Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

17 Eylül 2010

KENDİ ÖZ DEĞERİMİZ İÇİN OLUMLAMA....

Eylül 17, 2010 0
KENDİ ÖZ DEĞERİMİZ İÇİN OLUMLAMA....


Kendimi sevgiyle destekleyip olduğum gibi kabul ettikçe kendimi çok daha değerli hissediyorum. Daha değerli hissettikçe daha iyi oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha da güvende oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha değerli oluyorum…


Ben kendimi daha değerli hissettikçe gücüm ve yeteneklerim ortaya çıkıyor… Gücüm ve... yeteneklerim ortaya çıktıkça ben kendimi daha değerli hissediyorum… Bütün bunlar bende eşsiz bir harmoni oluşturuyor. İşte ben bu harmoniyim…


Benim kendimi değerli hissetmem için dünyada belirli şartların oluşmasına gerek yok. Ben sadece nefes aldığım için bile kendimi değerli hissedebilirim. Ben kendimi olduğum gibi kabul edip değerli hissettiğimde bütün dış şartlar bana ayak uydururlar ve bana ne kadar değerli olduğumu kanıtlarlar… Ben kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum… hayat benim için değerlidir… ve bende hayat için…

Geçmişte kendimi değerli hissetmemiş olabilirim. Ama buna bağlı yaşadığım tüm durumlarım sorumlusu benim. Tüm bu kararları sevgiyle değiştiriyorum… Bilirim ki özdeğer kişinin kendi iç dünyasında kazanılabilir bir olgudur. Şimdi içime dolan öz değerin ışığını hissediyorum…


Ben öylesine değerliyim ki, hayatın tüm güzel olasılıklarına açık ve layık olduğumu anlıyorum… Ben bunu anladıkça hayat tüm güzel olasılıklarını bana açıyor. Bu ne de güzel bir harmonidir…
Ben kendimi değerli hissedebilirim… Ben her an kendimi daha da değerli hissedebilirim… Ve bu benim için bir alışkanlıktır… kendimi sevmek ve değerli hissetmek benim en güzel alışkanlığımdır… Bu beni daha da değerli ve güvende kılar.

Ben kendimi öyle değerli hissederim ki, her ismimi duyduğumda kendime verdiğim değer iki kat artar. Ve iki kat daha… iki kat daha…

Ben kendimi değerli hissettikçe başkalarındaki değeri görmeyi de bilirim... Onlardaki bu değeri her an onlara hissettiririm. Onlardaki mükemmeli görmeyi seçerim… Çünkü onlardaki mükemmel, benim içimdeki mükemmeldir… Ben onları değerli buldukça, onlar beni fazlasıyla bulur bilirim... Bu harmoni ile bir bütün olurum…


Ben değerliyim, ve bunu deneyimlemeyi seçiyorum… Şimdi hızla değişiyorum....

AKIN BERK SÜRÜCÜ
Bir açıklama ekle
Kendimi sevgiyle destekleyip olduğum gibi kabul ettikçe kendimi çok daha değerli hissediyorum. Daha değerli hissettikçe daha iyi oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha da güvende oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha değerli oluyorum…


Ben kendimi daha değerli hissettikçe gücüm ve yeteneklerim ortaya çıkıyor… Gücüm ve... yeteneklerim ortaya çıktıkça ben kendimi daha değerli hissediyorum… Bütün bunlar bende eşsiz bir harmoni oluşturuyor. İşte ben bu harmoniyim…


Benim kendimi değerli hissetmem için dünyada belirli şartların oluşmasına gerek yok. Ben sadece nefes aldığım için bile kendimi değerli hissedebilirim. Ben kendimi olduğum gibi kabul edip değerli hissettiğimde bütün dış şartlar bana ayak uydururlar ve bana ne kadar değerli olduğumu kanıtlarlar… Ben kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum… hayat benim için değerlidir… ve bende hayat için…

Geçmişte kendimi değerli hissetmemiş olabilirim. Ama buna bağlı yaşadığım tüm durumlarım sorumlusu benim. Tüm bu kararları sevgiyle değiştiriyorum… Bilirim ki özdeğer kişinin kendi iç dünyasında kazanılabilir bir olgudur. Şimdi içime dolan öz değerin ışığını hissediyorum…


Ben öylesine değerliyim ki, hayatın tüm güzel olasılıklarına açık ve layık olduğumu anlıyorum… Ben bunu anladıkça hayat tüm güzel olasılıklarını bana açıyor. Bu ne de güzel bir harmonidir…
Ben kendimi değerli hissedebilirim… Ben her an kendimi daha da değerli hissedebilirim… Ve bu benim için bir alışkanlıktır… kendimi sevmek ve değerli hissetmek benim en güzel alışkanlığımdır… Bu beni daha da değerli ve güvende kılar.

