Ş A İ R A N E: #Cumhuriyet ve Adalet
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

#Cumhuriyet ve Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#Cumhuriyet ve Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2026

CUMHURİYET, BİLHASSA KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR

Ekim 28, 2026 0
CUMHURİYET, BİLHASSA KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR


Cumhuriyet kelimesi, Türkçe'ye Arapça'dan geçen ve halk, topluluk, kalabalık ve kum yığını anlamlarına gelen, cumhur kelimesinden türemiş ve “iyet” ekini alması ile birlikte halka ait olan ve halkın idaresi anlamlarına gelen cümhuriyyat biçiminde oluşmuştur.

Tarihsel gelişimine baktığımızda ise, Osmanlı döneminde ilk olarak Venedik gibi seçilmiş yöneticilerle yani halkın seçtiği yöneticilerle idare edilen Avrupa devletlerinin yönetim şeklini tanımlamakta kullanmıştır. 1669'da ki Venedik cumhur ifadesi gibi...

1790-1792 yılları arasında ise, özellikle Fransız İhtilali sonrası kurulan rejimi ve bu devrimci siyasi görüşü karşılamak üzere Osmanlı entelektüel dilinde yaygınlaşmıştır.

Batı dillerindeki karşılığına ise baktığımızda “Rebuplic”kelimesinin Latince “kamusal şey, kamu malı, halkın işi” anlamlarına gelen “res publica” tamlamasından geldiğini görmekteyiz.

Cumhuriyet kelimesinin köken ve tanımlarına baktığımızda ise gördüğümüz şey devlet yönetimi gibi bir idare rejiminin tamamen halk tarafından seçilen, onaylanan kişiler tarafından belirlenen süre içerisinde yürütülmesi, idare edilmesini kapsamaktadır.

Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi ya da anayasal bir metin değildir; benim gözümde bu toprakların gördüğü en büyük adalet hareketidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün o derin ve sarsıcı ifadesiyle, "Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir."

Bu söz, cumhuriyet rejiminin kalbidir. Monarşinin, padişahlığın ya da kişisel egemenliklerin hüküm sürdüğü eski dünyada, insanın değeri soyundan, sopundan ya da servetinden gelirdi. Arkası olmayan, gücü bulunmayan, Anadolu’nun ücra bir köyünde doğan bir çocuk, kaderiyle baş başaydı. İşte Atatürk ve yol arkadaşları, cumhuriyet rejimiyle bu makus talihi kökünden değiştirdiler.

Cumhuriyet, devletin gücünü arkasızların, yetimlerin, bu ülkenin sessiz çoğunluğunun arkasına bir kalkan gibi yerleştirmektir. Hiç kimsenin bu ülkede "ben yalnızım, benim sahibim yok" dememesidir. Çünkü cumhuriyette en büyük sahip, adaletiyle ve eşitlik ilkesiyle bizzat devletin kendisidir. Atatürk’ün kurduğu bu rejim sayesinde, yalın ayaklı bir köy çocuğu bugün bu ülkenin profesörü, mühendisi, valisi ya da cumhurbaşkanı olabiliyor. Cumhuriyet, fırsat eşitliğidir; kimsesiz bir çocuğun hayallerine pranga vurulmasını engellemektir.

Ben cumhuriyete baktığımda, sadece ilan edildiği o şanlı günü değil; sarayların imtiyazından alınıp halka teslim edilen o büyük egemenliği görüyorum. Atatürk’ün bizlere bıraktığı bu miras, insana sadece yurttaş olduğu için değer veren, onu her türlü şahsi tahakkümden koruyan bir özgürlük kalesidir. Bugün eğer başımız dik yürüyebiliyorsak, kimsesiz hissettiğimiz anlarda bile bu devletin ve bu rejimin eşit birer evladı olduğumuzu biliyorsak, bunu Atatürk’ün vizyonuna ve cumhuriyetin o kapsayıcı şefkatine borçluyuz. Kimsesizlerin kimsesi olan cumhuriyet, ilan edildiği günkü kadar taze bir inançla, bizim en güvenli sığınağımız olmaya devam edecektir.

İşte bu yüzden cumhuriyet, benim için sadece geçmişe duyulan bir saygı duruşu değil, geleceğe doğru atılan her adımda korunması gereken en kutsal kaledir. Atatürk, bu rejimi kurarken aslında bir toplumun ruhunu küllerinden yeniden inşa etti. Kul olmaktan çıkıp birey olmayı, tebaa olmaktan sıyrılıp "yurttaş" olabilmeyi biz bu topraklarda cumhuriyetle öğrendik.

Eğer cumhuriyetin o kapsayıcı gölgesi olmasaydı, gücü elinde bulunduranların fermanlarıyla savrulan, hakkını aramaktan aciz yığınlar olarak kalacaktık. Ama bugün, cumhuriyet rejimi sayesinde biliyoruz ki; bu ülkenin her bir ferdi hukuk önünde eşittir. Hiç kimse bir başkasından soyu, inancı ya da ekonomik gücü nedeniyle üstün değildir. En zayıfımızın, en çaresizimizin dahi hakkı, Atatürk'ün kurduğu bu devletin namusuna emanettir.

Cumhuriyetin "kimsesizlerin kimsesi" olma vasfı, bizlere aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklüyor. Bu rejimin gerçek koruyucuları olarak bizler, nerede bir haksızlık, nerede bir yalnızlık görsek cumhuriyetin o şefkatli elini oraya uzatmakla mükellefiz. Atatürk’ün, "Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister" sözü, tam da bu toplumsal uyanışı ve adaleti ayakta tutma görevini anlatır. Bizler zihnimizi ve vicdanımızı hür tuttukça, cumhuriyet de o kimsesiz çocukların, geleceğe umutla bakan gençlerin sığınağı olmaya devam edecektir.

Atatürk’ün, "Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister" sözünü rehber edinerek; gözü yaşlı bir ananın ümidi, yarınsız kalmış bir çocuğun sığınağı, bu toprakların en derin yaralarına merhemdir. Atatürk’ün bizlere bıraktığı bu kutsal emanet, sadece bir yönetim şekli değil; her birimizin bu vatandaki varlık sebebidir. Göğsümüzde taşıdığımız bu gurur ve minnetle, cumhuriyetin gölgesinde hiç kimsenin kendini yalnız hissetmeyeceği aydınlık yarınları hep birlikte inşa edeceğiz. Ulu Önderimizin yaktığı bu şefkat meşalesi, kalbimizde bir an bile sönmeden sonsuza dek yanmaya devam edecektir.

“Benim nâçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" sözünü ruhumuza kazıyarak, emanetine son nefesimize kadar sahip çıkacağımıza dair verdiğimiz sarsılmaz bir bağlılık yeminiyle,,,

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere bıraktığı bu mukaddes miras, ilelebet payidar kalacaktır!



NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE !

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


MEHPARE ÖĞÜT ŞENGÜL

EKİM 2026