Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

28 Mart 2010

BİLGECE BİR VASİYET

Mart 28, 2010 0
BİLGECE BİR VASİYET

Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak, onlara vasiyette bulunur:

"Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 deveyi paylaştırmak istiyorum. Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum."

Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler. Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler. Çünkü 17 sayısı ne 2' ye, ne 3' e, ne de 9' a bölünebilir.

"Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli,yaşlı bilgesi gelir!" diye düşünüp, ona giderek, danışırlar. Bilge kişi -"Benim bir devem var, onu da alıp yeniden hesap yapın!" der.

Bu cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler. Önce ikiye bölerler, büyük oğul 9 develik payını alır. Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortanca oğul alır. Daha sonra dokuza böldüklerinde 2 deveyi de küçük oğul alır. Ama, bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır, yine.

Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yaşlı bilgeye başvururlar. Bilge kişi güler ve: -"İyi öyleyse!" der. "Sorununuz çözümlendiğine göre, ben de devemi geri alayım."

Bilge kişi tıpkı bilgi gibi katalizör olarak olaya girer, çözümü sağladıktan sonra olaydan çıkar. Sorunu çözmede insanlara yardımcı olur, ama kendinden de bir şey eksilmez. Özellikle sevgi ve bilgi verdikçe azalmayan, daha da çok artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.

İşte bilgelik ve bilge kişi budur.

ÇEKİNGENLERE…

Mart 28, 2010 0
ÇEKİNGENLERE…

Bazen bir yabancıyla karşılaştığımzda fazlasıyla çekingen ve uzak olabiliriz. Bu tepki mantıklı değil. Aslında başka insanlarla ilişkiye girmekten korkmak için hiçbir neden yok. Sadece aynı özlemler, aynı ihtiyaçlarla bizim gibi insanlar olduklarını fark etmemiz lazım, o zaman buzları eritip iletişim kurmak kolaylaşır.

Biriyle ilk karşılaşmamda, kendime karşımdakinin her şeyden önce benim gibi mutlu olup acı çekmek istemeyen bir insan olduğunu söylüyorum. Yaş, cüsse, deri rengi ve sosyal rütbesi hiç önemli değil gerçekten; özünde aramızda hiçbir fark yok. Bu yolla, o insana sanki ailemden biriymiş gibi açılabilirim ve bütün çekingenlik kaybolur.

Çekingenlik çoğunlukla kendine güven eksikliğinden ve formalitelere, geleneklere çok fazla bağlılıktan kaynaklanır. Başkalarına takdim etmek istediğimiz görüntünün tutsaklarıyız. Bu durumda davranışımız ok yapaylaşır. Doğal eğilimlerimiz bazen oldukça güçlü bir şekilde bize bunu hatırlatmaz mı?

Çekingenlik bir kendini koruma biçimi ve çok sıkılgan olduğumuzun belirtisi de olabilir. Ama çelişkili bir biçimde , ne kadar kendimizi korumaya uğraşırsak, o kadar kendimize güvenimizi kaybeder ve utangaçlaşırız. Diğer taraftan başkalarına açıldıkça, sevgi ve şefkat gösterdikçe, kendimizle ilgili daha az saplantıl ve daha fazla güvenli oluruz.

DALAI LAMA

AĞIR ÖLÜM…

Mart 28, 2010 0
AĞIR ÖLÜM…

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

PABLO NERUDA

AŞK ÖYKÜSÜ... OKUMAYA DEĞER...

Mart 28, 2010 0
AŞK ÖYKÜSÜ... OKUMAYA DEĞER...
Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok Kısa boyunun olması yanı sıra, cok garip bir de kamburu vardı.


Mendelsohn, günün birinde Hamburg da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu. Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu.

Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cenetten geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Mosesi çok üzdü. Güçlükle başlayabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu:
“Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır mısınız ?”
“elbette” diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Mosesin yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu:
“Peki ya siz ?” dedi. “Siz inanırmısınız buna ?”
Moses bir an bile duraksamadı:
“Evet, bende inanırım” dedi ve ekledi: “Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Allah, onun evleneceği kızı belirlermiş.
Benim doğduğumda da benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana ´Senin karın kambur olacak `demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Allah´dan. “Allah'ım, kambur bir kadın bir trajedi olur, lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap demiştim”

Mosesin bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp, Mosesin elini tuttu. Daha sonra da onun, sevgili eşi oldu. Bu anlatığımız bir “peri masalı” değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn´un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmerinin öyküsüdür.