25 Aralık 2008

GERÇEK ASK


Ey dostlar! Bu hikayeyi dinleyiniz. Hakikatte o bizim bu günkü halimizdir
Bundan evvelki bir zamanda bir padisah vardi. O hem dünya, hem din saltanatina malikti. Padisah, bir
gün hususi adamlari ile av için hayvana binmis, giderken ana caddede bir halayik gördü. O halayigin kölesi
oldu. Can kusu kafeste çirpinmaya basladi. Mal verdi o halayigi satin aldi.Onu alip arzusuna nail oldu.
Fakat kazara o halayik hastalandi.
Birisinin esegi varmis, fakat palani yokmus. Palani ele geçirmis, bu sefer esegi kurt kapmis. Birisinin ibrigi
varmis, fakat suyu elde edememis. Suyu bulunca da ibrik kirilmis!
Padisah sagdan, soldan hekimler topladi. Dedi ki: Ikimizin hayati da sizin elinizdedir. Benim hayatim bir
sey degil, asil canimin cani odur. Ben dertliyim, hastayim, dermanim o .Kim benim canima derman ederse
benim hazinemi, incimi ve mercanimi ( atiye ve ihsanimi) o aldi (demektir).
Hepsi birden dediler ki: Canimiz feda edelim. Beraberce düsünüp beraberce tedavi edelim. Bizim her
birimiz bir alem Mesih'idir, elimizde her hastaliga bir ilaç vardir.
Kibirlerinden Allah isterse (insaallah ) demediler. Allah da onlara insanlarin acizligini gösterdi.Insaallah
sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadim, insanlarin yürek katiligini ve magrurlugunu söylemektir.
Yoksa arizi bir halet olan insaallah'i söylemeyi unuttuklarini anlatmak degildir. Hey gidi nice insaallahi
diliyle söylemeyen vardir ki cani insaallah la es olmustur.
Ilaç ve tedavi nevinden her ne yapildi ise hastalik artti maksat da hasil olmadi.O halayikcagiz, hastaliktan
kil gibi olunca padisahin kanli göz yasi irmaga döndü. Kazara sirkengübin safrayi arttirdi. Badem yagi da
kuruluk tesirini göstermeye basladi. Karahelileyle kabiz oldu, ferahligi gitti; su, neft gibi atese yardim etti.
Padisah, hekimlerin aciz kaldiklarini görünce yalinayak mescide kostu.Mescide gidip mihrap tarafina
yöneldi. Secde yeri göz yasindan sirsiklam oldu.Yokluk istigrakindan kendisine gelince agzini açti, hos bir
tarzda medhü senaya basladi:
En az bahsisi dünya mülkü olan Tanrim! Ben ne söyleyeyim? Zaten sen gizlileri bilirsin.Ey daima dilegimize
penah olan Tanri! Biz bu sefer de yolu yanildik.Ama sen Ben gerçi senin gizledigin seyleri bilirim. Fakat
sen, yine onlari meydana dök dedin.
Padisah, ta can evinden cosunca bagislama denizi de cosmaya basladi.Aglama esnasinda uykuya daldi.
Rüyasinda bir pir göründü.
Dedi ki: Ey padisah, müjde; dileklerin kabul oldu. Yarin bir yabanci gelirse o, bizdendir.O gelen hazik
hekimdir. Onu dogru bil, çünkü o emin ve gerçek erenlerdendir.Ilacinda kati sihri gör, mizacinda da Hak
kudretini müsahede et.
Vade zamani gelip gündüz olunca... günes dogudan görünüp yildizlari yakinca:Rüyada kendine
gösterdikleri zati görmek için pencerede bekliyordu.Bir de gördü ki, faziletli, fevkalade hünerli, bilgili bir
kimse, gölge ortasinda bir günes;Uzaktan hilal gibi erismekte, yok oldugu halde hayal seklinde var gibi
görünmekte.

