05 Şubat 2009


Birkaç yüzyıl önce ...
Papa bütün Yahudilerin Roma'yı terk etmeleri
gerektiğine karar verir.
Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir
tepki gelir.

Bunun üzerine, Papa ile Yahudi toplumundan
önde gelen birisiyle
karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını
önerir.

Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa
gidecekler.

Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci
olarak Moiz'i seçerler.
Ancak Moiz'in Papa ile aynı dili konuşamaması
nedeniyle
müzakere de konuşmak yerine sadece işaret
dilinin
kullanılmasını teklif ederler. Papa kabul
eder.
Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı
yerlerini
alırlar ve karşılıklı olarak bir süre
bakıştıktan sonra Papa
elini kaldırarak 3 parmağını gösterir. Buna
karşılık Moiz
tek parmağını kaldırır. Papa parmaklarını
sallayarak başının
etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri
işaret ederek
oturduğu yeri gösterir. Papa yanındaki
çantadan bir parça
ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma
çıkartır.
Bunun uzerine Papa ayağa kalkarak, "Ben pes
ediyorum,
Yahudiler kalabilirler" der.
Müzakere sonrasında Papa'nın etrafına toplanan
kardinaller
Papa'ya ne olduğunu sorduklarında Papa; "Ben
önce 3 parmağımı
gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna
karşılık o bana
tek parmağını gösterip her iki dinin de tek
Tanrı'yı tanıdığını söyledi.
Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında
çevirerek
Tanrı'nın bizim etrafımızda olduğunu
gösterdiğimde,
o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı'nın
onların durduğu
yerde de olduğunu işaret etti. Ben kutsal
ekmek ve şarap
çıkartıp Tanrı'nın bizim günahlarımızı
bağışladığını göstermek
istediğim zamanda hemen bir elma çıkartıp bana
ilk günahı hatırlattı.
Herifin her şeye bir cevabı var. Ne
yapabilirdim ki?"

Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz'in etrafını
sarmış
ona nasıl başardığını sordular.
Moiz; "Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün
içinde burayı terk
etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile
ayrılmayacağımızı söyledim.
Sonra bütün şehrin Yahudilerden
temizleneceğini söyledi.
Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde
kalacağımızı söyledim"
"Sonra ne oldu?" diye kalabalık heyecanla
sormuş.
"Valla, sonrasını ben de pek anlamadım. Adam
biraz hiddetlendi
ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben
de benimkini çıkarttım. Hepsi
bu!.."
Yani anliyoruz ki ...


İNSANLARIN NE KONUŞTUĞU DEĞİL
NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR.
YA SENİ ANLAYAN BİRİ İLE KONUŞ,
YA DA ANLAŞILMIYORSAN SUS Kİ,
KONUŞTUĞUN KİŞİYE, BİR DE KENDİNİ ANLATMAK
ZORUNDA KALMAYASIN !.

ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Follow Us

google-site-verification: google58d5a065b06d6d7a.html

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates