kuşağında iki kitaba yer vereceğiz.

İlk kitabımız 1960 Virginia doğumlu ve halen orada yaşamını sürdürmekte olan David Baldacci’nin son kitabı olan“Koleksiyoncular”… David Baldacci, Virginia Commenwealth Üniversitesi'nin Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Virginia Üniversitesi'nde hukuk doktorası yaptı. David Baldacci, Washington D.C.'de dokuz yıl süreyle duruşma ve şirket avukatlığı görevini sürdürdü. Halen yazıyor.

Gelelim kitabın konusuna….

“Kimi zaman gerçeğe çok yaklaşan komplo teorileri de içeren çok satan romanlarıyla tanınan David Baldacci, iskambil kâğıtlarının renkli dünyasını, milyonlarca dolar değerindeki nadir kitaplarla dolu kütüphanelerin tozlu raflarıyla ve devlet sırlarının karanlık gerçekleriyle buluşturuyor…

David Baldacci, kimi zaman gerçeğe çok yaklaşan komplo teorileri de içeren çoksatan romanlarıyla tanınan bir yazar. “Deve Kulübü” ,yazarın 11 Eylül sonrasında Amerikan siyasetinin ve güvenliğinin yeni biçimini irdelediği dört kitaplık roman serisinin kahramanlarından oluşuyor. Koleksiyoncular, bu seriye dâhil bir kitap.

Koleksiyoncular, yeni Temsilciler Meclisi Başkanı’nın bir suikaste kurban gitmesiyle açılıyor. Bu suikast, haliyle Amerikan kamuoyunu ve hükümetini derinden sarsıyor. Bu arada, Kongre Kütüphanesi’nin utangaç yöneticisi Jonathan DeHaven’ın tek istediği değerli kitaplarının arasında sıradan bir gün geçirmek, ama Jonathan, bir sabah kütüphanenin orta yerinde Deve Kulübü üyelerinden, kitap sevdalısı Caleb Shaw tarafından ölü bulunduğunda işler karışmaya başlıyor.

Komplo teorileri üretmesiyle tanınan Oliver Stone’un başını çektiği “Deve Kulübü”, bu iki şüpheli ölüm karşısında duruma el koymaya ve aralarındaki bağlantıyı bulmaya karar veriyor. Araştırmaları sırasında karşılarına, Annabelle Conroy adında gizemli ve çok güzel bir kadın çıktığında, başta istemeseler de birlikte hareket etmek zorunda kalıyorlar. Stone ve adamlarının bilmediğiyse, Conroy’un Amerika’nın en önemli kumar merkezlerinden biri olan Atlantic City’de yüzyılın en büyük dolandırıcılığını yapıp uzaklara kaçmak niyetinde olduğu. Bu onu da kimileri için tehlikeli bir hedef haline getirmiş durumda. DeHaven’ın ve Bradley’nin katilleri de kimliklerinin ortaya çıkmaması ve kurdukları düzenin bozulmaması için akla hayale gelmeyecek kötülükler yapmakta hiçbir sakınca görmüyorlar.

“Deve Kulübü” ve Annabelle Conroy, iki koldan saldıran bu düşmanların karşısında aradıkları gerçeğe ulaşabilecekler mi? İşte Baldacci’nin, milyonlarca dolar değerindeki nadir kitapların gizemli dünyasında geçen ve elinizden bırakamayacağınız romanı bu sorunun cevabını arıyor.”


Koleksiyoncular / David Baldacci, Çeviri: Hande Tekin, 460 sayfa, 12,5 TL


İkinci kitabımız ise,

1923 Küba - Santiago de las Vegas doğumlu yazar İtalo CALVİNO’ya ait “Varolmayan Şovalye”…

Kitabın konusu,,,

“Italo Calvino’nun İkiye Bölünen Vikont ve Ağaca Tüneyen Baron’dan sonra Atalarımız üçlemesinin son halkası olarak yayımladığı kitabı Varolmayan Şövalye okuyucularla buluştu. Varolmayan Şövalye, İlk kez her yaştan okura hitap eden bu resimli baskısıyla Türkçe’de.

Yazarın hayattayken bu kitapları Atalarımız başlığı altında toplamasının nedeni, kendi deyişiyle “çağdaş insanın atalarının soyağacını çıkarmak” tır. Calvino, parçalanmış, kendine düşman çağdaş insanın, geçmişte kalan o kayıp uyum duygusunun yerine koyabileceği yeni bir bütünlük arayışının peşinde koşmasını anlatır bu kitaplarında.