Ruhumuzda da hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihani hayal üzere yürür gör!Onlarin baslari da, savaslari
da hayale müstenittir. Ögünmeleri de, utanmalari da bir hayalden ötürüdür.Evliyanin tuzagi olan o hayaller,
Tanri bahçelerindeki ay çehrelilerin akisleridir.
Padisahin rüyada gördügü hayal de o misafir pirin çehresinde görünüp duruyordu.Padisah bizzat
abeyincilerin yerine kostu, o gaipten gelen konugun huzuruna vardi.Her ikisi de asinalik (yüzgeçlik)
ögrenmis bir tek denizdi, her ikisi de dikilmeksizin birbirine dikilmis, baglanmislardi.
Padisah: Benim asil sevgilim sensin, o degil. Fakat dünyada is isten çikar.Ey aziz, sen bana Mustafa'sin.
Ben de sana Ömer gibiyim. Senin hizmetin ugrunda belime gayret kemerini bagladim dedi.
Tanri'dan edebe muvaffak olmayi dileyelim. Edebi olmayan kimse Tanri'nin lütfundan mahrumdur.Edebi
olmayan yalniz kendine kötülük etmis olmaz. Belki bütün dünyayi atese vermis olur.
Alisverissiz, dedikodusuz Tanri sofrasi gökten iniyordu.Musa kavmi içinde birkaç kimse terbiyesizce hani
sarimsak, mercimek dediler.Ondan sonra gökyüzünün sofrasi, ekmegi kesildi; ekme, bel belleme, orak
sallama kaldi.Sonra Isa sefaat edince Hak, yemek sofrasi ve tabaklarla ganimetler gönderdi.Yine
küstahlar edebi terk ederek sofradan yemek artigini asirdilar.
Isa bunlara yalvardi. Bu devamlidir, yeryüzünden kalkmaz.Bir ulu kisinin sofrasi basinda kötü zanna
düsmek ve harislik etmek küfürdür dedi.O rahmet kapisi, hirslarindan dolayi bu görmedik dilencilerin
yüzlerine kapandi.Zekat verilmeyince yagmur bulutu gelmez zinadan dolayi da etrafa veba yayilir.Içine
kasavetten, gussadan ne gelirse korkusuzluktan ve küstahliktan gelir.
Kim dost yolunda pervasizlik ederse erlerin yolunu vurucudur, namert odur.Edepten dolayi bu felek nura
gark olmustur: Yine edepten dolayi melekler masum ve tertemiz olmuslardir.Günesin tutulmasi, küstahlik
yüzündendir. Bir melek olan Azazil de yine küstahlik yüzünden kapidan sürülmüstür.
Kollarini açip onu kucakladi, ask gibi gönlüne aldi, caninin için çekti.Elini, alnini öpmege, oturdu yeri,
geldigi yolu sormaya basladi.Sora sora odanin baskösesine kadar çekti ve dedi ki: Nihayet sabirla bir
define buldum.
Ey vuslati, her sualin cevabi! Senin yüzünden nisligin anahtaridir sözünün manasi, Ey vuslati, her sualin
cevabi! Senin yüzünden müskül, konusmaksizin, dedikodusuz hallolur gider.Sen, gönlümüzde, onlarin
tercümanisin, her ayagi çamura batanin elini tutan sensin.
Ey seçilmis,ey Tanri'dan razi olmus ve Tanri rizasini kazanmis kisi, merhaba! Sen kaybolursan hemen
kaza gelir, feza daralir.Sen, kavmin ulususun, sana müstak olmayan, seni arzulamayan bayagilasmistir.
Bundan vazgeçmezse...O agirlama, o hal hatir sorma meclisi geçince o zatin elini tutup hareme götürdü.
Padisah, hastayi ve hastaligini anlatip sonra onu hastanin yanina götürdü.Hekim, hastanin yüzünü görüp,
nabzini sayip, idrarini muayene etti. Hastaliginin arazini ve sebeplerini de dinledi.
Dedi ki: Öbür hekimlerin çesitli tedavileri, tamir degil; büsbütün harap etmisler. Onlar, iç ahvalinden
haberdar degildirler. Körlüklerinden hepsinin akli disarida. Hekim, hastaligi gördü, gizli sey ona açildi.
Fakat onu gizledi ve sultana söylemedi. Hastaligi safra ve sevdadan degildi.
Her odunun kokusu dumanindan meydana çikar. Inlemesinden gördü ki, o gönül hastasidir. Vücudu
afiyettedir ama o, gönüle tutulmustur. Asiklik gönül iniltisinden belli olur, hiçbir hastalik gönül hastaligi gibi
degildir.
Asigin hastaligi bütün hastaliklardan ayridir. Ask, tanri sirlarinin usturlabidir. Asiklik ister cihetten olsun,
ister bu cihetten... akibet bizim için o tarafa kilavuzdur. Aski serh etmek ve anlatmak için ne söylersem
söyliyeyim... asil aska gelince o sözlerden mahcup olurum. Dilin tefsiri gerçi pek aydinlaticidir, fakat dile
düsmeyen ask daha aydindir. Çünkü kalem, yazmada kosup durmaktadir, ama ask bahsine gelince;
çatlar, aciz kalir. Askin serhinde akil, çamura saplanmis esek gibi yatti kaldi. Aski , asikligi yine ask serh
etti.
Günesin vucuduna delil, yine günestir. Sana delil lazim ise günesten yüz çevirme. Gerçi gölgede günesin
varligindan bir nisan verir, fakat asil günes her an can nuru bahseyler. Gölge sana gece misali gibi uyku
getirir. Ama günes doguverince ay yarilir (nuru görünmez olur). Zaten cihanda günes gibi misli bulunmaz
bir sey yoktur. Baki olan can günesi öyle bir günestir ki, asla gurub etmez.
Günes gerçi tektir, fakat onun mislini tasvir etmek mümkündür. Ama kendisinden esir olan günes, öyle bir
günestir ki, ona zihinde de, disarida da benzer olamaz. Nerede tasavvurda onun sigacagi bir yer ki misli
tasvir edilebilsin!
Semseddin'in sözü gelince dördüncü kat gögün günesi basini çekti, gizlendi. Onun adi anilinca
ihsanlarindan bir remzi anlatmak vacip oldu.Can su anda etegimi çekiyor. Yusuf'un gömleginden koku
almis! Yillarca süren sohbet hakki için o güzel hallerden tekrar bir hali söyle, anlat. Ki yer, gök gülsün,
sevinsin. Akil, ruh ve göz de yüz derece daha fazla sevince, neseye dalsin (diyor). Beni külfete sokma,
çünkü ben simdi yokluktayim. Zihnim durakladi onu görmekten acizim. Ayik olmayan kisinin her söyledigi
söz... dilerse tefekküre düssün, dilerse haddinden fazla zarafet satmaya kalkissin... yarasir söz degildir.
Esi bulunmayan o sevgilinin vasfina dair ne söyleyeyim ki bir damarim bile ayik degil! Bu ayriligin, bu ciger
kaninin serhini simdi geç, baska bir zamana kadar bunu birak!
(Can) dedi ki: Beni doyur, çünkü ben açim. Çabuk ol çünkü vakit keskin bir kiliçtir. Ey yoldas, ey
arkadas! Sufi, vakit ogludur (bulundugu vaktin iktizasina göre is görür). Yarin demek yol sartlarindan
degildir. Sen yoksa sufi bir er degilmisin? Vara veresiyeden yokluk gelir.
Ona dedim ki: Sevgilinin sirlarini gizli kapakli geçmek daha hostur. Sen, artik hikayelere kulak ver, isi
onlardan anla! Dilbere ait sirlarin, baskalarina ait sözler içinde söylenmesi daha hostur. O, Bunu apaçik
söyle ki dini açik olarak anmak, gizli anmaktan iyidir. Perdeyi kaldir ve açikça söyle ki ben, güzelle
gömlekli olarak yatmam dedi.
Dedim ki: O apaçik soyunur, çirilçiplak bir hale gelirse ne sen kalirsin,ne kucagin kalir, ne belin! Iste ama
derecesine göre iste; bir otun bir dagi çekmeye kudreti yoktur.