Ben kendimi öyle değerli hissederim ki, her ismimi duyduğumda kendime verdiğim değer iki kat artar. Ve iki kat daha… iki kat daha…

Ben kendimi değerli hissettikçe başkalarındaki değeri görmeyi de bilirim... Onlardaki bu değeri her an onlara hissettiririm. Onlardaki mükemmeli görmeyi seçerim… Çünkü onlardaki mükemmel, benim içimdeki mükemmeldir… Ben onları değerli buldukça, onlar beni fazlasıyla bulur bilirim... Bu harmoni ile bir bütün olurum…


Ben değerliyim, ve bunu deneyimlemeyi seçiyorum… Şimdi hızla değişiyorum....



AKIN BERK SÜRÜCÜ


HAYATA YÖN VEREN SÖZLER..

Eylül 17, 2010 0
HAYATA YÖN VEREN SÖZLER..


"30 yılımı kadın ruhunu araştırmakla geçirdim ancak hala cevabını bulamadım. Cevaplanması gereken büyük soru şu; "Bir kadın ne ister?" - Sigmund Freud -

"Deneyimlerimden öğrendiğim şu ki mutluluklarımızın ya da hayal kırıklıklarımızın şu anki yaşadıklarımıza bir katkısı yok" - Martha Washington -

"Güneş bile benim tutkularımın yanında ...sönük kalır. Tutkularımın hepsini yaşayamayabilirim ancak onları izlemek inanmak ve takip etmeye çalışmak pnların devamını sağlıyor." - Louisa May Alcott -

"Bir kadın olarak kentim yok. Bir kadın olarak kentim tüm dünya.." - Virginia Woolf -

"Bir grup yurttaşın dünyayı değiştirebileceğinden şüphe etmeyin. Bunun yerine it is the only thing that ever has." - Margaret Mead -

"Çoğu insan gerçek murluluğa sahip olmak için yanlış bir düşünceye sahip. Kişisel mutluluk gerçek mutluluğu getirmez toplumsal bağlılık mutluluğu getiren en saygıdeğer amaçtır." - Helen Keller -

"Bir kişiyi aşağıya çekmeye çalıştıkça onun aşağıya çekmek için tuttukları da bir parçanız olur ve ağırlık verir. Yani diğerlerini aşağı çekerek yükselmeye çalışmayın." - Marian Anderson -

"Azim 19 kez kaybedip 20'nci de başarıya ulaşmaktır." - Julie Andrews -

"Ne zaman nerede öleceğinizi seçemezsiniz. Ancak şimdi nerede ve nasıl yaşayacağınıza karar verebilirsiniz."
- Joan Baez -

"İlerlemenin sırrı başlamada gizlidir." - Sally Berger -

"Köpekler çağrıldıklarında gelir. Kediler düşündüğünüzü anlar ve gelir" - Mary Bly-

"Geçmişi unut ve şimdiyi yaşayın." - Sarah Knowles Bolton-

"İnsanlar bornoz alırken rahat olmasına dikkat ederler aynı şey eş seçerken de geçerken de geçerlidir. Kurallar aynıdır." - Erma Bombeck -

"Birşeyi zorla yaparsam hiçbir şey yapamam. Güçlüyüm yenilmeszim ve kadınım" - Helen Reddy -

"Eğer hassas olursanız yolunuza çıkan engeller karşısında sık sık yoldan çıkabilirsiniz." - Mary Webb -

"Arkadaş sizin herşeyinizi bilen ve her durumda size benzeyendir." - Christi Mary Warner -

"Kazanmak için savaşmanız gerekebilir." - Margaret Thatcher -

"Evlilikle kariyeri birlikte nasıl idare edebileceğimi söyleyen bir erkek görmedim." - Gloria Steinem -

"Arkadaşlık kişiler için önemlidir çünkü dünyada hiç kimse arkadaşsız kalamaz." - Eleanor Roosevelt -

AŞK'IN ÇEŞİTLİ TARİFİ ...

Eylül 17, 2010 0
AŞK'IN ÇEŞİTLİ TARİFİ ...


Kapısından geçenlere Aşk’ın sırları ve değeri sorulan kapıda durmuştum...
Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:

“-Aşk bize ilk insanlardan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür...”
Yiğit bir genç karşılık verdi:
“-Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar...”
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
“Aşk mağaralarda sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir... Zehir çiy gibi taze görünür, susuzlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler...”
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
“-Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir...”
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
“-Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir... Yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar...”
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
“-Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır... Hayatı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar...”
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
“-Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, sonsuzluğun derinliklerinde ruhun huzura ermesidir...”
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
“-Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı...”
Ve böylece Aşk’ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak...
O anda bir ses duydum:
“Hayatı iki yarıya ayrılmıştır; biri donar, biri yanar... Yanan yanı, Aşk’tır...”





