Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

26 Ekim 2010

BİR İNTİHAR GİBİ

Ekim 26, 2010 0
BİR İNTİHAR GİBİ


Birazdan kudurur deniz
Birazdan dalgaların sırtından,
Üst-üste fışkıran rüzgarlar,
Bir intikam gibi saldırınca üstüne;
Yüzüne şarkılar çarpar,
Yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın.
Sen artık buralarda duramazsın!

O büyük sessizliğin bağrı mı olur,
Kimsenin bilmediği bir ağrı mı;
Gider kendine gömülürsün
Yoksa bu şehir, bu sokaklar
Seni alır kullanır,
Seni alır kullanır,
Santim-santim çürürsün!

Hani, el değmemiş bir yanın vardır,
Aynalara göstermediğin bir yüzün,
Kendine sakladığın bir hüzün
Hadi durma!
Üzülsen de, sen üzülürsün!

Kim farkeder boşluğunu?
Ardın sıra kim ağlar?
Bir intikam gibi
Çıldırmış bu sevdalar!

Bir intikam gibi
Çıldırmış bu sevdalar!

Bazen bir uçurum kalır,
Bazen de martıların ardından
Velvele koparan bir leş kalır;
Bir intihar gibi
Puşt olunca sevdalar
Sırtını duvara yaslar,
Sırtını ağaca yaslar, susarsın.
Sen artık hiçbir sözü kaldıramazsın!

Şimdi yeni bir sevda mı olur,
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı;
Tutar sıfırdan başlarsın.
Yoksa bu ilişkiler, bu zaaflar
Seni yiyip bitirir,
Seni yiyip bitirir,
Dirhem-dirhem azalırsın

Belki hiç söylenmemiş
Bir şarkın vardır,
Henüz koyvermediğin bir kahkaha
Fırsatın olacak mı bir daha?
Ne bekliyorsun?
Yanılsan da sen yanılırsın!

Kim hatırlar güzelliklerini,
Senin için kim yanar?
Bir intihar gibi
Puşt olmuş bu sevdalar!

Bir intihar gibi
Puşt olmuş bu sevdalar!



Yusuf HAYALOĞLU




SEN SEN SEN

Ekim 26, 2010 0
SEN SEN SEN

” Dilime bu türkü, gönlüme bu sevda düştü düşeli yollardayım
Yüreğime çoktan cemre vurdum seni sevmek için baharı beklemeyeceğim ”


Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.,
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter..

Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter..

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter..

Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır sende naz..
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter..

Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
Sende karar kıldığını…
Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
Sen bilsen yeter..

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter………..


 
Yavuz Bülent BAKİLER


LOKMAN HEKİMİN SEV DEDİĞİ

Ekim 26, 2010 0
LOKMAN HEKİMİN SEV DEDİĞİ


Bu yürek
Seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuki beşer
Çınçınlı hamam
Çizmedeki kedi
Sanki elleriyle koymuşlar gibi
İkimizden bir işmar
Seni sevmemiş olsam , sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim çolak hüseyin eli
Seni sevmesem , nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne ?
Cumartesi
Seni sevdiğim için , Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için , bak temmuz ayındayız
Ayşe onbaşı , pir sultan abdal , büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor , seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden , suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri , seni sevdiğim için güzel
İbrahim’in dilleri
İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
Savaşın adı geçse , cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür , ne kömür o be
Raman’ı düşünür , Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için , Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller
Seni sevdiği için goncalanıyor
Seni sevdiğim için , kilim dokuyor Avşar’da
Yarın sabahlar , seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin , halk şiiri , canlı sinema
Mapushaneler , yedi düvel , harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamid , don civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi
Başaklanmayan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi ,
Yeşille turuncunun kafa barıştırması , bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz , ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde , kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle ?
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok , sırtı pekse hısım akrabanın
Konu-komşu , dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşam üzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor , tütün neyime zarar
Keseme zarar , ciğerime zarar , sevdama zarar
Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
Beti-benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut , sonra uyandır
Lokman hekim , seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim , ilkbaharı kodunsa bul gayrı
İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki , seni sevmeseydim
Hak , hukuk , bereket diye
Eşitlik , kardeşlik , hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim..!



Metin ELOĞLU




25 Ekim 2010

SANA DAİR

Ekim 25, 2010 0
SANA DAİR
Kan ter içinde uyanıyorsam uykularımdan
Ve sayıklıyorsam adını sabahlara kadar,
Sakınıyorsam seni herkesten
Ve sana değecek tüm gözlerden,
Nazara geleceksin diyedir,
Seni gizli saklı yaşamam…

Susuyorsam, konuşmuyorsam,
Kuracak cümlelerim olmadığından değil;
Susuyorsam, bil ki bir sebebi vardır şu yüreğimin.
Hiç hesapsız ve katıksız yaşıyorsam sevgimi,
Ve gitgide çoğalıyorsa sana olan duygularım,
Anlamıyorsan da halimden,
Gözlerime bakman yeterli,
Onlar anlatırlar seni ne çok sevdiğimi…

Seni düşünerek geçiriyorsam tüm saatlerimi,
Nan gibi aklımdan çıkmıyorsan bir an,
Ve adını yazmışsam kalbime,
Ve hala da anlamıyorsan söylediklerimden,
Kalbimin sesine kulak ver yeter,
Seni sevdiğini haykırıyor cümle aleme….


Mehpare ÖĞÜT
2010

22 Ekim 2010

PALYAÇO

Ekim 22, 2010 0
PALYAÇO
Doktora gelen adam hastayım der, hayattan zevk alamıyorum. Acılar aklıma
geliyor, yemek yiyemiyorum. çıplaklar hatırıma geliyor, Onlarla
birlikte üşüyorum. Her cinayette kendimi suçlu buluyorum. Her katil
bıçağının kabzasını sanki benim ellerim tutmuştur. Her atılan kurşun
benim kalbime saplaniyor. Butun bu toplumun suçlari benim omuz...larima
yuklenmiş. Artık gülmesini unuttum.

Doktor, hastasini omuzundan
tutar, pencerenin onune getirir, perdeyi aralar, parmağıyla karşı
duvardaki afişi gösterir. Bu afiste, bir sirk palyacosunun reklami
vardir.
Azizim, der, su palyacoyu goruyormusun? Tavsiye ederim, her
gece bu palyaconun gosterilerine git. Bütün kederini, elemini, derdini
unutursun. Gulmeyi, kahkahayi ögrenirsin. Hayattan yeni bastan zevk
almaya baslarsin. Hasta basini eger, Doktor, der, iste o palyaco benim!


Aziz NESİN

HAYATA DAİR

Ekim 22, 2010 0
HAYATA DAİR


Nereye gitmeye karar verirsem beni yalnız oraya ulaştıracak olan güvenli yollarda yürümek istiyorum.
Fakat bilmiyorum, ne istemek gerektiğini bilmiyorum.
Kendimde binbir mümkünün var olduğunu hissediyorum.
Fakat bunlardan yalnız bir tanesi olmaya rıza gösteremiyorum.
...Ve her an yazdığım her sözün, her yaptığım hareketin, çehremin silinemeyecek yeni bir çizgisini meydana getirdiğini düşündükçe ürküyorum.
Öyle bir çehre ki, bir seçime varamadığından, onu cesaretle sınırlayamadığından kararsız, şahsiyetsiz, korkak olarak tespit edilecek.

Allahım; yalnız tek bir şey istemeyi ve durmadan onu istemeyi bana ilham et.



Andre GİDE


YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT...

Ekim 22, 2010 0
YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT...
 
Yapılacak ilk devrim insanın kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur.

İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, ne istediğini, hayattan ve insanlardan ne beklediğini bilmiyorken bir düşünce uğruna savaşmak yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.

Hayatını basitleştirme ve ucuz zevkler uğruna harcama ...onu. Hayat ilk baharda dağlardaki karların erimesi kadar çabuk sona erer. Anlamadan bitiverir. Yaşadığımız her saniye bize bahşedilmiş birer mucize olsa gerekç O kadar ki, geri alınması ve tekrar yaşanması olanaksız. Bunu bil ve her sıkıntılı anında bunu anuımsa. Acıları ve üzüntüleri, hayatının büyük bölümüne yayarak kendini yıpratma. Dolu dolu, heyecanla, severek, sevilerek yaşa. Sevmekten ve çok sevilmekten korkma. Sevöek en yüce değer, ölesiye, uçsuz bucaksız sevmek. Sevilmekte bir o kadar. Sevmenin güzelliği, sevilmenin ızdırabında sevgisizliğin sızısı içimizda saklı..

Bir gün arkana baktığında ki o gün mutlaka gelecek tüm benliğini pişmanlık kaplamasın. Yapamadıklarının pişmanlığıyla değil, yapabildiklerinin hazzıyla yaşlan. Her zaman yapılan yanlış nedir bilir misin? Hayatımızın ve hayatımızda yer eden insanlarınhiç değişmeyeceğini sanmaktır, trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar gideceğini düşünmektir. Oysa kaderin hayal gücü bizimkinden daha renklidir. Artık çıkış yolunun kalmadığını sandığın bir durumda, umutsuzluğun zirveye vardığında, rüzgar hızıyla herşey değişir, alt üst olur ve bir andan ötekine geçerken kendini yeni bir yaşantının yeni insanların içinde bulursun.

Doğru insan ve insanlarla beraber olmak ise kaderin hayal gücünün renkliliğine değil, tamamen bizim seçimimize bağlıdır. Senin için çirpinan insanlara hak ettikleri değeri ver. Birileri için çırpınan fedakarlık yapan, gerçekten seven insanları yeniden bulmak çok zor. İnsan elindekilerin kıymetini genellikle bilmez. Onları kaybedince değerlerini anlar. Buna fırsat verme, çok geç olabilir.

Bir gün yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür, ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir. Çevrendeki insanlar bunu sağlayabilecek nitelikte olmalıdır, olayların içinde ve üstünde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak bulabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle dönanabilirsin. Ve sonra önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmedin zaman herhangi birine öylece girme; otur ve bekle..

Hayatına girecek insanları belirlerken de buna dikkat et. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin soluk aldıysan öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yürüğinin götürdüğü yere git, yüreğinin belirlediği kişiyi seç..

 

Susanna TAMARO



SEVGİLERİN KARŞILIKSIZ ...YARDIMLARIN GİZLİ OLACAK ..!

Ekim 22, 2010 0
SEVGİLERİN KARŞILIKSIZ ...YARDIMLARIN GİZLİ OLACAK ..!
İlkelerin Olacak
Seni Satın Alamayacaklar..
Aptalların Uydurduğu
Atasözlerine
...İnanmayacaksın:
..."Paranın Satın Alamayacağı Şey Yoktur ."
"Herkesin Bir Fiyatı Vardır ."
Gibi Sözlere Kanmayacaksın ..!
Onurunla, Kimliğinle
Ve Beyninle Akıllı Yaşayacaksın
Üreteceksin, Seveceksin,
Sevileceksin
İnançlarının Arkasında Duracaksın
Sevgilerin Kaşılıksız..
Yardımların Gizli Olacak..!
Seni Attan, Ottan Ayıran Özelliğin
Farkına Varacaksın...
Çünkü Sen İnsansın..
Ve Bunu Yakaladığın Gün,
Bembeyaz Yaşayacaksın ..!

 
Müjdat GEZEN




SEVGİYE HESAP SORMAYIN !

Ekim 22, 2010 0
SEVGİYE HESAP SORMAYIN !


Sevgiye hesap sormayın! çünkü sevgi, kendinden başkasına hesap vermez. o ne borç verir ne borç alır! ne alır ne de satar! bunun için ne çoğalır ne de azalır. hep, bugün,yarın ve kıyamete kadar tam olarak kalacaktır. sevgide daha çok ve daha az kavramı yoktur. aklımıza onu tartmak veya karşılaştırmak geldiği an, arkasında sadece acı hatıralar bırakarak kalbinizden çeker gider... kaç kere sizi sevgi kördür derken duydum. bununla sevgilide hiç bir kusur görmez demek istiyorsunuz. aslında körlük görme derecelerinin en üstün noktasıdır. keşke hiçbir şeyde ayıp göremeyecek kadar kör olsaydınız! ne zaman sevgi gözlerinizi temizlerse o zaman gördüğünüz her şey sevginize layık olacaktır..

19 Ekim 2010

İÇİMDEKİ SENİ

Ekim 19, 2010 2
İÇİMDEKİ SENİ


İçimdeki seni seviyorum,
Her sabah seni düşünerek uyanmayı
Akşama sanki gelecekmişsin gibi
İple çektiğim saatleri…
Sen geleceksin diye kendime daha bir özenmeyi,
Saatlerce ayna karşısında vakit geçirmeyi,
Seni düşlemeyi…
Düşlerken avunmayı,
Avunurken ağlamayı,
Ağlarken kavuşmayı…


İçimdeki seni seviyorum ben,
Senden daha çok sevdiğim için,
İçin için yandığım,
Özlemleri katıp aşıma,
Hasretliği içtiğim için.
Seni sevmeyi seviyorum
Ve kendimi seviyorum en çok da,
Seni böylesine sevdiğim için…



Mehpare ÖĞÜT
2010







18 Ekim 2010

BENİM İÇİN ÜZÜLME..

Ekim 18, 2010 0
BENİM İÇİN ÜZÜLME..

Varsın sensiz kalsın yüreğimdeki kelimeler
Varsın öksüz desinler,
Sevilmedi ama çok sevdi desinler
Gücenmem inan hiçbirine / söylenenlere
Kalbim yaralı da olsa
Tek kelime etmem ardından / ettirmem de kimseye..


Ben senli düşlerin avuntusuyla yaşarım;
Gelmeyeceğin günlerin hasretiyle,
Takvimleri her gün üçer beşer sayaraktan,
Ve her günü sana adayaraktan,
Yaşarım inan ölmem merak etme,
Benim için üzülme..

Benim için üzülme sen,
Geldi geçti işte, canımı bile acıtmadı derim.
İnan anlamaz kimse halimden,
Göz yaşlarımı da saklarım,
Tenha köşelerde ağlarım, bir de geceleri
Yeter ki merak etme ve
Kafana takıp da benim için üzülme SEN…



Mehpare ÖĞÜT
 2010


17 Ekim 2010

İKİMİZ İÇİN BİR HİKAYE...

Ekim 17, 2010 0
İKİMİZ İÇİN BİR HİKAYE...


İkimiz için bir hikaye yazdım bu gece
Yalnızlığa ait seven kalplerde
Dolaşsın dilden dile diye…

Görmeden sevmeyi öğrendim seninle,
Ve konuşmadan hissetmeyi,
Sıcaklığını, merhametini,
Aşk’a susamış yüreğimde…

İkimizin hikayesi olsun istemiştim.
Sadece sen ve ben,
Bir bütün, bir elmanın yarısı gibi,
İkimize ait bir dünya
İkimizin yaşadığı bu şehirde…

Sensizliği yaşamak haz veriyordu bana
Nasıl olsa bir gün kavuşuruz diyordum.
Günler günleri kovaladı,
İçimi derinden bir hüzün dalgası kapladı,
Ve en nihayet anladım ki gelmeyecektin,
Artık sen ben de değildin…

Şimdi ne olacaktı halimiz,
Aynı şehirde iki yabancı
Aynı havayı soluyan.
Şimdi el mi olduk birbirimize,
Ya günün birinde karşılaşırsak seninle,
Olur ya, aynı şehirdeyiz biliyorsun
Bakmak da mı haram gözlerine…


MEHPARE ÖĞÜT
2010

16 Ekim 2010

SEN YİNE SÜKUTU GİYİN YAR...

Ekim 16, 2010 0
SEN YİNE SÜKUTU GİYİN YAR...


Sen yine sükûtu giyin yâr!
Dilersen hiç konuşma.
Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda.
Çarpsa da bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim.
Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim;
söz verdim ben bu yüreğe,
hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim……

MEVLANA

ADI HÜZÜN OLSUN...

Ekim 16, 2010 0
ADI HÜZÜN OLSUN...


Öteki renklerini aldığın,
Tek mevsimlik dünyamın,
Ve senden bana kalanların,
Rotasız başlayan yolculuğumun,
Her limanda yüzleştiğim sensizliğin,
Adı hüzün olsun!

Bir türlü gelmeyen geleceklerin,
Bir yarısı sende kalan geçmişin,
Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserliğimin,
Adı hüzün olsun!

Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın,
Azalan ideallerimin,
Alışkanlık haline gelen sıradanlıkların
Birbirine benzeyen her günün
Adı hüzün olsun!

Aklımda kalan şarkı sözlerinin,
Anılarını sakladığım kirli odamın,
Yağan yağmurun,
Cama dayanmış soluk yüzümün,
İçimde ağlayan çocuğun,
Adı hüzün olsun!

Artık gelmeyeceğine olan inancımın,
Eksik yüreğimin, göremediğim renklerin,
Sensizliğin, yarım kalmışlığın,
Adı hüzün olsun!

Değişmeyen şeylerin,
Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların,
Sadakatini elden bırakmayan gönlümün,
İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının,
Ve bu şiirin adı hüzün olsun!
 

Şemsettin KAYA
Şiir FM

....

Ekim 16, 2010 0
....


"Seni Diğerlerinden Farksız Yapmaya Bütün Gücüyle Gece Gündüz Çalışan Bir Dünyada ,
Kendin Olarak Kalabilmek Dünyanın En Zor Savaşını Vermek Demektir..."


Doğan Cüceloğlu
(savaşçı)

BİR İLAHİDİR AŞK !...

Ekim 16, 2010 0
BİR İLAHİDİR AŞK !...


Hiç bitmeyecek bir şiirin sözleri yazılırdı sana,
Bobinler sana döner, senin için katlanırdı gazeteler
Seni sevmelerin alacakaranlık kuşakları açılırdı
Yorgun kelimeler bu şehrin üzerine düşünce…
Simsiyah bir gece akıyordu gözlerimin önünden. Bütün kalabalıkları geride bırakmış, kavgadan, ihanetten uzak kalışımın şerefine kadeh kaldırıyordum. Geleceğimi duvarlara çiziyor, melankolik sevdalarıma içli bakışlar atıyordum. Kendimle uzlaştığım, kendimi dinlediğim gecelerden biriydi bu ve ben yıldızlara seni anlatıyordum.
Ellerimi yüzüme kapadığımda sevecen bir bakışla yanıma sokulurdun oysa. Darmadağın olurdu hayalin güvercin bakışlarınla. Bir şiir olurdum yüreğinde pişerek, bir anıt olurdun gözlerini gözlerime dikerek. Kan revan içerisinde seni düşünür, yalnız senin olduğun gecelere dolanırdım bir gök kuşağı gibi.
Yürekteki rotayı kaybettiğin anlarda son bir sözün, belki de isyanını algılardım ağlayışlarından. Sığındığın geceler aynalara dargındı ve konuşmayı beceremezdi. Oysa film başlamıştır ve bu oyun oynanacaktır. Bir vahşi menekşe kokusunca eser zaman, rüzgârca. Sen kaçarken bana ulaşır kokun, ulaşır bu kırılgan sevdalar şairine.
Kalbinin dalları aynalara tutununca gülüşlerin tırmanırdı karlı dağlarımı. Ben seni düşünürken denizlerim taşar, atardım en tiz çığlıkları. Güzelliğinin üzüm bağları soluklanır mahzenimde ve basardım en korkusuz naraları. Hiç bitmeyecek bir şiirin, hiç bitirilemeyecek sevmelerin yansımaları düşerdi ak kâğıtlara. Bobinler senin için döner, senin için katlanırdı gazeteler. Seni sevmelerin alacakaranlık kuşakları açılırdı, gün bu şehrin üzerine düşünce.
Kar kalkmayan dağlarının zirvelerinde bir başına üşürsün oysa. Bir masal perisi düşlerim bakışlarının ütopyası gönlümü bulunca. Ben ki; nice seçeneksizliklerin içimde dama oynadığı mevsimlerden kopup seni buldum. Bu kentin sokaklarında bir sana yürüdüm, bir seni soludum. Yüreğime doladığın düğümlerle dolaştım, kimi de rengârenk bir ışık demeti oldum.
Bazen ulaşılmaz bir serap oldun, bazen de yanı başımda dururken seni içtim yudum yudum. Bütün sancılarımın alaca karanlık labirentlerinde sesin seni yaşamalara çağırıyordu beni. Beni sevme olasılığını bile düşünmeden koşulmamıştım atımı uzak ülkelerine. Bildiğim tek doğru sen, inandığım tek gerçektin. Öyle güçlü oluyordum anlayacağın sevgi sözlerini duyduğumda. Muhteşem bir şölendi sesinin tınısında dans etmek. Umudum kendini tazeliyor, sevgiyi anlatmak ve o sevginin koluna girmek farklı kılıyordu beni.
İmkânsızı hapsedip binlerce kilitle, darmadağın kelimeler tuzağına yürüyordum belki de. Üzerimde taşıdığım kimlik çiçeklerle bezeliydi. Seni sevmelerin sıfır noktalarından en uç iklimlere yürürken yüreğimdeki ışık yetiyordu bana. Her gün seni yeniden keşfedip, sevginin kırılma noktalarından ustaca atlıyordum. Ben konuşurken sen susuyor, sen konuşunca da kendime susma hakkı veriyordum. Saatler hızla kovalıyordu bizi. Bilinmezliğin ışığı çok uzaklardaydı ve biz birbirimizi aramaktan bıkmamıştık.
Pencereden gözlerini bembeyaz karlara dikiyordun soğuk kış günlerinde. Sırtını bir alev yalıyor, titrek ellerin ellerimi okşamak istiyordu belki de. Oysa mükemmel sevgilerde bile bir şeyler eksik oluyordu. Arayışlarla geçen ömrümüzün dengesiz törpülerinde tutunduğumuz tek şey yalnızlıktı. Yaşam kimi zaman bir hüzün şöleni, keşke’ler ise asla doldurulamayacak sayfalardı. Sesinin Ummanları suskunluğumun dayanma gücünü zorladığı anlarda, her defasında umudun resmini yapmam da bundandı.
Yine de yaşamdan beklediğimiz tadımlık kavuşmalardı her seferinde. Buncadır yanlış denklemlerden doğrular ararken, yaşadığımız düş kırıklıkları beynimizdeki hayaller gerçeğe yakın durmuştur. Sevgiyi aradığımız saatlerde karanlığı delik deşik etmelerimiz, her gün yeniden hazırlandığımız bir oyunun rol kesmeleridir. Sevgideki aykırılıklar ritimsiz bir müziğin güftesi olur bazen de. Kuşaktan kuşağa anlatılan bir hikâyenin gecelere yansıyan gülümsemelerinde iki kişilik bir oyundur sevda. Hüznün tortularıdır geride kalan. Karşı koyamadığımız bir karabasan, belki de hiçbir zaman çözemeyeceğimiz büyüsüyle hala tanımlanamayan ‘Suskun Bir İlahidir Aşk’..


Selahattin YETGİN


HAYATTAN NE ÖĞRENDİM ?

Ekim 16, 2010 0
HAYATTAN NE ÖĞRENDİM ?


Sonsuz bir karanligin içinden dogdum. Isigi gördüm, korktum. Agladim.
Zamanla isikta yasamayi ögrendim.Karanligi gördüm, korktum.Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi. ..Agladim.

* * *Yasamayi ögrendim.Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.
* * *Zamani ögrendim.Yaristim onunla...Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim...
* * *Insani ögrendim.Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu...Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.
* * *Sevmeyi ögrendim.Sonra güvenmeyi...Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.
* * *Insan tenini ögrendim.Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. ..Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.
* * *Evreni ögrendim.Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.
* * *Ekmegi ögrendim.Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini. ..Sonra da ekmegi hakça ülesmenin,bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.
* * *Okumayi ögrendim.Kendime yaziyi ögrettim sonra...Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana...
* * *Gitmeyi ögrendim.Sonra dayanamayip dönmeyi...Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
* * *Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta...Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine aydim.
* * *Düsünmeyi ögrendim.Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.
* * *Namusun önemini ögrendim evde...Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;gerçek namusun, günah el inin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.
* * *Gerçegi ögrendim bir gün...Ve gerçegin aci oldugunu...Sonra dozunda acinin,yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.
* * *Her canlinin ölümü tadacagini,
ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.
********Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.Olur ya ...Kalp durur ...Akıl unutur ...Ben dostlarımı ruhumla severim.O ne durur, ne de unutur ...


MEVLANA




....

Ekim 16, 2010 0
....


Ne ölmek nefessiz kalmaktır nede yaşamak nefes almaktır..
YAŞAMAK;

'sevilmeyi hakeden birine yaşamını harcamaktır'..

GÜZELLİĞE ÖVGÜ

Ekim 16, 2010 0
GÜZELLİĞE ÖVGÜ
Bir kişiyi aklı başında ya da eli açık olmak için harcadığı güçten ötürü övmeye kalkışırsanız onu pek az sevindirmiş olursunuz. Tanrı vergisi yetileri için yaptınız mı bunu güller gibi açılır; bunların tam tersi, bir suçluya kusurunun yaradılışıyla bir ilgisi olmadığını, bunun nedeninin mutsuz bir takım rastlantılardan doğduğunu söylerseniz en yüce duygular besler size. Aslında doğuştan namuslu, kafası işleyen biri olmanın bir değeri yoktur. İçinden geldiği için birini öldürenle; bir rastlantıyla birini öldürmek arasında sorumluluk yönünde hiç bir ayrım olmadığı gibi. Ama bu düzenbazlar bağışlanmayı isterler, sorumsuzluğu.. Aslında suçsuz olmalılar, yaradılışın bir nimeti olan erdemlerinden kuşkulanmamak gerekir, geçici bir mutsuzluktan doğan kusurları da sürekli olmamalı. Yargılamayla kesmek gerek ilişiği..

Bizden daha iyi kişilere daha az iç döktüğümüz çok doğrudur. Daha doğrusu onların topluluklarından kaçarız. Çokluk bize benzeyenlerle, bizim güçsüzlüklerimizi paylaşanlara dökeriz içimizi. Demek ne düzeltilmek ne de yola getirilmek dileğimiz var. İlkin gücümüzün yetmediğinden yargılanmamız gerekir. Yalnızca acınmakla yürekledirilmek isteriz. Kısacası artık suçsuz olmak isteriz, ama bunun için parmağımızı bile kımıldatmak gelmez içimizden. Ne yeterince hayâsızlık, ne de yeterince erdem. Ne kötülüğün gücü var bizde ne de iyiliğinki. Bilmem okudunuz mu Dante’yi? Gerçek mi? Öyleyse onun Tanrı’yla şeytan arasındaki savaşta iki yanı da tutmayan melekleri olduğunu bilirsiniz. Araf’a yerleşmiştir onları, bir çeşit avlu, cehennem avlusu.


Albert Camus / Düşüş

ZENGİNLİK; SABAHLARI POĞAÇA YİYEBİLMEKTİR...

Ekim 16, 2010 0
ZENGİNLİK; SABAHLARI POĞAÇA YİYEBİLMEKTİR...

Zenginlik;
Merdivenleri yardımsız çıkabilmektir.
Pencereden bakıp, yoldan geçenleri görebilmektir.
Her akşam kendi kapını kapatabilmektir.
Saçının okşanmasıdır.
Kolundaki saatin geleceği göstermesidir.
Bir sonraki hafta için plan yapabilmektir.
Güzel günleri bekleyebilmektir.
Bazen bir tabak makarnadır.
Bazen iki tane domates ve bir taze ekmektir.
Kendine inanabilmektir.
Zenginlik varlığından mutluluk duyabildiğin herşeydir...

Fakirlikse...
Bir kez tanıyıp,
Sonra yokluğunu öğrenmektir...


İclal AYDIN

İNTİKAM...

Ekim 16, 2010 0
İNTİKAM...


Aaron Hacker’in emlak bürosunun önünde New York plakalı kırmızı, spor bir araba durdu. Arabadan inen şişman adam, büroya doğru yürüdü. Sıcaktan ter, ince elbisesinin üstüne kadar çıkmıştı. 50 yaşında görünüyordu. Yüzü heyecandan kızarmış, fakat kısık gözlerindeki kararlı, donuk bakış değişmemişti. İçeriye girince başıyla Aaron’a selam verdi.
- ”Bay Hacker?” Aaron gülümseyerek,- ”evet benim, sizin için ne yapabilirim. Bay..?”
Şişman adam,
- ”Dill” diyerek kendisini tanıttı. ”Zamanım çok az, hemen konuya girsek iyi olacak.” dedi.
- ”Benim için de iyi olur Bay Dill. İlgilendiğiniz belli bir yer var mı?”
- ”Doğrusunu isterseniz, evet. Kasabanın kenarındaki eski bina.”
- ”Sütunlu ev mi?”
- ”Ta kendisi. Yanılmıyorsam üzerinde SATILIK tabelası var.” Aaron kuru bir sesle,
- ”Evet, bizim satış listemizdedir.” Kalınca bir defterin yapraklarını karıştırdı. Sonra daktilo ile yazılmış bir sayfayı işaret etti:
”160 yıllık bina. 8 odası, 2 banyosu, otomatik gaz fırını, geniş terasları, çevresinde ağaçları var. Çarşıya, okula yakın. 750.000 dolar.”diye okudu ve ekledi:
- ”Hala ilgileniyor musunuz?”
Adam oturduğu yerde rahatsız olmuş gibi kıpırdandı. “Neden olmasın. Olumsuz bir yanı mı var?”
Aaron, “Aslına bakarsanız,” dedi. “Bu evi defterime yalnızca yaşlı Sade Grim’in hatırı için kaydettim.Ev asla onun istediği kadar etmez. Uzun zamandır onarım görmemiş çok eski bir binadır. Kirişlerden kimi bir kaç yıl içinde çökecek durumda. Bodrumu ise yılın yarısında su ile doludur.”
- ”Öyleyse sahibesi neden bu kadar çok istiyor.”
Aaron omuz silkti. “Herhalde kendisi için manevi değeri olacak. Çok eskiden beri ailesine aitmiş.” Şişman adam gözlerini yerde gezdirdi. “Bu çok kötü.” dedi. Başını kaldırıp Aaron’a baktı ve çekingen bir biçimde gülümsedi. “Hoşuma gitmişti. O, nasıl söylesem bilemiyorum, tam aradığım evdi.”
Aaron güldü. “100.000 dolara belki iyi bir alışveriş olurdu ama, 750.000 dolara…Sanırım Sade’in düşüncesini de anlıyorum. Hiç bir zaman fazla parası olmadı. Kendisine kentte çalışan oğlu bakıyordu. Sonra adam 5 yıl önce öldü. Onun için ev satmanın akıllıca bir iş olacağını biliyor. Fakat gönlü bir türlü evden ayrılmaya razı olamıyor. Bu yüzden eve kimsenin almaya yanaşamayacağı bir fiyat koyuyor. Böylece kendini avutuyor.”
Üzgün bir ifade ile başını salladı.”Dünya ne kadar garip değil mi?”
Dill soğuk bir sesle “Evet.” dedi. Sonra ayağa kalktı. “Kendisini bulup fiyatı biraz düşürmesini isteyeceğim.” Otomobilini Bn.Grim’in evinin önündeki yıkık dökük çürümüş tahta parmaklıkların önüne park etti. Evin çevresini tümüyle yabani otlar kaplamıştı. Kapıya çıkan kadın kısa boylu, beyaz saçlı idi. Yüzündeki hatlar, küçük inatçı görünüşlü çenesine kadar iniyordu. Havanın sıcak olmasına karşın sırtında kalın, yün bir örme hırka vardı.
- ”Bay Dill olmalısınız.”dedi, “Aaron Hacker buraya gelmekte olduğunuzu telefonda söyledi. İçeri girmez misiniz?”
- Dill, “Dışarısı korkunç derecede sıcak.” diye söylendi.
- ”Öyleyse içeri girin. Buzluğa biraz limonata koymuştum. İçeriz.”
İçerisi loş ve serindi. Pancurlar kapatılmıştı. Eski tarz geniş koltuklarla döşenmiş büyük bir salona girdiler. Yaşlı kadın ellerini sıkı kenetleyerek sallanan bir sandalyeye oturdu. Şişman adam öksürdü…
- “Bn. Grim, az önce emlakçınız ile konuştum.”
Kadın,”Tümünden haberim var.” diye sözünü kesti.
- “Aaron fikrimi değiştirebileceğiniz düşüncesi ile sizi buraya yollamakla akılsızlık etmiş. Doğrusunu isterseniz amacımın bu olduğuna da pek emin değilim.”
- ”Bayan Grim, sizinle biraz konuşabileceğimi sanmıştım.” Bn. Grim sallanan sandalyesini gıcırdatarak arkasına yaslandı.
- ”Konuşmak için para alınmaz, ne istiyorsanız söyleyin.”
- ”Evet, haklısınız.” Adam beyaz bir mendille yüzünün terini sildi.
- ”İzin verirseniz anlatayım. Bir iş adamıyım. Bekarım.Uzun yıllar çalıştım ve iyi bir servet yaptım. Artık dinlenmeyi hak ettim. Yaşamımın sonlarını geçirebileceğim sakin bir yer arıyorum. Burayı sevdim. Bir kaç yıl önce Albany’ye giderken buradan geçmiştim. O zaman bir gün buraya yerleşebileceğimi düşünmüştüm. Bugün kasabadan tekrar geçerken, burayı gördüm. Tam istediğim yerdi.”
- ”Burayı ben de severim, Bay Dill. Böyle oldukça yüksek bir fiyat isteyişimin nedeni de bu zaten.”
Dill gözlerini kaldırıp yaşlı kadına baktı.
- “Oldukça yüksek bir fiyat değil mi? Kabul etmelisiniz ki Bn.Grim, bu günlerde böyle bir ev en fazla…”
”Yeter.” diye bağırdı kadın.
- “Bay Dill bu konuda sizinle kesinlikle tartışmak istemiyorum. Eğer istediğim parayı vermeyecekseniz, üzerinde durmayalım.”
- ”Fakat, Bn. Grim.”
- ”İyi günler Bay Dill.”
Adamın da aynı şeyleri yapmasını belirten bir tavırla ayağa kalktı. Fakat adam kalkmadı.
- “Bir dakika bayan, delilik olduğunu biliyorum ama, istediğiniz parayı ödeyeceğim.”
Yaşlı kadın uzun süre adama baktı.
- “Emin misiniz, Bay Dill?”
- ”Kesinlikle, yeterince param var. Eğer evi satmanızın tek yolu buysa, parayı alacaksınız.”
Grim hafifçe gülümsedi.
- ”Sanırım limonata iyice soğumuştur. Size getireyim. Siz içerken ben de evi anlatırım.”
Kadın elinde tepsi ile geriye döndüğünde Dill yine mendille alnındaki terleri siliyordu.Limonatayı zevkle yudumlamaya başladı.Yaşlı kadın sallanan sandalyesine yaslanırken
- “Bu ev.” Diye söze başladı. ”1902’den beri aileme aittir. Kasabadaki en sağlam ev olmadığını da biliyorum. Oğlum Michael doğduktan sonra bodrumum su bastı. O günden bu yana da bir türlü kurutamadık. Aaron bazı yerlerin çürüdüğünü de söylüyor. Yine de bu eski evi severim. Bilmem anlatabiliyor muyum?”
- Dill, “Evet.” dedi.
- ”Michael 9 yaşında iken babası öldü. Ondan sonra sıkıntılar başladı. Michael belki de benden çok babasını özlüyordu. Çok vahşi ve haşin bir çocuk olmuştu. Liseyi bitirince kasabayı terkedip kente gitti. Çok hırslı bir insandı. Kentte ne yaptığını bilmiyorum. Fakat başarıya ulaşmış olmalıydı. Bana düzenli para gönderirdi.” Gözleri nemlenmişti.”Kendisini 9 yıl görmedim. Dokuz yıl sonra geldiğinde başı dertte idi. Zayıf ve yaşlanmış bir durumda bir gece yarısı çıka geldi. Yanında ufak, siyah bir valizden başka bir şey yoktu. Valizi elinden almak istediğim zaman bana vurdu. Bana, annesine vurdu. Ertesi gün bir kaç saat için evi terketmemi söyledi. Ne yapmak istediğini açıklamadı. Döndüğümde valiz ortadan yok olmuştu.”
Şişman adam gözlerini limonata bardağına dikmiş öylece dinliyordu.
”O gece evimize bir adam geldi. İçeriye nasıl girdiğini bilmiyorum. Michael’ın odasından sesler duydum. Oğlumun içinde bulunduğu tehlikenin ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Kapının arkasından dinlemeye çalıştım. Fakat yalnızca bağrışmalar tehditler ve…” Bir an durakladı. Omuzları sarsılıyordu…
”…ve bir silah sesi duydum.” diye devam etti. “İçeriye girdiğim zaman yatak odasının penceresi açıktı ve yabancı gitmişti. Michael’ımda yerde yatıyordu. Ölmüştü. Tüm bunlar bundan 5 yıl önce oldu. Ondan sonra polis bana olanları anlattı. Michael ve tanımadığım o adam birçok suç işlemişler. Bir sürü yerlerden bir kaç milyon dolar çalmışlar. Michael parayı alıp kaçmış. Parayı bu evde, hala bilemediğim bir yerde saklamıştı. Sonra diğer adam hissesini almak için oğlumu arayıp bulmuştu. Paranın yok olduğunu görünce de oğlumu öldürmüştü.”
Başını kaldırıp adama baktı.
”İşte o zaman evimi 750.000 dolara satışa çıkardım. Bir gün oğlumun katilinin döneceğini biliyordum. O bir gün gelip fiyat ne olursa olsun evi almak isteyecekti. Bütün yapacağım, yaşlı bir kadının köhne evine bu kadar çok para vermeye razı olacak adamı buluncaya kadar beklemekti.”
Sandalyesini ağır ağır sallıyordu. Dill bardağı yere bıraktı, diliyle dudaklarını yaladı.”Uf!” dedi. Bu limonata çok acı…” Bakışları canlılığını kaybetti, hafif titreme ile başı, omuzunun üzerine cansız düştü.


Give Justice A Hand