Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

01 Mayıs 2010

YÜREĞİMİN KAPI EŞİĞİ

Mayıs 01, 2010 0
YÜREĞİMİN KAPI EŞİĞİ
Ah yüreğimin kapı eşiği
Kim dursa cereyana kapılır
Kim dursa dağıtır beni
Öyle bir yer ki ne gir ...diyebilirsin ne de git
Arasat…
Öyleyse çarp, gitsin beni !

Ah yüreğimin kapı eşiği
Asi rüzgarların vurgununda talan
Umutsuz bakışların gözlerinde yanan
Züleyha’nın rüyası, Yusuf’a zindan
Asiyeler büyütür büyüyecek Musa’yı
Firavun da yalan, Nemrut da yalan !

Ah yüreğimin kapı eşiği
Yatak döşek dağılsın
Ya vur öldür kefenimi yar sarsın
Her şey biter, herkes gider unutma!
Sodom gomero’nun lanetlileri ardından zil takıp davullar çalsın
Kolların boynumda pusatsız yatsın
Tam ortasında gerçeğin!
Gerçek yüreğe yalan, sevdasında gerçeğin
Senin durmak istediğin yer kimin umurunda ki?
‘Orda dur!’ derler işte
E gel de dur hadi!

Ah yüreğimin kapı eşiği
Poyrazına kurban, şavkına hayran
Girersen öldürürler, gidersen ben ölürüm
Tacına, tahtına, yoluna kurban,
Yollarına toprak olur öyle ölürüm

Ah yüreğimin kapı eşiği
Eşikte kal biraz da eşik şenlensin
Yanan yüreğime su serpsin yüzün
Mancınıklara sarılsın semanın Halilleri
Alazlar suya dursun sarsın İbrahimleri

Ey yüreğimin kapı eşiği
Elleri soğuk, son görüntün bu
Babil’in asma bahçelerinde postalları dağılan
Kafasında seksen tilki, bozgundan arta kalan
Dağılan...

Her şey yalan!

Her şey yalan!

Her şey yalan!

Ey yüreğimin kapı eşiği
Ne gir içeri diyebildin, ne de çek git buradan!

Ve sen uyudun şimdi
Şehir pusuya yattı
Vakit tamam olsun da uyandır halkı
Ellere aman verme, eller almasın beni
Sen al beni içeri

Ah yüreğimin kapı eşiği
Sen al bari içeri

Sen al bari içeri…


Bedirhan GÖKÇE

BİLGEYE SORMUŞLAR :

Mayıs 01, 2010 0
BİLGEYE SORMUŞLAR :
Bir bilgeye sormuşlar:
"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
"Terzimi severim," diye cevap vermi...ş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?"
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
"Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

************

Bir bilgeye sormuşlar:
- Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
- Konuşmasından.
- Ya hiç konuşmazsa?
- O kadar akıllı insan yoktur ki!..

************

Bir bilgeye nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini sormuşlar, "Deneyim" demiş. O deneyimi nasıl kazandın, diye sormuşlar "Hatalarımla" demiş

************

Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış:
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş.. Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur..

************

Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz?" diye sormuşlar ya.
"Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir,
İnsanlığa attığın ilk adım budur... Sana kötülük yapanlara iyilik
yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun

************

Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´Sevmek´ demiş...
Peki sonra? demişler...
´Sevilmek´ demiş...
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler...
O da demiş ki ´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir...

************

Bilgeye Sormuşlar;
~ insan neden dilek diler?
~ insan gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için dilemek gerek.

************

Bir bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir. İşte o dağdaki çobandır demiş.
Neden diye sormuşlar. Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun
bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil.

25 Nisan 2010

Nisan 25, 2010 0



Yusuf'u kaybettim Kenan ilinde / Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz

Bu akl-ı fikr ile Leyla bulunmaz/ Bu ne yaredir ki çare bulunmaz

Aşkın pazarında canlar satılır/ Satarım canımı alan bulunmaz

Yunus öldü deyu sela verirler/ Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez


YUNUS EMRE

SEVGİ, EMEK İSTERMİŞ ...

Nisan 25, 2010 0
SEVGİ, EMEK İSTERMİŞ ...
Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya.. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana.. Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. ...Kıskanıyormuş bahçıvanı, kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden.. zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını...
Bir gün, aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş.. Ayaklarını görüyormuş.. Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş.. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa.... Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş...

Ve işte bir gün...Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..

Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.. Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru....

Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.. Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.. Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.. O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, ama onu aslında hep sevmiş....

Papatya anlamış artık...

Sevgi, emek istermiş...

Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini... Teşekkür etmiş ona içinden.. Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık....

Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan varolabileceğini...

Alıntı..