Halil CİBRAN

12 Eylül 2010

NASIL YAŞARSAN YAŞA !

Eylül 12, 2010 0
NASIL YAŞARSAN YAŞA !


"Her zaman bir kitabın sonuna yaklaşır gibi yaşa..
Lunaparkta kaybolmuş gibi yaşa..
Oyuncak dükkanında kaybolmuş çocuğun iştahıyla yaşa.. Kaybolmuşluğu unut, etrafına bak!
Yüzmek gibi yaşa, boğulmak gibi değil..
Uçmak gibi yaşa, düşmek gibi değil..
...Kuş sesleriyle bir ağacın gölgesinde uzanır gibi yaşa..
Kaşık kaşık çikolata yeyip, ellerini beyaz tişörtüne silen çocuk gibi yaşa..
Saatlere bakmadan yaşa..
Beklemeden yaşa..
Yorulmadan yaşa..
Bir tırtılın kelebek olma hayali vardır,
Senin de bir hayalin olsun..
Öyle yaşa işte!
Boynu bükük soru işaretlerini boşver.. Dik ünlemlerin var.
Noktaları at çöpe, kucak dolusu virgül getirdim sana..
Tanrı'nın sana uzattığı beyaz kağıdı geri çevirme...
Yani diyorum ki;
Yaşa da,
Nasıl yaşarsan yaşa!"





Mornie MENEL

DÜŞÜŞ

Eylül 12, 2010 0
DÜŞÜŞ
 
 
Bir kişiyi aklı başında ya da eli açık olmak için harcadığı güçten ötürü övmeye kalkışırsanız onu pek az sevindirmiş olursunuz. Tanrı vergisi yetileri için yaptınız mı bunu güller gibi açılır; bunların tam tersi, bir suçluya kusurunun yaradılışıyla bir ilgisi olmadığını, bunun nedeninin mutsuz bir takım rastlantılardan doğduğunu söyle...rseniz en yüce duygular besler size. Aslında doğuştan namuslu, kafası işleyen biri olmanın bir değeri yoktur. İçinden geldiği için birini öldürenle; bir rastlantıyla birini öldürmek arasında sorumluluk yönünde hiç bir ayrım olmadığı gibi. Ama bu düzenbazlar bağışlanmayı isterler, sorumsuzluğu.. Aslında suçsuz olmalılar, yaradılışın bir nimeti olan erdemlerinden kuşkulanmamak gerekir, geçici bir mutsuzluktan doğan kusurları da sürekli olmamalı. Yargılamayla kesmek gerek ilişiği..

Bizden daha iyi kişilere daha az iç döktüğümüz çok doğrudur. Daha doğrusu onların topluluklarından kaçarız. Çokluk bize benzeyenlerle, bizim güçsüzlüklerimizi paylaşanlara dökeriz içimizi. Demek ne düzeltilmek ne de yola getirilmek dileğimiz var. İlkin gücümüzün yetmediğinden yargılanmamız gerekir. Yalnızca acınmakla yürekledirilmek isteriz. Kısacası artık suçsuz olmak isteriz, ama bunun için parmağımızı bile kımıldatmak gelmez içimizden. Ne yeterince hayâsızlık, ne de yeterince erdem. Ne kötülüğün gücü var bizde ne de iyiliğinki. Bilmem okudunuz mu Dante’yi? Gerçek mi? Öyleyse onun Tanrı’yla şeytan arasındaki savaşta iki yanı da tutmayan melekleri olduğunu bilirsiniz. Araf’a yerleşmiştir onları, bir çeşit avlu, cehennem avlusu.

Biz işte o avludayız sevgili dostum.



Albert CAMUS


TEĞET

Eylül 12, 2010 0
TEĞET


Herkes kırılamaz,
ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için.
Ama dünya kütüklerin...

...Ağlayamaz herkes,
Ağlayabilecek kadar büyümek gerekir,
Dünya ise küçüklerin...

Sevemez herkes,
Bir orman olmak gerekir sevmek için,
Bak ki dünya çöllerin...

Ve vakur bir damla olmak,
Dalga için,
Katılmak okyanusa aşk için, isyan için...



Yılmaz ODABAŞI


UMUT IŞIĞI

Eylül 12, 2010 0
UMUT IŞIĞI


Sadece birkaç umut ışığı bile belli bir etki yaratabilir! Bu kadar karanlık içerisinde olduğumuz için küçücük bir ışığın işe yaramayacağını sakın düşünmeyin; çünkü tek bir mum bile karanlıkta bir mil öteden görülebilir! Bir mum çok küçük bir ışık saçsa ve tamamen karanlıkla çevrelenmiş olsa bile, bu, büyük bir karanlığın içinde çok önemli bir ışık olduğu gerçeğini değiştirmez.

