30 Mart 2011


Efkar gene içiyor. Ümit bir türlü vaz geçiremiyor onu.
Yeryüzünde her şeyden çok içkiyi sevdiğini o zaman anlamıştı.
Vazgeçemeyeceği tek şeyin içki olduğunu. Bunu Ümit'le birlikte anladılar. Küçük
kırgınlıklar, öfkeli kıskançlık nöbetleri, kısa süren dargınlıklar, birleşmenin
büyük ve mutlu anları, gözyaşları, gülücükler, karşılıklı çekilen pişmanlıklar,
aşkın ve gururun sorunları; bir aşkın, bir birlikteliğin bütün
tuzları-biberleri, çeşitlemeleri, şekerlemeleri, gel-gitlerini yaşadılar.
Kuyruklarda bekleyenler onları hiçbir zaman bağışlamadı.
Üç yıldır birlikteydiler.
Üç yılın sonunda bir gün Efkar dedi -okyanusun sonuna gelmişlerdi; üç
yıldır korsandılar-:
"Ümit beni seviyor musun?"
Şaşırdı Ümit. Acılı gülümsedi, omuzlarını silkti. Üç yıl bütün
sözcükleri alıp götürmüştü yaşamlarından. Artık birbirlerini tanıyor
olmalıydılar.
"Beni seviyorsan eğer bir şey isteyeceğim senden. Tek bir şey..."
"Bütün erkekler hayatları boyunca tek bir şeyi isterler," dedi Ümit:
"Her şeyi..."
Bu kez Efkar acılı gülümsedi. Omuzlarını silkti.
"Bak üç yıldır seninle birlikteyiz," dedi. "Sana allah gibi taptım.
Bunu da biliyorsun. Acı tatlı günlerimiz oldu. Birbirimizi sevdik. Çok sevdik.
Her sevişmede benden saklamanı istediğim bir şey vardı bilirsin. Bu üç yıl
boyunca çevremin, ailemin, arkadaşlarımın baskısına karşı bütün gücümle
direndim, seni korudum, aşkımızı korudum. AŞKIMIZ BİR GÜNAHTI. Senin için kem
söz ettirmesim hiç kimseye. Ettirdim mi? Herkes bunun gelip geçici bir heves
olduğunu sanırken ben seni daha çok sevdim. Ama artık direnecek, karşı koyacak
gücüm kalmadı. Herkes kuşkuyla bakmaya başladı bana. Senin tenini almaya
başladığımı düşünüyor olmalılar. Şimdi senden bir isteğim var: Beni seviyorsan
eğer, ama gerçekten seviyorsan hher sevişmede benden sakladığın şeyi saklama.."
"Yani?" dedi Ümit.
"Yani ameliyat ol artık," dedi Efkar. "Kestir şunu, kadın ol."
Ümit sustu. Uzun uzun sustu. Gözlerine kederli bulutlar yüklendi. "Tam
üç yıl," dedi Ümit. Dile kolay. "Üç yıl sonra mı Efkar?"
"Bir yol ayrımındayız Ümit," dedi Efkar. "Çevreyi biliyorsun,
yaşadığımız dünyayı biliyorsun. Az çekmedik. biz iki kişiyiz. Onlarsa bir
yığın. Dünyayı onlar ellerinde tutuyorlar. Birbirimize yeterek, birbirimize
dayanarak nereye dek direnebiliriz ki? Onlara benzemekten başka çaremiz yok,"
dedi.
"Yani boyalı kuş," dedi Ümit.
"Evet, boyalı kuş," dedi Efkar. "Boyalı kuş boyalı olduğu için
hemcinsleri tarafından tüyleri gagalanarak öldürülür. Seni üç yıldan daha fazla
koruyamam, koruyamadım, bağışla beni, bağışla... Benim de gücüm buraya kadarmış
demek ki. Artık onlara benzememiz gerekiyor. Onlar gibi olmamız. Onların
rengini almamız, toplumun rengini almamaız. Onlar çoğunluk bizse azınlığız. Her
şey burada kilitleniyor, burada düğümlenip kalıyoruz," dedi. "Beni seviyorsan
bunu yaparsın, benim için yaparsın."
"Seni seviyorum ama benden beni istediğinin farkında mısın?" dedi Ümit.
"Böyle nereye kadar dayanabiliriz sevgilim? Ama kadın olursan
evleniriz. Evli oluruz hiç olmazsa; nasıl olsa birbirimizi sevmiyor muyuz?
Birlikte yaşlanmayacak mıyız? Birlikte ölmeyecek miyiz? Ha kadın olmuşsun, ha
erkek, ne çıkar? Evli olursak kimse diyecek söz bulamaz. İstersen buralardan
gideriz, başka yerlere, başka diyarlara gideriz. Bir daha hiç dönemeyeceğimiz
yerlere..."
Ümit günlerce kıvrandı durdu.