Varolmayan Şövalye’nin kahramanı Agilulfo, çok yiğit ve soylu bir şövalye olmakla beraber, bir tek kusuru vardır: varolmamaktadır. Daha doğrusu parlak, gösterişli bir zırhtan ibarettir, ama ne yazık ki zırhın içi boştur. Soğuk bir zırha bürünmüş, korkusuz, idealleri olan, ama bir boşluktan ve bir bilinç varlığından başka bir şey olmayan Agilulfo ile karşı karşıyayızdır. Onun karşı kahramanı ise bedensel varlığa sahip, ama akıldan yoksun Gurdulù’dur. Biri bedensel varlıktan, diğeri bilinçten yoksun bu iki kahraman aslında varolan ile varolmayanın çatışmasıdır.”

Varolmayan Şövalye / Italo Calvino/48 sayfa, 18 TL

Her iki kitapta oldukça güzel ve okunası kitaplar olmakla birlikte kitap seçimindeki tercihler sizlere aittir.

İyi okumalar dileklerimle…

Mehpare


Kitapların konusu hakkındaki bilgi için “pusula.tv” ye sonsuz teşekkürler ederiz…

30 Nisan 2009

UYUMAKTAN KORKTUĞUM GECELER

Nisan 30, 2009 1
UYUMAKTAN KORKTUĞUM GECELER
Hayatımda çok yarımlarım olmuştur benim.
Sonunu bir türlü getiremediğim cümlelerim,
Sevdiğimi söylemekten korktuğum günlerim,
İçimde biriken, biriktikçe öfkeye dönen sevgilerim.
Gün geçmiyor ki, eklenmesin bir yenisi,
Sonunu başından kestiremediğim,
Günün yirmi dört saatine sığdırmaya çalıştığım,
Gündüzleri kurduğum, geceleri ağladığım.
Düşlerim, özlemlerim…

Ne tuhaf !
Yaşıyorum yine de.
Beklemeyi, sabretmeyi öğrenen kalbimle.
Ne beklediğimi bile düşünmeden.
Ya da kim olduğunu bilmeden,
Belki de ayaklarımı yerden kesecek,
Birini bekliyorum senelerce…

Ne zaman yanımdan geçen mutlu bir insan görsem,
Bir zamanlarda kalan beni hatırlıyorum.
Hani şu mutlu, çocuksu, gülünce gözlerinin içi gülen.
Şimdi nerde diye soruyorum kendime, var mıdır bir bilen .
Ve kendime çizdiğim kaderi yine kendim silmek istiyorum.
Böyle olmamalıydı; doğru değildi biliyorum,
Ama ben hayatın içinde kaybolmaktan korkuyorum,
Bu korku yüzünden geceleri uyuyamıyorum…

Mehpare ÖĞÜT
NİSAN 2009

29 Nisan 2009

SEVİYORUM TANRIM !

Nisan 29, 2009 0
SEVİYORUM TANRIM !
İnanç Tarihi dersimin öğrencilerinden biriydi Tommy. Uzun saçlı, değişik
bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oydu. Tanrı'ya kayıtsız
şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana imalı, imalı;
-"Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun hocam? " dedi.
-"Hayır" dedim, yavaşça.
-"Yaaa" dedi. "Oysa senin, bu derste Tanrı'yı pazarladığını sanıyordum
hocam..." Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:
-"Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlak bulacak bir gün,
eminim." Tommy, omuzunu silkip yürüdü... Mezuniyetten sonra izini
kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana...Ölümcül kansere
yakalanmıştı. Odama girdiğinde; zayıflamış, çökmüştü... Kemoterapi,
o uzun saçlarını dökmüştü... Ama gözleri halâ pırıl pırıldı...
-"Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi.
-"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim.
-"Tabii" dedi, "Ne öğrenmek istiyorsun?"
-"Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?"
-"Daha kötüsü olabilirdi... 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, kadınlarla
beraber olmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak, sanmak gibi..."
Sonra niye geldiğini anlattı... "Okulun son günü sana Tanrı'yı bulup
bulamayacağımı sormuş; "hayır" yanıtını alınca şaşırmıştım. Sonra,
"ama o seni bulur" dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar
ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söylediklerinde;
Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden... Habis ur, diğer hayati
organlarıma yayılmaya başlayınca, sabahlara kadar dualar etmeye
başladım... Hiç birşey olmadı. Bir sabah uyandığımda; ilahi bir mesaj
alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim aniden.
Ömrümün geri kalan vaktini; Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi
şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım.
O zaman gene seni düşündüm... "En büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat
sürmektir, bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine
"Seni seviyorum" diyemeden gitmektir" demiştin...
Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte...
En zorundan başladım... Babamdan..." Oğlu yanına geldiğinde;
babası, gazete okuyormuş.
-"Baba, seninle konuşmam lazım" demiş Tommy.
-"Peki, konuş oğlum"
-"Yani, çok önemli bir şey..."
Babası, gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı;
- "Neymiş o bakalım?"
-"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim." Tommy,
gülümsedi, arkasını anlatırken... Babasının elinden yere düşmüş
gazete... Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış.
Tommy'ye sarılmış ve ağlamış... Sabaha kadar konuşmuşlar.
Babası, ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde...
"Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam
etti Tommy... "Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana
söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar. Bütün bunları
yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece...
Ölümün gölgesi üzerime düşünce; kalbimi açıyordum,
bana, aslında çok daha yakın olması gereken insanlara..."
Nefes aldı Tommy..." Bir gün baktım, Tanrı, orada...
Hemen yanıbaşımda duruyor... Ona yalvardığım zaman,
bana gelmemişti. Onun kendi programı vardı, kendi bildiği gibi
yapıyordu. Gerçek olan şu ki, haklıydın...
Ben, onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelip, beni bulmuştu."
- "Tommy" dedim. "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm
insanlığa... Sen, Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun.
Onu, sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak
işe yaramaz... Ama hayatını sevgiye açarsan o, gelir seni bulur.
Bunu anlatıyorsun farkında mısın?" Devam ettim; "Tommy, bana
bir iyilik yapar mısın, bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?"
Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün... Ölümle hayatı
sona ermemişti tabii... Şekil değiştirmiş, büyük bir
adım atmıştı sadece... İnanmaktan, görmeye geçmişti...
Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk.
-"Söz verdiğim derse gelemeyeceğim, halsiz ve bitkinim hocam" demişti..
-"Anlıyorum Tommy !"
-"Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam, sen anlatır mısın?
Herkese, bütün dünyaya, benim için anlatır mısın?"
-"Anlatırım Tommy" dedim. "Anlatırım, merak etme!"

İnsanlara; "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize
gerek yok, şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz...
Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin..

Hem, şimdi başlamazsanız,
belki de hiç söyleme şansınız olmayabilir...

Alıntıdır…

İTİRAZA İTİRAZIM VAR

Nisan 29, 2009 0
İTİRAZA İTİRAZIM VAR

Sut limanlarinda poyrazlarla lodoslar oluyorum
Dondukce, dondukce basim, martilar kusuyorum
Derya bir Kuran-i Kerim yapraklar'ni bir bir aciyorum
Karis, karis, karis, karis, karis, karis, karis karistiriyorum
Bakara oynuyorum Fatiha'nin Bakara suresiyle
Ve zarlarla ki hepsi ayri bir Sure alayidir
Nedir diye, nemenedir bu arabesk diye diye
Martilar bu sakasi yok, akaraplar tarafindan aglanilan
Bir mersiye - sad olsun ruhu - Tamburi Cemil Bey'e
Odeon bir rekorla kosan bir gramafonmus bu dunya
Kurdukca donuyorum, dondukce caliyor, caliniyorum
Ben ki Kibariye bir hirsiz ve Ferdi Tayfur kadar eski bir sipiker ve kokoyiniman
Kendimden kendimi caliyorum, kendimle, kendimle kendimi
Yasasin mahsere dek bu kisir olmayan dongu
Yasasin Veli`fendiler'de mahserin o dokuz doguran suvarisi
Benden once de vardi, benden sonra da tufan
Yasamak olunmez ki yasamayi yasamaklan
Gonderin de Hasan-huseyin emminin, dalgalandikca bu kirmizi don
Bir arabesk bu, ister sol olsun, ister sag
Ve indikce kustugum martilarin guzel gozlerinden yaslar
Caputlar kalkip kalkip Marmara'nin dalga kiranlarindan
Kondu-konacak geceleri Haci Bektas-i Veli'nin turbesindeki o milyon yillik dut agacinin dallarina
Bu siir ve bu nane, ifademe mani olmayan bir damla meni
Lumpen kesilmis sahsimin kuzgunlasmasiyla birden goge agan
ve agaran mechul bir artisiyla
Ki istersen demevi bir RH pozitif de olabilir.
Iste bu siirin kendini cektikten sonra Kodak'la nefsine nefes etmesidir
Zaten siir denen nesne, eski bir an'aneyle, dogan cocugun kulagina ezan makamiyla isminin uflenmesidir
Ya da tinlatmaktir icinle icin icin olan tambur ola ki evreni
Ve de cinlasin deyuu Neyzen'in neyi (gorulmemis hic neyin cinladigi
bu ana dek)
Ve en arabesk ve en cagdas adamimiz Orhan Veli'nin kuzular kulagina
Maraz ve menapoz, muhteris ve muteriz itirazlara itirazim var,
itirazim, itirazim
Ama halka, halka halka halkalanan halka dunden ve yarindan
her zaman raziyim.

Can YÜCEL