Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

04 Eylül 2026

NORMAL SANDIĞIMIZ GARİP ŞEYLER

Eylül 04, 2026 0
 NORMAL SANDIĞIMIZ GARİP ŞEYLER

 

Günlük hayatımızın tüm koşuşturmacası içerisinde, aslında hepimizin telaşının olduğu anlarda bile sıradan, normal karşıladığımız ancak garipsenebilecek pek çok şeye de tanık oluyoruz..

Bilemiyorum belki de sadece bana garip gelen, ama başka insanlar için oldukça sıradan şeyler belki de. Mesela verelim birkaç örnek;


_Telefonla konuşurkan ayakta dolaşmak.

Bir insan telefonla konuşurken ne amaçla ayakta dolaşır bunu hala anlamış değilim. Yani konuştuğun insan tam da karşında olsa yine aynı şekilde ayağa kalkıp mı konuşacaksın. Belki bir açıklaması vardır ama bana gerçekten garip geliyor.


_Bir mağazaya girdiğinizde çalışanın “yardımcı olabilir miyim” sözüne karşılık “sadece bakıyorum” demek.

Bu, o sorunun cevabı değil. Neye, kime bakıyorsun. Ajan mısın da bakıyorum diyorsun. Gizli görevin mi var. Alt tarafı girmişsin bir mağazaya kıyafet ya da her neyse ona bakıyorsun. Sanki mağaza senin babanın da her şeyin yerini elinle koymuş gibi bir sen biliyorsun. Gerçekten normal gibi görünse de garipsenecek bir davranış şekli değil mi sizce de!


_Birinin bize el salladığını sanıp karşılık vermek ama aslında arkamızdaki kişiye salladığını fark etmek.

Bu hemen hemen hepimizin başına gelmiştir. Yakın zamanda benim de başıma böyle bir şey gelmişti. Karşımda ki kişinin söylediği bir şeyi üstüme alıp cevap vermeye yeltenmem ancak sonrasında başkasına yöneltiğini birkaç saniye içinde anlayıp kendime kızmam ve tuhaf hissetmem.


_Bir yabancıya çarptığımızda özür dilemek ama cansız bir eşyaya çarpınca ona da “pardon” demek.

Bir insana çarptığımızda özür dilemek gayet medenice bir davranış eve ama bunu ya cansız bir eşyaya çarptığımızda ise.. Lise yıllarımda okul dönüşünde arkadaşlarımla birlikte evlerimize kadar yürürdük. Bazen o kadar sakar olurdum ki yine bir gün, arkadaşıma bir şey anlattığım sırada sert bir şeye çarptığımı farkettim ve çok özür dileyerek kendimi geri çektim. Kendimi çekmemle çarptığım şeyin bir ağaç olduğunun farkına vardığımda arkadaşım kahkahalar atmaya başlamıştı. Bu da benim sıklıkla yaptığım sakarlıklardan biriydi ve ardından da özür dilemek adet haline getirdiğim bir davranıştı.


_Market kuyruğunda başka sıraya geçip kendi sıramızın hızlandığını görmek.

Bir markette alış veriş yapmışsınız. Sıraya girmişsiniz. Önünüzde bir sürü insanda sizinle birlikte sırasını bekliyor. Sonra bir bakıyorsunuz ki yan sırada kuyruk daha az oraya geçeyim diyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz ki kendi sıranız hızlanmış, geçtiğiniz sırada hala bekliyorsunuz. Hepinizin, hepimizin başına gelmiş şeyler bunlar elbette.


İşte bu ve benzeri türlü türlü olaylar aslında normal gibi görünüp garip sayılabilecek şeyler. Neden garip sayılacak diyorum çünkü; bu ve benzeri olaylar sanki hep bizim başımıza geliyormuş gibi hissediyoruz da ondan. Halbuki hepimizin yaşayıp hissedebileceği şeyler öyle değil mi ! Belki de biraz fazla abartıyoruzdur. Belki de asıl garip olan bizizdir kimbilir...


Düşünün bir bakalım. Size de garip gelen şeyler var mı günlük yaşamınız içinde. Neler hissettiriyor ya da düşündürüyor . İsterseniz paylaşabilirsiniz de benimle...


Sevgiyle....


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

29 Ağustos 2026

TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN GÜN: 30 AĞUSTOS

Ağustos 29, 2026 8
TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN GÜN: 30 AĞUSTOS


 

 

BÜYÜK ZAFERİ EN İYİ ANLATAN ŞİİR

…Ayın altında kağnılar gidiyordu.
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar,
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizliyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. (…)
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. 

…Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı. 

…«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…»

NAZIM HİKMET KUVAYI MİLLİYE DESTANI'NDAN ALINTIDIR.




10 Temmuz 2026

GİTMEK KUŞLAR İÇİN BİR EĞLENCEYDİ, BİZİM İÇİNSE KOCA BİR BOŞLUK

Temmuz 10, 2026 2
    GİTMEK KUŞLAR İÇİN BİR EĞLENCEYDİ, BİZİM İÇİNSE KOCA BİR BOŞLUK

 



Bugün içimde, dizelerin bile doldurmakta zorlandığı koca bir sessizlik var. Bana şiiri sevdiren, kelimelerin sadece kâğıt üstündeki siyah lekeler değil, kalbe dokunan birer nefes olduğunu öğreten o güzel insan, Ahmet Telli göçüp gitti bu dünyadan. Bir şairin ölümü, sadece bir ömrün sonu değilmiş meğer; onun dizeleriyle büyüyen, teselli bulan, dünyayı onun gözleriyle anlamlandırmaya çalışan bizlerin de içinden bir şeylerin kopup gitmesiymiş.

Herkesin hayatında onu bir yerinden yakalayan, ruhunun kuytularına dokunan bir rehber vardır. Benim rehberim de onun o mağrur, hüzünlü ama bir o kadar da umutlu sesiydi. Ne zaman sığınacak bir liman arasam, ne zaman bu dünyanın haksızlığına, kabalığına karşı içimde bir isyan büyütsem, kendimi hep onun dizelerinde bulurdum.


"Dövüşenler var bu dünyada, rüzgârlar var / Ve kalbini bir mızrak gibi göğe fırlatan çocuklar..." Onun şiirlerinde sadece aşkı, yalnızlığı ya da hüznü bulmadım ben; direnmeyi, ne olursa olsun insan kalabilmeyi, kırıldığımız yerden yeniden yeşermeyi öğrendim. O, bana hüznün de asil bir duygu olduğunu, acının içinden bile nasıl bir parça umut devşirilebileceğini gösterdi. Şiiri sevdiysem, şiirle iyileşebildiysem, bu tamamen onun o naif ve sarsılmaz kalemi sayesindedir.


Şimdi arkasında koca bir külliyat, zihnimize kazınmış yüzlerce dize ve buruk bir yürek bıraktı. "Belki yine geliriz" diyordu bir şiirinde... Gittin işte kaptan. Ama gidişin sadece fiziki bir ayrılık. Çünkü bana kattığın o ilk şiir sevgisi, her dizede çarpan o heyecanlı kalbim olduğu sürece, sen benim için hiç ölmeyeceksin.

Her yağmur yağdığında, her haksızlığa öfkelendiğimde ve her sevdada yine senin sesin yankılanacak içimde.

Güle güle usta, güle güle kalbimin şairi... Bize bıraktığın her bir kelime için sonsuz teşekkürler.

Ruhun şad olsun.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

&

SOLUK SOLUĞA

"Uçurumlar var diyordun, insanlığın önünde

Ölüm diyordun, her solukta pusuda

Oysa biz bir aşkın tel örgülerinde

Kuşlar gibi çırpınan iki yaralı sığıntıydık."

Çocuksun Sen

"Çocuksun sen sesinin rengi çocuk

Dünyanın bütün sabahları seninle uyansın

Ve her şey seninle başlasın yeniden...

Çocuksun sen, unuttun mu Sınıfta kaldığını hüzün dersinden Ve ne zaman gelsen bir bayram gibi Gözlerinin içi gülerek gelirdin."



BELKİ YİNE GELİRİM

"Gidiyorum bu şehirden, içimde bir çocuk

Ağlıyor, gizlice el sallıyor arkamdan

Gidiyorum, ama gözlerim kalıyor sende

Belki yine gelirim, bir yağmur ikindisinde...

Çünkü bir çığlık gibi büyür içimde

Seni sevmenin o amansız macerası."



HÜZÜN İSYAN OLUR

"Hüzün taze bir ekmek gibi bölüşülürken

Biz o ekmeğin katığına isyanı sürdük

Çünkü bilirdik, hüzün tek başına

Bir yenilgidir karanlığın karşısında."

30 Haziran 2026

AŞK

Haziran 30, 2026 0
AŞK


Aşkın ne olduğunu öğrenmediğimizden zaar

ilk gördüğümüze aşk demişiz heyhat

aşk, dağlara taşlara kazınmadıktan sonra

bahar olsa yüreğinde ne yazar

yaz gelse neye yarar.

Bir de kırılgan kalbin varsa

tozunu attırsan da şu dünyanın

her gördüğünü aşk sandığının

nice dertleri vardır

yandığının...

aşk, öyle kolay olsaydı

sultan olurdun her kalbe

görünmez bir tılsım ekerdin de;

dolaşırdın dilden dile.