Bedeninin sınırındaydı.
Efkar kendini saklayarak, kendini sakınarak karar gününü bekliyor
Ümit'in. Soğuk, alabildiğine uzak şimdi. Çekip gidecek gibi, her an gidecekmiş,
gidebilecekmiş gibi... Bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi.
"Beni sevmiyorsun sen," diyor Efkar. "Eğer sevsen kırmazsın beni, genci
kıran kırılsın dememişler mi? Beni sevmiyorsun. Beni sevmiyormuşsun meğer."
Bir gün.. bir sabah..
"Peki," dedi Ümit. "Eğer kestirirsem, ameliyat olursam, inanacak mısın
seni sevdiğime?"
"İnanacağım," dedi Efkar. "Ölünceye kadar inanacağım."
"Ölünceye kadar," dedi Efkar.
Arkadaşları artık altın makas diyeceklerdi ona. Bıçak altına yattı
Ümit. Erkekliğini uğurladı bedeninden. Göğüsleri yapıldı, iğnelerini vuruldu,
epilasyonu yapılıp, gövdesi tüylerinden temizlendi. Saçları çoğaldı, gürleşti,
kalçaları genişledi. Çıkacağı gün uzun uzun saçlarını tarattı, uzun uzun
saçlarını... Rapunzel olup sarkıttı uzun saçlarını uzun kulenin uzun
penceresinden Efkar tutunsun diye.. Sonra çıktı hastaneden Efkar'a koştu.
"Adım ne olsun?" demişti Efkar'a. "Adımı sen koy anam gibi, babam gibi,
beni yeniden doğuran, yeniden yaratan gibi adımı sen koy," dedi.
"Ümit kalsın," dedi Efkar.
"Kalabilir mi?" dedi Ümit.
Ve sonra kadınlığının dokuz ayına varmadan terketti Ümit'i Efkar.
"Kusura bakma," dedi. "Bu böyle olmayacak. Böyle de olmayacak. Neden
bilmiyorum, inan bilmiyorum, ama ayrılmamız gerekiyor. Olmuyor, olmuyor,
olmuyor, olmuyor."
Okyanus bitmiş, yolun sonuna/başına gelmişlerdi. Bütün denizlerin
çekildiği kıyılardaydılar şimdi. İndi Kadırga'dan Ümit. Kuyrukta bekleyenler
doluşmaya başladı. Arkasına bile bakmadan sokağın sonuna dek yürüdü Ümit. Az
sonra dolmuşun dolduğunu duydu. "Adımı kendim koyarım," dedi. "Bundan böyle
Yudum olacak adım. Okyanusta bir yudum."
Şimdi Efkar gene akşam birahanelerinde birasına votka, rakı ve bilimum
içkileri karıştırarak demleniyor. Hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey
değişmemiş gibi, hiçbir şey yaşamamış gibi. MÜMKÜN MÜ? MÜMKÜNMÜ? Eskisinden
daha çok mutsuz, daha çok efkarlı. Sürekli içiyor, içiyor, içiyor. Yaşamında
değişmeyen tek şey içki. Göbeklendi, yağlandı, yanakları sarktı, gözlerinin
altı torbalandı, bakışları dalgın ve kanlı, yüzünde kopkoyu bir matlık.
"Kimi neyi sevdiğimi bilmiyorum ağbi," diyor "Ölesiye seviyorum."
(Hacıbayram'a gidiyor mu gene? En eski aşk masallarını okuyor mu?)
Yudum bir pavyonda konsomatris şimdi. Hep aynı erkeğin matemini tutarak
dağıtıyor kendini bütün erkeklere, yüreğini bütün erkeklere dağıtıyor, bütün
aşklara, bütün hayatlara... Her serüvende en ölümsüz aşk yaratıyor. Efkar'ı
düşündükçe hiçliğe benzer bir duygu yokluyor yüreğini; ne kızıyor, ne
öfkeleniyor, ne seviyor, ne nefret ediyor, hiçbir şey. Hiçbir şey. Hiçbir şey.
Şimdi Efkar, adını bilmediği, adını koyamadığı bir sızı yalnızca yüreğinde.
Altın Makas Feride diyor ki: "Kendi farkında değildi belki ama sende sevdiği
şeyi öldürdü. Bilmedi, bilemedi."
Bütün erkekleri deliler gibi seviyor şimdi, hepsini de en ölümsüz aşkla
seviyor ve aşkın gözyaşlarını döküyor her gece, aşkın ölümüne döktüğü
gözyaşlarını.

Murathan MUNGAN
Mart '84



ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Follow Us

google-site-verification: google58d5a065b06d6d7a.html

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates