“Ayşe yeter artık!..Seni daha fazla dinlemek
istemiyorum…Yarın gelip annemi alıyorsun…Mazeret kabul etmiyorum…Ne zaman sıra
sana gelse, hemen yan çizmeye başlıyorsun…Sadece benim annem değil
annemiz…İkimizin de annesi…Nimeti paylaşırken iyi de sıra külfeti paylaşmaya
gelince mi kötü oluyor?..Annem bizlere birer daire verdiğinde hiç yaka
silkmiyordunuz…Çok mutluydunuz!..O zaman el üstünde tutuyordunuz annemi…Olmaz böyle
şey!..O kocana da söyle!..Annemi üzmesin…Size ne zaman gitse annem perişan
oluyor…İzin verme onun annemi ezmesine…Ağırlığını koy!..Diren!..Sabrım taşarsa
her ikimiz için de annem için de sonuç iyi olmaz!..Haydi bekliyorum yarına
kadar…Geleceğiniz saati de bildirirsen iyi olur…Anneme de durumu belli
etme!..İyi günler!..”
Bir alışveriş merkezinde mağaza vitrinlerini incelerken
tanık oldum bu konuşmaya!..Beni görmüyordu konuşan kişi…Bir paravan
arkasındaydı kendisi…Üzüldüm…Konu büyük bir ihtimalle annenin bakımı ile
ilgiliydi…Anne hasta mı, sağlıklı mı bilemiyorum…Ancak, evlatlar arasında sıra
ile annenin bakımının üstlenildiği kesin…Günü dolan diğer evlada devrediyor
bakım sorumluluğunu…”Çınar Ağacı” filmi geldi aklıma!..Aynı durum orada da söz
konusuydu… Ailenin iki ayda bir piknik için buluştukları çınar altı, sadece
piknik amaçlı değil, Emekli öğretmen Adviye Hanım’ın da ev değiştirdiği gündü
aynı zamanda…Evlatlar arasında iki ayda bir yaşanan Adviye Hanım değişimiydi
bu…Sırası gelen otomobiliyle alıp götürüyordu Adviye Hanım’ı…Psikolojik
sorunlar ve ailenin ayakta kalma mücadeleleri filmin ana eksenini oluşturuyor
haliyle…Oldukça etkileyici bir filmdi “Çınar Ağacı”…
Annelerin ve babaların evlatları için ne büyük fedakârlıklar
yaptığının sayısız örnekleri vardır…Babam, yıllar önce okumak için Afyon’a
gitmek istediğinde aile ekonomik sıkıntıyla karşılaşır…Çok istemesine rağmen
Afyon’a gidemez babam…Üzgündür…Anne yüreği buna dayanamaz ve babaannem, hiç
tereddüt etmeden altın dişini çıkarıp babama verir… Babam da altın dişi
bozdurup elde ettiği parayla Afyon’a gider…Hem çalışıp hem de okuyarak liseyi
bitirir…Babam bu olayı ne zaman bana anlatsa, gözleri yaşarır, duygulanır…Evlat
için canını bile verir anne!..Onun da örnekleri var…Öğrencimin mahallesinde kavga
çıkar…Bütün mahalle ayağa kalkar…İş öyle büyür ki…Silahlar çekilir…Öğrencimin
annesi siper eder kendisini oğluna ve kurşun yarasıyla ağır yaralanır…Hastaneye
kaldırılır…Oğlunu kurtarır; ama kendisi ne yazık ki ölür…Hâlâ kulaklarımda
öğrencimin o acı feryatları!..
Evladının hesapsız harcamaları nedeniyle onu kurtarabilmek
için evini satan, evlatları aç kalmasın diye çöpten yiyecek artığı, sebze ve
meyve toplayan, elinde avucunda ne varsa evlatları için harcayan, yemeyen
yediren, giymeyen giydiren, acılarını, sıkıntılarını içine gömüp evlatlarına
belli etmeyen, her türlü fedakârlığa hazır olan anne ve babalar,
yaşlandıklarında, güçsüz hale geldiklerinde istisnalar hariç evlatlarından
gereken ilgiyi göremiyorlar…Bu, çok acı, vicdanları rahatsız eden bir durum…Oysa,
çok şey beklemiyorlar evlatlarından anneler, babalar!..Güler yüz, ilgi ve sevgi
bekliyorlar…Mecbur kalmadıkça da maddi hiçbir beklentileri yok…
Bir tanıdığımızın annesi çok hastalandı…Öyle iyi baktı ki
annesine…Diğer kardeşlerine hiç sıkıntı yansıtmadan başardı bunu…Bir gün hiç
beklenmedik bir anda melek gibi göçtü bu dünyadan o anne…Cenazeye geldiler
diğer kardeşleri…Yas, figandan sonra…Sıra kalan malların paylaşımına geldi…O
anneyi hiç sormayan ya da hasta anneye bakan kardeşlerine yardıma gereksinimi
olup olmadığından söz etmeyen kardeşler, mal paylaşımında
panterleştiler…Arkadaşım, bu sahne beni çok üzdü, diyor ve ekliyor:”Ben anneme
bakarken-gerçi o sözcük annem için geçerli değil; ama yine de
belirteyim-külfeti paylaşmayanlar, sıra nimete geldiğinde nasıl da iştahla
paylaşıma oturdular, görsen sen de hayret edersin…Onları öyle görünce annem
adına çok üzüldüm…Çünkü annem bunu hak etmemişti…Daha doğrusu, hiçbir anne bunu
hak etmez!..” Çok haklıydı!..Daha ne söyleyebilirdi ki!..
Nimet de külfet de eşit paylaşılmalıdır…Sadece nimet
paylaşımı insafsızlıktır, vicdansızlıktır…İnsan onuruna yakışmaz!..
Luc Vauvenarques diyor ki:”En çirkin, en eski ve en çok
bilinen nankörlük, çocukların anne ve babalarına karşı gösterdikleri
nankörlüktür…” Doğru söze ne denir?..
Sevgiyle kalın!..
Asım ERDOĞAN
Merhabalar,
YanıtlaSilEvet, nimet de külfet de eşit paylaşılmalı ki, adalet yerini bulsun. Ama şu yalan dünyada malesef bu eşit paylaşım mümkün değil.
Selam ve dualarımla.
Katılıyorum.... Teşekkürler
YanıtlaSil