Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

19 Mart 2026

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR? DEĞİL; NE GÜZELDİ O ESKİ BAYRAMLAR!

Mart 19, 2026 0
NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR? DEĞİL; NE GÜZELDİ O ESKİ BAYRAMLAR!

 



Şimdilerde bayram denince aklımıza ilk gelen şey "tatil planları" ya da telefonlarımıza düşen hazır mesajlar oluyor. Ama bir anlığına gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuza gidin. Hatırlıyor musunuz o tatlı telaşı?

Bayram, günler öncesinden gelirdi eve. Annelerimizin yaptığı o mis kokulu ev baklavalarının şerbeti dökülürken mutfaktan yayılan koku, aslında bayramın ilk habercisiydi. En büyük heyecanımız ise yastığımızın altına sakladığımız o gıcır gıcır bayramlık pabuçlar ve ütüsü bozulmasın diye özenle asılan kıyafetlerdi. Onlarla uyumak, sabahın olmasını dünyanın en büyük sabırsızlığıyla beklemek ne büyük bir servetti meğer.

Sabahın ilk ışıklarıyla evde başlayan o tatlı koşturmaca... Bayram namazından dönen babanın, dedenin elini öpmek için girilen o neşeli sıra. Avuçlarımıza bırakılan o mendillerin içindeki madeni paralar ya da tülbentlerin kenarına iliştirilmiş harçlıklar bizi dünyanın en zengin insanı yapmaya yeterdi.

Kapı kapı dolaşıp şeker topladığımız o sokaklar, sadece komşuların değil, çocuk neşesinin eviydi. "Kim gelmiş?" diye merakla açılan kapıların ardında, her zaman gülen bir yüz ve bir kase dolusu akide şekeri olurdu. Küskünlerin barıştığı, büyüklerin ellerinin hürmetle öpüldüğü, küçüklerin ise sevgiyle kucaklandığı o sofralar; sadece yemek yemek için değil, "bir olmak" için kurulurdu.

Belki dünya değişti, belki biz büyüdük. Ama o eski bayramların ruhu, aslında hala içimizde bir yerlerde o eski pabuçların heyecanıyla bekliyor. Önemli olan mesafeler değil, gönüllerin bir olması.

Bu bayram, sadece mesaj atmak yerine bir sevdiğinizin sesini duymaya, kapısını çalmaya ne dersiniz? Çünkü bayram, paylaştıkça ve hatırladıkça gerçekten bayram oluyor.



Sözün özü; o eski bayramlar aslında takvim yapraklarında kalmadı, biz onları yanımızda taşımayı biraz unuttuk. Bayramı "bayram" yapan ne pahalı sofralar ne de lüks tatillerdi; bizi mutlu eden, bir elin sıcaklığı ve "iyi ki varsın" diyen bir çift gülen gözdü.

Belki o eski pabuçlar artık ayağımıza dar geliyor, belki o kalabalık sofralardaki bazı sandalyeler artık boş... Ama içimizdeki o çocuğu elinden tutup sokağa çıkarabilirsek, bayram neşesini yeniden bulabiliriz. Gelin bu kez sadece geçmişi yad etmekle kalmayalım; sevdiklerimize onları ne kadar çok sevdiğimizi söyleyelim, ellerini sıkıca tutalım ve yeni bayramlarda anlatılacak yeni ve sıcak anılar biriktirelim. Çünkü hayat, paylaştığımız o küçücük samimi anların toplamından ibaret.



Eski bayramların o huzur veren kokusunu, çocuk neşesini ve sevdiklerinizle bir arada olmanın paha biçilemez sıcaklığını kalbinizde hissedeceğiniz şahane bir bayram dilerim. Mesafelerin sadece yollarda kaldığı, gönüllerin birbirine sımsıkı sarıldığı; büyüklerin dualarıyla, küçüklerin neşesiyle şenlenen o eski sofraların tadında bir bayram geçirmeniz dileğiyle... Bayramınız mübarek, her gününüz bayram tadında olsun.