Sevmeyi bilenlerin kalbinde

yer arardın kendine.

Kaybettiğin her aşkın ardından

yasını tutardın belki de...



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

 HAZİRAN 2026


 

18 Haziran 2026

İNSAN HİÇ UÇAR MI !

Haziran 18, 2026 0
   İNSAN HİÇ UÇAR MI !




Kuşlar da uçuyor

insan hiç uçar mı !

Gözden düşünce

Yalnızlığa terkedilince

bir gün olsun kapısı çalınmayınca

ömürden ömür giderken

ölünce...

ölünce insan da uçar kuşlar gibi

özgürlüğüne doğru

herşeyden herkesden uzaklara

belki de

terkedince bu zalim dünyayı

unutur gider derdi tasayı

kaybolur sonsuzluğun içinde

başka alemlerde seyre dalarken

ölür ve uçar insan da

kuşlar gibi...


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

2026

11 Haziran 2026

GÖRÜNMEZ KELEPÇEMİZ: KİŞİSEL HIRSLARIN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

Haziran 11, 2026 0
GÖRÜNMEZ KELEPÇEMİZ: KİŞİSEL HIRSLARIN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

 



Son zamanlarda durup kendimi, etrafımı, modern dünyanın bitmek bilmeyen o "daha fazlası" histerisini izliyorum. Herkes bir yerlere yetişme, bir şeyleri başarma ve en önemlisi "birileri olma" derdinde. Hepimizin içinde, adına kimi zaman hedef, kimi zaman ideal, çoğunlukla da kibarca "kişisel hırs" dediğimiz o canavar yatıyor.

Peki, bizi büyüttüğünü sandığımız bu hırs, aslında bizi yavaş yavaş tüketen bir virüsse?

Zirve Yanılsaması: Vardığın Yer Sadece Yeni Bir Başlangıç

Hırs, insana muazzam bir illüzyon sunar: “Şu eşiği de geç, o koltuğa da otur, şu kadar parayı da kazan, işte o zaman rahatlayacaksın.” Oysa bu, ufuk çizgisine doğru koşmaya benzer. Yaklaştığını sanırsın ama o hep aynı uzaklıktadır.

Bir dağı tırmanırken sadece zirveye odaklananlar, yol boyunca açan çiçekleri, yüzlerine vuran rüzgârı ve yanlarında yürüyen insanları asla fark edemezler. Zirveye ulaştıklarında ise onları bekleyen şey genellikle büyük bir zafer duygusu değil, "Eee, şimdi ne olacak?" boşluğudur.

Çünkü hırsın doğasında tatmin olmak yoktur. O, ulaştığı her başarıyı anında sıradanlaştırıp gözünü bir sonrakine diken, obur bir duygudur.

Hırs ve Azim Arasındaki İnce Çizgi

Burada kendimize şu dürüst soruyu sormamız gerekiyor: Ben azimli biri miyim, yoksa hırslı mı?

Bu iki kavram toplumda sıkça karıştırılsa da aralarında uçurumlar var.

*Azim; yaratıcıdır, sürece odaklanır, üretmekten keyif alır ve en önemlisi içinde sevgi barındırır. Düştüğünde ayağa kalkacak gücü kendinde bulmaktır.

*Hırs ise; yıkıcıdır, sadece sonuca odaklanır. İçinde sevgi değil, korku ve kıyas barındırır. Başkalarından daha iyi olma dürtüsüyle beslenir. Hırslı insan, kendi değerini sadece kazandığı zaferlerle ölçer.

Hırs, insanı kendi hayatının kölesi yapar. Sizi, "şimdi ve burada" olmanın huzurundan mahrum bırakıp, hiç gelmeyecek bir "gelecekteki mutluluk" vaadiyle uyutur.

Kendimize Dönme Vakti

Günün sonunda, hepimiz bu dünyaya bir kereliğine geliyoruz. Ve hiçbirimiz arkamızda bıraktığımız unvanları, banka hesaplarını veya kazandığımız hırslı savaşları öbür dünyaya götüremiyoruz. Hayat, sadece "başarı hikayelerinden" ibaret olmak için çok kısa ve çok kıymetli.

Sözün özü; hayatı ıskalamamak için hırslarımızın bizi yönetmesine izin vermeyi bırakmalıyız. Başarıyı bir amaç değil, sadece yürüdüğümüz yolun doğal bir getirisi olarak gördüğümüz gün, gerçekten özgürleşeceğiz.

Kendime ve bugünün dünyasında kaybolan herkese küçük bir hatırlatma: Bazen en büyük başarı, sadece sakin kalabilmek ve olduğun halinle yetinebilmektir.



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

Haziran 2026