Mum sadece küçük bir ışık ve onun dışındaki her şey karanlık olsa bile, bu mum gerçekten işe yarıyor. Ama belki cesaretinizi tamamen kaybettiniz ve kendinize “Ben kimim? Ne yapabilirim? Her şey o kadar umutsuz ve imkansız görünüyor ki! Olayları düzeltmek için tek bir kişinin yapabileceği hiçbir şey yokmuş gibi görünüyor. Öyleyse denemenin ne anlamı var? Herhangi bir şey yapmanın ne anlamı var?” diyorsunuz. Belki de her şeyden vazgeçmek üzeresiniz. Evet, belki dünyanın tamamını değiştirecek güce sahip değilsiniz. Ama dünyanın üzerinde yaşadığımız parçasını değiştirebilirsiniz! Bu kadar karanlık içerisinde olduğumuz için küçücük bir ışığın işe yaramayacağını sakın düşünmeyin; çünkü tek bir mum bile karanlıkta bir mil öteden görülebilir!

Bir açıklama ekle
Sadece birkaç umut ışığı bile belli bir etki yaratabilir! Bu kadar karanlık içerisinde olduğumuz için küçücük bir ışığın işe yaramayacağını sakın düşünmeyin; çünkü tek bir mum bile karanlıkta bir mil öteden görülebilir! Bir mum çok küçük bir ışık saçsa ve tamamen karanlıkla çevrelenmiş olsa bile, bu, büyük bir karanlığın içinde çok önemli bir ışık olduğu gerçeğini değiştirmez.

Mum sadece küçük bir ışık ve onun dışındaki her şey karanlık olsa bile, bu mum gerçekten işe yarıyor. Ama belki cesaretinizi tamamen kaybettiniz ve kendinize “Ben kimim? Ne yapabilirim? Her şey o kadar umutsuz ve imkansız görünüyor ki! Olayları düzeltmek için tek bir kişinin yapabileceği hiçbir şey yokmuş gibi görünüyor. Öyleyse denemenin ne anlamı var? Herhangi bir şey yapmanın ne anlamı var?” diyorsunuz. Belki de her şeyden vazgeçmek üzeresiniz. Evet, belki dünyanın tamamını değiştirecek güce sahip değilsiniz. Ama dünyanın üzerinde yaşadığımız parçasını değiştirebilirsiniz! Bu kadar karanlık içerisinde olduğumuz için küçücük bir ışığın işe yaramayacağını sakın düşünmeyin; çünkü tek bir mum bile karanlıkta bir mil öteden görülebilir!




 

BİRGÜN AŞK KONUŞMAYA BAŞLAMIŞ VE DEMİŞ Kİ ;

Eylül 12, 2010 0
BİRGÜN AŞK KONUŞMAYA BAŞLAMIŞ VE DEMİŞ Kİ ;

Hep "aşkın dili olsa da konuşsa" deriz. İşte birgün aşk konuşmaya başlamış ve demiş ki :

- "Ey insanlık hep peişimden koştunuz, bana ulaşmaya çalıştınız. Aslında bana ulaştınız ama hiç farketmediniz. Benım için ağladınız zaman bile size hep yalan belki de şaka gibi geldim. Bana hep yakıştırmalar yaptınız. Size bir hikaye anlatayım.

Birg...ün küçük bir kedi kuyruğunu yakalamak için hep kendi etrafında dönüp duruyormuş ve büyük kedi dayanamayıp ne yapmaya çalışıyorsun diye sormuş. Yavru kedi de bana ancak kuyruğumu yakaladığım zaman mutluluğa ulaşacağımı söylediler. Ben de onun için uğraşıyorum diye cevap vermiş.

Büyük kedi gülmüş ve "ben de küçükken senin gibiydim. Hep kendi etrafımda döner, kuyruğumu yakalamaya çalışırdım ama birgün durdum ve düşündüm ve yürümeye karar verdim işte o zaman anladım ki zaten o benim peşimden geliyordu."

İşte şimdi anladınız mı? Aşk bir kedinin kuyruğudur ki ona ulaşmak için peşinden koşmanız gerekmez, o zaten her hareketinizde arkanızdan gelir.



HZ.MEVLANA

Eylül 12, 2010 0
HZ.MEVLANA


Hazreti Mevlânâ talebeleriyle birlikte giderken, yol kenarında önündeki kemiği yiyerek yavrularını emziren bir köpek görünce birdenbire durur. Yanındaki talebelerine dönerek:

-Biliyor musunuz, der, içinde bulunduğumuz hali şu gördüğümüz tablo ne güzel izah ediyor. Şöyle devam eder:

-Bu yavrular der, şu koca kemiği yemeye kalksalar inci ...gibi ince dişleri kırılır, helak olurlar. Ancak anne güçlü dişleriyle o kocaman kemiği rahatça kırıp un ufak ederek yiyip süte çeviriyor ve yavrularına faydalı bir gıda olarak sunuyor.. İşte der, Şems'in sözleri de bana o kemik gibidir. O sözleri ancak ben hazmederim, sizleri o sözlerle ben beslerim. O halde siz Şems'in sözlerine değil, benim süt gibi yorumlarıma kulak verin, o sözleri benden dinleyin!



HZ MEVLANA


08 Eylül 2010

MEVLANA'DAN BİR ŞİİR...

Eylül 08, 2010 0
MEVLANA'DAN BİR ŞİİR...



Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.


Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. ..
Ağladım.


Yaşamayı ögrendim.
Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu

ögrendim.

Zamanı ögrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacagını,
zamanla barışılacağını, zamanla ögrendim...

Insanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu

ögrendim.

İnsan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu ögrendim..


Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni

aydınlatabilmek gerektigin ögrendim.

Ekmeği ögrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,

bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.



Okumayı ögrendim.
Kendime yazıyı ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi ögretti bana...


Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım.

Düşünmeyi ögrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek

oldugunu ögrendim.


Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el
sürmemek oldugunu ögrendim.


Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin acı oldugunu...
Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da

lezzet kattığını ögrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının

hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...



MEVLANA







06 Eylül 2010

PENCERE...

Eylül 06, 2010 0
PENCERE...

Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.

Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?'

'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi.

Hayatta da boyle degil midir ?

Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ...

Pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle.



02 Eylül 2010

....

Eylül 02, 2010 0
....




Hayat bizi dört işlemle sınar:
Gerçeklerle çarpar,
Ayrılıklarla böler,
İnsanlıktan çıkarır ve sonunda 'topla kendini' der ...

...TOLSTOY...



İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ

Eylül 02, 2010 0
İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ


Jack Gibb (1961), "Savunucu İletişim" ve "Açık İletişim" olmak üzere iki iletişim ortamı tanımlamıştır. Savunucu iletişim ortamında kişilerarası çatışma ortaya çıkar. Açık iletişim ortamında ise çatışma görülmez.

Bir iletişim ortamındaki kişilerden birisi, aşağıdaki altı tavırdan birini sergilediği zaman, karşısındakini savunucu ileti...şim kurmaya itmiş olur; yani çatışmaya yol açar. Savunucu iletişime zemin hazırlayan iletişim tavırları şunlardır:

Yargılayıcı/eleştirici, denetleyici, strateji izleyici, aldırmaz, üstünlük belirtici ve kesinlik taşıyan tavırlar.

Açık iletişime yol açan yani çatışma doğurmayan tavırlar ise, şöyle sıralanabilir:

Tanıtıcı, soruna yönelik, spontan (kendiliğinden), anlayışlı, eşitlikçi, denemeci tavırlar.



ÜSTÜN DÖKMEN

OKUMA ÜZERİNE

Eylül 02, 2010 0
OKUMA ÜZERİNE


Okumak, haz duymaya, zihnimizi süslemeye ve yetkimizi arttırmaya yarar. Haz duyurmak hususundaki faydası, insan bir köşeye çekilip tek başına kaldığı zaman kendini gösterir. Zihnimizi süslemesinin, konuşurken, yetkimizi arttırmasının da bir iş hakkında hüküm verirken, o işi başarırken faydası dokunur.

Okumak tabiatı tamamlar, tecrübe ...ile de tamamlanır. İnsanın tabiat vergisi olan kabiliyetleri kendiliğinden çıkan bitkilere benzer; okumakla budanmaları lazımdır. Okumak, tecrübeyle sınırlanmaz da başına buyruk bırakılırsa dağınık yönlere yayılmış bir bilgi verir. Tecrübe ile yetişen kimseler, okumayı hor görürler. Basit kimseler ona hayrandırlar. Bilginler ondan faydalanırlar, çünkü okuma, sağladığı faydanın ne olduğunu öğretmez. Bu, insanın, göre göre, tahsile ihtiyaç duymadan onun ötesine varan bir kuvvetle elde ettiği, bir bilgeliktir. Bazı kitaplardan insan yalnız zevk alır; bazılarını olduğu gibi yutar. Bazılarını geveler ve hazmeder. Yani bazı kitaplardan yalnız birtakım parçalar okunur; bazıları baştanbaşa, ama inceden inceye tetkik edilmeden, bazıları ise dikkat ve itina ile okunur. Bazı kitaplar da vardır, insan onları vekil vasıtasiyle yani başkalarının onlardan çıkardıkları parçaları okur. Bu ancak kitabın değeri ve konunun önemi az olduğu zaman yapılır. Çünkü böyle başkasının süzgecinden geçmiş, kitaplar, imbikten süzülmüş adi su gibi yavan olur.

Okumak, insana olgunluk, konuşmak canlılık, yazmak da açıklık verir. Tarih kitapları insanı akıllandırır; şiir nükteci, matematik dikkatli kılar; felsefe eserleri de derinleştirir. Mantık ve hitabet, münakaşalarda ustalaştırır; ahlak da ağırbaşlı yapar.

"İnsanın okuduğu şey benliğine işler." Hatta insan zekasına ket vuran her türlü engeli, iyi seçilmiş eserler okumakla ortadan kaldırabilir. Tıpkı vücudun tutulduğu hastalıkların münasip idmanlarla iyi edilebildiği gibi. Mesela top oyunu, vücutta hasıl olan taşlarla böbrek hastalarına; ok atmak, akciğerle göğüse, ağır yürüyüşler mideye, ata binmek baş ağrılarına iyi gelir, v.s. Bu sebeple bir kimsenin zihni dağınıksa matematikle meşgul olsun; çünkü bir davayı ispat ederken biraz dalıverse davaya ta baştan başlaması lazım gelir. Eğer zekası farkları görüp ayırmaktan acizse iskolastikleri tetkik etsin. Çünkü onlar; "kılı kırk yararlar."

Bir konuyla bir diğeri arasında münasebet kurmakta ve bir meseleyi ispat edip aydınlatmaya yarayacak delilleri hatırlatmakta güçlük çekiyorsa hukuk davalarını tetkik etsin. Böylece her zeka hastalığına ilaç olacak birer reçete bulunabilir.



BACON

BİR KEZ GÖNÜL YIKTINSA...

Eylül 02, 2010 0
BİR KEZ GÖNÜL YIKTINSA...


Bir kez gönül yıktınısa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
...
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil

Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hak'kı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil

Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil

Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yükü gevherdir tuz değil


YUNUS EMRE




ÇİN DÜŞÜNÜRÜ LAO TZU'NUN ÇOK SEVDİĞİ BİR ÖYKÜ..

Eylül 02, 2010 0
ÇİN DÜŞÜNÜRÜ LAO TZU'NUN ÇOK SEVDİĞİ BİR ÖYKÜ..


Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

-"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep..

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ...ihtiyarın başına toplanmış

-"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..

İhtiyar:

-"Karar vermek için acele etmeyin. Sadece ´At kayıp´ deyin. Çünkü gerçek bu..Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."demiş.

Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..

-"Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."

-"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden

-"Bu herif sahiden bunamış.." diye geçirmişler..

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara..

-"Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..

İhtiyar:

-"Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..

-"Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."

-"Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." demiş.

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış:

"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."





 

HAYAT ÜZERİNE....

Eylül 02, 2010 0
HAYAT ÜZERİNE....


Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden, yakınındaki bir balık,bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası yaratmış.
İstiridye de kumdan nefret edermiş; zira kum öylesine pürüzlüymüş ki kabuğunun içine kaçarsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış;
Sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş.
Kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş.
Ama, kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış; ta ki, nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar...
İstiridye, yıllar yılı, minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerlibir inci oluşmuş. Karşı karşıya olduğumuz problemler bu kum taneciğine benzer, bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asabileştirdiklerine şaşarız; fakat ; ... azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz. ... daha alçakgönüllü, isteklerimizde daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakin, daha akilli ve sorunlarımıza karsı daha dayanıklı hale geliriz. ... gizli gücümüzle, yaşamımızdaki pürüzlü kum taneciklerini, bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynağı olan değerli incilere dönüştürürüz....

-- Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?...

-- Hayat her koşulda paylaşmaya değer. Günlüğünüz karşısında ruhen çırılçıplak kalmayı göze alabileceğiniz belki de tek dostunuz.


MEVLANA'DAN...

Eylül 02, 2010 0
MEVLANA'DAN...


"Üzülme" der Hz. Mevlana ve devam eder;

"Bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,

Tek kanatla uçulmaz zaten.

Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,

Kilimin tozunu almaktır.

Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.

Niye kederlenirsin?

Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.

Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır."


MEVLANA



*İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür ama insanı insan yapan
ağızdan çıkan sözdür...*

MEVLEVİ VE BEKTAŞİ...

Eylül 02, 2010 0
MEVLEVİ VE BEKTAŞİ...


Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi''nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, izlemek için geldiğini söyler. Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır. Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır. Mevlevi'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır. Bektaşi'nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır. Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır. Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister. Büyük merakla, önce Mevlevi'ye sorar:

"Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?"
Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır. İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der: "Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız."
Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi''ye döner:
"Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?"

 
Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der:

"Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz."
---------------


Seveceksen öylece sev.

Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.

Birincisini zaten bulamazsın,

ikincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir.

Her ikisi de seni mutsuz eder.

Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için mutsuz olursun...

*Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.