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

Mart 2026

07 Mart 2026

İYİ OLALIM

Mart 07, 2026 2
   İYİ OLALIM

 


Son paylaşımımın üzerinden epey bir vakit geçmiş .. Tabii ki de boş durmuyorum. Geçen sene başladığım resim kursu bir hayli meşgul ediyor beni ve elbette çok sevgili kitaplarım. İnsanın içinde biriktirdiği, söylemek isteyip de söyleyemediği ne çok şey var. Bazen haykırmak, içindekileri kusmak istiyor ama olmuyor. Kendi adıma konuşmam gerekirse, bazen değil çoğunlukla eski çocukluk günlerime gidiyorum. Sanki o anı tekrardan yaşıyormuş ya da yaşamak istercesine... Size de oluyor mu böyle haller bilemem ama benim sıklıkla olur. Bunun geçmişle bağını koparamamakla ilgili bir durum olduğundan yüzde yüz eminim çünkü kopmasını istemiyorum. Çünkü yarım asırlık ömrümün çoğunluğunda en mutlu ama en mutlu olduğum yıllar çocukluğuma ait yıllardı. Sizler de eminim “evet” diyorsunuzdur içinizden... Neden biliyor musunuz ? Çünkü o yıllarda ne yokluktan, ne kavgalardan, ne kötülerden bihaberdik. Varsa yoksa aklımız oyun oynamakta, arkadaşlarımızla birlikte olmakta, komşunun bahçesinden çalacağımız elmada, annemizden yiyeceğimizi bildiğimiz dayağa rağmen yaramazlıktaydı. Güzel günlerdi.. Belki şu an da sahip olduğumuz bir telefona, bir bilgisayara ya da lüks sınıfına giren şeyler yoktu ama mutluyduk. Biz gerçekten mutlu çocuklardık. Çünkü bizleri yetiştiren anne babalarımız iyi insanlardı. Onlardan merhameti, saygıyı, sevgiyi, dürüst olmayı, kısacası insan olmayı öğrendik. Olmayanlar için yorum kapalı, konuşmak ise abes ile iştigal olmak demektir.

Olamamışların dünyasında yaşamak, aynı havayı solumak, yanyana durmak... Aynı şeyleri düşünmemek ne korkunç bir şey. İşte o yüzden basit bir yaşamın aksine şiddeti, öfkeyi, kötülüğü arzulayanlar ve sırf bunlardan beslenen insanlarla çevrili bir dünya. İnsan korkmuyor değil. Elbette korkacağız. Yaşamımızın, Yaradanın dışında başka birisi tarafından elimizden alınmasından, yollarda korkarak yürümekten, yarına ne olacak diye düşünmeden edememekten ya da gelecek güzel mutlu günlere erişip erişemeyeceğimizden... İyilik ve kötülük... İki kavram. İşte insanlık burada başlıyor. Tarafını seçeceksin illa ki. Ya iyilerden olup kazanacak ya da kötü olup kaybedeceksin. Kötü olup kazanacağını düşünenler aslında büyük bir yanılgının içindeler. Öyle ki şu an onlara her şey yolunda gidiyor gibi gelse de aslında hiç de öyle değil inanın ki. Eğer inançlı bireylerseniz mutlaka kötülerin kaybettiğini ve er ya da geç iyilerin kazandığını bilirsiniz. O yüzden ben iyi olmayı seçiyorum bugünde, yarında... Belki çok fazla şeyim yok ama önemli olan sahip olamadıklarımda değil bana bahşedilen bir avuç mutlulukta. Sevdiklerimle, sevenlerimle ve şu kısacık ömrümde sahip olduğum yaşadığım, hayat bulduğum, beni ben yapan anılarımda. Önemli olan da bu değil mi!

