29 Mayıs 2017

DÜŞ, PEŞİME...





Karanlıktı her yer…
Yer-Gök delinmişçesine
Düşüyordu gökten yağmurlar
Islandım…
Sırılsıklamım şimdi
Görmek için güneşi
Islanmak gerekiyor demek ki
Düştüm yine yollara
Bir şarkı var dilimde
Söyleme bana hiçbir şey
Sadece sev, yeter ki…

Bahar düştü gözlerime
Cemreler çoktan düştü yerlerine
Sen de düştün kalbime
Gözlerini sevdiğim sevgilim
Baharlar getirdin yüreğime
Aydınlattın düşlerimi
Şimdi el ele
Yürümek zamanı
Varmak için gideceğimiz yere
Sımsıkı tut, bırakma beni…

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL


2017

16 Mayıs 2017

DOĞAYLA BAĞINIZI KAYBEDERSENİZ, İNSANLIKLA DA BAĞINIZI KAYBEDERSİNİZ...


Yalnızca insan evrenin düzenini bozar. İnsan, acımasız ve son derece şiddet yüklüdür. Nerede olursa olsun kendisinde, dünyada sefalete ve karışıklığa neden olur. Yakıp yıkar, yok eder, şefkati yoktur. Kendi içinde düzeni yoktur, dokunduğu şey kirlenir ve karmaşıklaşır... İktidara, hileye dayanan, kişisel ve milliyetçi, grupları birbirine düşüren, çetelere özgü bir politikası vardır. Ekonomisi sınırlıdır, dolayısıyla evrensel değildir. Toplumu özgür de olsa, zulüm altında da olsa ahlaksızdır. İnanmasına, tapınmasına ve bitmek tükenmek bilmeyen anlamsız ritüeller gerçekleştirmesine rağmen inançlı değildir.

Neden böylesine zalim, sorumsuz ve bütünüyle ben merkezli bir hale gelmiştir? Neden? Bunun yüzlerce açıklaması vardır, kitaplardan ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden elde edilen bilgilerle kurnazca açıklama yapanlar, beşeri kedere, tutkuya, gurura ve ihtirasa kapılırlar. Tanım tanımlanan değildir; söz şey değildir. Dış nedenler aradığı için mi, çevre insanı biçimlendirdiği için mi, dış dünyada yaşadığı değişimlerin kendi içindeki insanı dönüştüreceğini umduğu için mi? Duygularına bağımlı olduğu, anlık gereksinimlerine yenik düştüğü için mi? Bütünüyle düşünce ve bilgi aktarımı içinde yaşadığı için mi ? Yoksa çok romantik, duygusal olduğu için mi idealleri, düşleri, büyüklenmeleri söz konusu olduğunda bu derece zalimleşebilir ? Birileri ona sürekli önderlik ettiği için, kendisi bir takipçi olduğu için mi yoksa bir lidere, bir guruya dönüştüğü için mi?

Bu iç ve dış ayrımı, çatışmalarının ve sefilliğinin başlangıcıdır. Bu çelişkiye, bir ezeli gelenek ağına yakalanır. İnsan, bu anlamsız ayrıma yakalanınca, yiter ve başkalarının esiri haline gelir. Dış ve iç, düşüncenin imgelemi ve uydurmasıdır; düşünce bölük pörçük olduğu için düzensizlik ve çatışma yaratır, bu bölünmedir. Düşünce, düzeni, erdemin zahmetsiz bir biçimde akışını sağlayamaz. Erdem bellekteki şeylerin, tapınımın sürekli yinelenmesi değildir. Düşüncenin bilgisi zamanı bağlar. Düşünce doğası ve yapısı gereği yaşamın tüm akışını tam bir hareket olarak yakalayamaz. Düşüncenin bilgisinin bu bütünlük karşısında içgörüsü yoktur; algılayan konumunda, dışarıdan içeri bakan konumunda olduğu sürece, seçim yapmadan bu bütünlüğün farkında olamaz. Düşüncenin bilgisinin algılamada bir yeri yoktur. Düşünen düşüncedir; algılayan algılanandır. Ancak böyle olduğunda günlük yaşamımızda çabasız bir hareket söz konusu olabilir...

Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz. Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa, zamanla katile dönüşürsünüz; yavru fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, “spor” olsun diye, yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar, güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, hoş mekanlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir, dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz. Büyük bir olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz; hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir.

Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar. Dünyanın düzenini yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da “spor” yapmak için silah taşırsınız. Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle ilişkide olabilirsiniz.


Jiddu Krishnamurti

13 Nisan 2017

BİR GARİP ORHAN VELİ...






“Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığında hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık;
Kendimize hüzünler icat ettik,
Avunamadık
Yoksa biz…

Bu dünyadan değil miydik?”

Orhan Veli KANIK

Orhan Veli’yi (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950) en sevdiğimiz şiirleriyle anıyoruz.

DAĞ BAŞI

“Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne halt edeceksin”

**

AYRILIŞ

“Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.”

**

SEVDAYA MI TUTULDUM

“Benim de mi düşüncelerim olacaktı,
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,
Sessiz sedasız mı olacaktım böyle?
Çok sevdiğim salatayı bile
Aramaz mı olacaktım?
Ben böyle mi olacaktım?”

06 Nisan 2017

SEVMEK DİYORUM...



Sevmek diyorum…
Gerçek sevgiyi tatmayanlar adına yorucu bir yolculuk…
Kalpsiz yüreklerde yerleşmeye çalışmak
Kiralık evlerde konaklamak gibi bir şey …
Mutlu mutsuz,  bir barışık bir dolaşık
Ayağımıza takılan taşlar gibi
Kördüğüm ve biraz da sırnaşık…

Yorgun bedenlerde aramak nafile aşkı
Kırık dökük gönüllere girmek zor
Bir adı yalan olmuş bir adı huysuz
Aşk diyorum efendim aşk
Kim kaybetmiş ki biz bulmuşuz…

Dünya bir han bizler yolcu
Geçip gidiyor koca bir ömür; hiçlik yolunda yolcu
Akla zarar her şey kalbi kör eden
Her ne varsa bu dünyada Yaradan’dan ötürü
Unuttuk bir damladan var olduğumuzu….

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

Şubat Seyirmeleri

04 Nisan 2017

YAŞAM DAR AYAKKABI İLE YÜRÜME SANATIDIR !



O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.
Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan
dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice
basmamı
söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın
çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına
göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.
Kapının her çalınışında koştum.
Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim
yeni ayakkabılarımı.
Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan,
yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin
karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda
sandalyede oturuyordum ben.

Ayakkabımı babam giydirdi.

Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.

Ama bunu babama söylemedim. O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır"
yanıtını veriyordum. "Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti
ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması
olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.
Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.

Dişimi sıktım.

Topalladım.

Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını
kimseye söylemedim.

Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...

Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre,
kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir...

Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya
dönüşür. Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.

Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...

Canınız yanar.

Topallaya topallaya gidersiniz.

Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu...


Üstün DÖKMEN İle Küçük Şeyler…

NESİMİ'DEN TUYUĞLAR




I

Dalmışam şol bahra kim pâyânı yoh
Düşmişem şol rence kim hüsrânı yoh
Görmişem şol bedri kim noksânı yoh
Bulmışam şol genci kim vîrânı yoh

II

Bî-vefâ dünyâdan usandı gönül
Yok didi dünyâyı yok sandı gönül
Düşdi ışkın odına yandı gönül
Vahdetün kand-âbına kandı gönül