[Mevlâna]

01 Eylül 2010

ŞEHİR

Eylül 01, 2010 0
ŞEHİR


Bu büyük şehirde, şimdiye kadar dünyada gezindiğim pek çok büyük şehirde olduğu gibi gezindim ve yine aynı sahneleri gördüm:


Bir adam cep telefonuyla konuşarak yürüyor, bir çocuk otobüsü yakalamak için koşuyor, bir anne bebek arabasını sürüyor, parkta genç bir çift öpüşüyor, boş bir arsada çocuklar futbol oynuyor, kiliseler, trafik ışıkları, billboardlar...


Bir grup insanla birlikte karşıdan karşıya geçmek için beklerken çevrede göze çarpan ve her daim tüm dünyanın yükünü sırtında taşıyormuş gibi derin düşüncelere dalmış halde resmedilen büyük adamların heykellerine göz atıyorum.

Dilini konuşamadığım bir büyük şehirde geziniyorum, ama bunun bir önemi yok.


Büyük şehirlerde kimse diğeriyle konuşmaz -herkes kendi dertleriyle meşguldür ve hep aceleleri vardır.


Eğer bir meydanda oturuyor ya da bir otobüs durağında bekliyorlarsa, yanlarına her kim yaklaşırsa yaklaşsın onu bir tehdit olarak görürler. Yabancılar şüphelidir, bu bize çocukluğumuzdan beri öğretilen bir şeydir ve bütün hayatımız boyunca da bunu hep hatırlarız.


Ne kadar mutsuz ya da yalnız olurlarsa olsunlar, zaferlerini, sevinçlerini ya da bunaltıcı üzüntülerini paylaşmaya ne kadar ihtiyaç duysalar da, sessiz kalmak her zaman daha iyi, daha güvenlidir.

Durum böyle olduğu halde birinin yanına yaklaşıyorum:


Ortak bir dil olmadığından konuşamıyoruz. İkinci bir kişide şansımı deniyorum, sonra üçüncüde -ve sonunda tıpkı diğerleri gibi acele içinde olan bir adam cevabını merak ettiğim soruya, her zaman tahmin ettiğim şekilde cevap veriyor:

''Bu sokağa ismini veren kişi kimdir?''

''Hiçbir fikrim yok. Kayıp mı oldunuz yoksa?''

Ona otelimin nerede olduğunu bildiğimi söyleyip teşekkür ediyorum. Benim yaşadığım yerde olsa ben de aynı cevabı verirdim: Sokağa ismi verilerek ihya edilen kişinin kim olduğunu bilmiyorum.


Tıpkı Aziz Paul''un mektubunda söylediği gibi, dünyanın sunduğu şeref geçicidir.



PAULO COELHO

MELEKLERİN ŞARKISI

Eylül 01, 2010 0
MELEKLERİN ŞARKISI


İçinin derinlerinde bir ışık parlıyor, sen bu yaşama girdiğinde seninle doğan bir ışık.

Bu ışık karanlıktaki deniz feneridir, soğuktaki sıcaklıktır, barınak ve sığınaktır. Ve bu ışık senindir, her zaman oradadır, duyguların altında, korkunun ve şüphenin altında, her zaman orda parlamakta.

Şimdi, derin bir nefes al. Ve sonra bir tane daha ve sonra bir nefes daha. Gözlerini kapat ve içinde merkezindeki ışığı gör. Onun genişlediğini izle. Genişlediğini izle ve bedenini tamamen doldurana kadar ışığı genişlet. Ve ışık genişlerken, onun sevgiyi nasıl kapsadığını hisset, sadece sevgiyi. Bu sevginin korku ve şüpheden ne kadar güçlü olduğunu hisset. Bırak ışık genişlesin ve seni tamamen doldursun ve sonra, daha da dışarıya doğru genişlemesine izin ver, öyle ki sen geceleyin ışığını uzaklara yayan bir fenere benzeyesin, parlak ve ışıltılı, sevgiyle dolu, ışıkla dolu, parlak enerjisel bir varlık.

Ve şimdi, meleklerin seni bir halka gibi çevrelediğini gör. Onların parlak, beyaz ışıkta parıldadığını gör. Onlar sevginin şarkısını söylüyorlar. Işığın şarkısını söylüyorlar. Bu yaşamanın harikalarının şarkısını söylüyorlar ve sana yaşaman, iyi yaşaman için cesaret gönderiyorlar.

Onların şarkısını dinle. Senin için ruhunun niyetinin şarkısını söylerlerken dinle, bu yaşam armağanına nasıl özlem duymuştun ve onu almıştın, sana yaşamın bir kıvılcımı nasıl verilmişti, şu anda merkezinde parıldayan aynı kıvılcım. Nasıl doğdun ve o zamandan beri nasıl sevildin ve kıymetli tutuldun, özgürlüğe doğru giden adımları atman için seni cesaretlendirmek için yardımcı eller sana nasıl uzatıldı, melekler kendi hayatını kendi şeklinde yaşamana izin verirken seni nasıl korudular. Ve şu anda da senin için buradalar, bu şarkıyı söylüyorlar, senin şarkını, yaşamının şarkısını, eğer onun senin için parlamasına izin verirsen senin için orda olan tüm harika sevgiyi, şimdi ve daima ve her günün her anında yoluna akan tüm rehberlik ve bilgelik.

Bu şarkıyı dinle ve seç. Şüphe yerine kesinliği ve inancı seç. Korku yerine cesaretli eylemi seç. Kendini bulmak ve kendini bilgelik ve neşeyle yükseltmek için ruhunla, bu meleklerle ve Tanrıyla bağlantına, derinlerine gitmeyi seç.

Tüm olduğunla, tüm harikalığınla, kendin ve başkaları için parıldayan bir fener gibi derin imanda yürüyerek parıldamayı seç. Sevmeyi seç ve bu değerli yaşamı ve her an sana getirdiği her kutsamayı kucakla.

Teşekkür et ve hoşnut ol. Sen canlısın ve bu iyidir.



CARRIE HART
ÇEVİRİ: SAFFET GÜLER

SENİN ÇİZGİN

Eylül 01, 2010 0
SENİN ÇİZGİN
Zamanında Çin''in küçük bir köyünde bir kung-fu okulu varmış.Okulun yaşlı ve bilge olan hocası öğrencilerine sadece bedensel eğitim değil zihinsel eğitiminde önemli olduğunu anlatırmış.Öğrencilerinden biri zeki olmasına
rağmen dersleri pek umursamayan vurdumduymaz bir karaktermiş.Onun bu hali hocanın gözünden kaçmaz ve devamlı kendini... uyarırmış. Günler böyle geçerken
bilge hoca bu öğrencisini başka bir öğrenciyle müsabakaya kaldırmış.Müsabaka başlamış.Haylaz öğrenci yaptığı her hareketin, attığı yumruk ve tekmelerin
rakibi tarafından ustalıkla savuşturulduğunu görünce dahada hırslanmış ve kural dışı hareketler yapmaya başlamış.Rakibi onları savuşturmuş. Dahada sinirlenen öğrenci hiçbirşeyin kar etmediğini görünce oturmuş hırsından ağlamaya başlamış.Müsabaka bitmiş.Haylaz öğrenci ağlarken omuzunda bir el hissetmiş.Kafasını kaldırıp baktığında hocasını kendisine gülümsediğini
görmüş.
Bilge hoca öğrencisinin yanına oturmuş ve toprağa 15-20 cm uzunluğunda bir çizgi çizmiş.
-Bu düşmanının çizgisi.Bunu nasıl kısaltırsın?demiş
Öğrenci bu soru üzerine çizgiyi ikiye bölerek:
-Böyle kısaltırım demiş
-Hayır, demiş hocası
Öğrenci bu sefer çizgiyi üçe bölmüş
-Böyle kısaltırım.
Hoca gülümsemiş.Ve yere aynı uzunlukta bir çizgi çizmiş.
-Bu düşmanın çizgisi.Sonra yanına onun iki katı uzunlukta bir çizgi çekmiş
ve eklemiş:
-Bu da senin çizgin.Sen düşmanının çizgisiniz kısaltmak yerine kendi çizgini uzatırsan düşmanının çizgisi doğal olarak kısalacaktır.Sen kendini geliştir.
Uğraştığın insanlar zaten o zaman geride kalacaktır...

ALINTI

YAŞAMIN GÜZELLİKLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

Eylül 01, 2010 0
YAŞAMIN GÜZELLİKLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...
Şarkılar hepimizin vazgeçilmezlerindendir,ama şarkıları dinlerken çoğunluğumuz şarkının sözlerinden çok ezgisini,tınısını,melodisini hatırlarız.Ama şarkıların güzelliği asıl sözlerinde gizlidir,sizinle bir tanesini paylaşıyorum,müziksiz okunduğunda anlamını daha iyi kavrayacağınıza eminim..Güzel bir güne uyanmanız dileğimle....... Dost Bildiklerim Sanırım gündüzdü onlarla gecem İçimde ümitti dost bildiklerim Ne zaman yıkılıp yere düştüysem Bırakıp da gitti dost bildiklerim Hepsi varken baharımda, yazımda; Kışın bir burukluk kaldı ağzımda Seneler senesi oysa gözümde Cihana eşitti dost bildiklerim Nerde o sözlere kandığım günler? Her gülen yüzü dost sandığım günler Acıdan kahrolup yandığım günler Ta canıma yetti dost bildiklerim Meydana çıkalı asıl çehreler Aydınlanmaz oldu artık geceler Yalanlar tükendi, indi maskeler Birer birer bitti dost bildiklerim Korkar oldum bana "dostum" diyenden Yoksa yok olandan, varsa yiyenden Ne onlardan eser kaldı ne benden Beni benden etti dost bildiklerim



Ümit Yaşar OĞUZCAN