İyi olalım, iyi insanlar, iyi bir toplum... Kötülükten kim ne kazanmış ki !! Hayat denen şu kısacık zamanda kötülükle, öfkeyle, başkalarına verilen zararlarla elimize ne geçecek ki ! Hadi geçti ya sonra ? Bu işin sonrası yok. Sonrası ölüm, sonrası kaybediş... Sonrası yok oluş....


Bugün içimden geldiği gibi yazmak istedim. Çok yazma isteği olmasa da...


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

Mart 2026


12 Ocak 2026

KENDİNLE BARIŞIK OLMAK

Ocak 12, 2026 9
KENDİNLE BARIŞIK OLMAK
Kendinle barışık olmak,
aynaya bakınca kusur saymayı bırakmaktır önce.
Yarım kalmış cümlelerini
geç kalmış sevinçlerini
ve yanlış yerlerde sustuğun anları
aynı masaya oturtabilmektir.
İnsan kendisiyle barıştığında
geçmiş artık bir suç dosyası olmaz;
sadece okunup kapatılmış bir defterdir.
Ne inkâr edersin olanı
ne de sürekli yargılarsın.
“Böyleydim” dersin,
“ve buraya kadar geldim.”
Barış, büyük bir zafer değildir aslında;
her sabah kendine
biraz daha az sert davranmaktır.
Hatalarını savunmadan,
doğrularınla övünmeden
aynı cümlede tutabilmektir kendini.
Kendinle barışık olduğunda
kimsenin onayına yaslanmazsın.
Sessizlik eksiklik değil,
yalnızlık kusur olmaktan çıkar.
İçinde taşıdığın insan
nihayet yorulmadan yürür.
Ve o zaman anlarsın:
Dünyayla aranı düzelten şey
başkaları değil —
kendinle imzaladığın
sessiz bir anlaşmadır.

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL 
Ocak - 2026

27 Aralık 2025

GEÇMİŞE SAYGIYLA, YARINA İNANÇLA, YENİ YILA MERHABA

Aralık 27, 2025 4
GEÇMİŞE SAYGIYLA, YARINA İNANÇLA, YENİ YILA MERHABA

 


Bir yılı daha geride bırakıyoruz.
Adımlarımızın izini taşıyan sokaklar, içimize çöken sessizlikler, yarım kalan cümleler… Hepsi artık takvimin arka sayfalarında. Ama hiçbir şey gerçekten geride kalmıyor; bazı şeyler sadece bizi şekillendirip usulca yerini alıyor.

Bu yıl bize ne verdiyse, bir bedelle verdi.
Sabretmeyi öğrendik; bazen isteyerek, bazen mecburen.
Kaybetmeyi öğrendik; ama her kaybın içimizde yeni bir boşluk değil, yeni bir derinlik açtığını da.
Susmayı, beklemeyi, yeniden başlamayı…

Şimdi veda ediyoruz.
Bize ağır gelen günlere, artık taşımak istemediğimiz kırgınlıklara, “belki” diye oyaladığımız ihtimallere.
Vedalar acıtmadan olmuyor; ama bazı kapılar kapanmadan yenileri açılmıyor.

Yeni yıl, mucizeler vaat etmiyor belki.
Ama bir ihtimal sunuyor:
Daha dürüst sevinçler, daha sade hayaller, kendimize biraz daha yakın bir hayat.

Yeni yılda umut;
yüksek sesle değil, derin bir nefes gibi gelsin.
Bizi yormayan insanlarla, içimizi incitmeyen hedeflerle, kendimizi eksiltmeden büyüyebileceğimiz yollarla…

Geride kalan her şey için teşekkür ediyoruz.
Bize öğrettikleri için, bizi biz yaptığı için.
Ve şimdi, daha hafif ama daha güçlü bir kalple, yeni yıla doğru yürüyoruz.

Hoş geldin yeni yıl.
Bu kez, kendimize daha nazik olacağız.



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

27 ARALIK 2025