Bu alemi aydinlatan günes, bir parçacik yaklasti mi, her sey yandi gitti! Fitneyi, kargasaligi ve kan
dökücülügü arastirma, Sems-i Tebrizi'den bundan fazla bahsetme. Bunun sonu yoktur; sen yine hikayeye
basla, onu tamamlamana bak.
(Hekim) dedi ki: Ey padisah, evi halvet et, yakini da uzaklastir.Köseden , bucaktan kimse kulak
vermesinde ben bu cariyecikten bir seyler sorayim.
Oda bosaltildi, Hekim ile hastadan baska kimsecikler kalmadi. Hekim tatlilikla yumusak yumusak dedi ki:
Memleketin neresi? Çünkü her memleket halkinin ilaci baska baskadir. O memlekette akrabandan kimler
var? Kime yakinsiniz; neye baglisiniz? Elini kizin nabzina koyup birer birer felekten çektigi cevir ve
mesakkati soruyordu.
Bir adamin ayagina diken batinca ayagini dizi üstüne kor. Igne ucu ile diken basini arar durur, bulamazsa
orasini dudagi ile islatir. Ayaga batan dikeni bulmak bu derece müskül olursa, yürege batan diken nicedir?
Cevabini sen ver! Her çer çöp (mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el
uzatabilir miydi?
Bir kisi, esegin kuyrugu altina diken kor. Esek onu oradan çikarmasini bilmez, boyuna çifte atar. Ziplar,
zipladikça da diken daha kuvvetli batar. Dikeni çikarmak için akilli bir adam lazim. Esek, dikeni
çikarabilmek için can acisi ile çifte atar durur ve yüz yerini daha yaralar. O diken çikaran hekim üstaddi .
Halayigin her tarafina elini koyup muayene ediyordu. Halayiktan hikaye yolu ile dostlarin ahvalini
sormakta idi. Kiz, bütün sirlarini hekime açikça söylemekte, kendi duragindan, efendilerinden, sehrinden
ve sehrinin disindan bahsetmekteydi.
Hekim kizin anlatmasina kulak vermekte, nabzina ve nabzinin atmasina dikkat etmekte idi. Nabzi kimin
adi anilinca atarsa cihanda gönlünün istedigi odur(diyordu). Memleketinde ki dostlarini saydi, döktü.
Ondan sonra diger bir memleketi andi. Memleketinden çikinca en evvel hangi memlekette bulundun?dedi.
Kiz bir sehrin adini söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi nabzinin atmasi baskalasmadi.Efendileri ve
sehirleri birer birer saydi;o yerleri, yurtlari, oralarda geçirdigi zamanlari, tuz, ekmek yedigi kisileri tekrar
tekrar söyledi.Sehir sehir, ev ev saydi döktü, kizin ne damari oynadi, ne çehresi sarardi.
Hekim seker gibi Semerkand sehrini soruncaya kadar kizin nabzi tabii haldeydi fazla
atmiyordu.Semerkand'i sorunca nabzi atti, çehresi kizardi, sarardi. Çünkü o, Semerkad'li bir kuyumcudan
ayrilmisti.O hekim, hastadan bu sirri elde edip o dert ve belanin aslina erisince:Onun semti hangi
mahallede? diye sordu. Kiz, Köprü basinda, Gatfer mahallesinde dedi.
Hekim, Hastaliginin ne oldugunu hemen anladim. Seni tedavi hususunda sihirler gösterecegim;Sevin, ilisik
etme, emin ol ki yagmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu yapacagim;Ben, senin gamini
çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha sefkatliyim;Aman, sakin ha, bu sirri kimseye
söyleme; padisah senden bunu ne kadar sorup sorustursa yine sakla;Sirlarin gönülde gizli kalirsa o
muradin çabucak hasil olur;dedi.
Peygamber demistir ki: Her kim sirrini saklar ise çabucak muradina erisir. Tohum toprak içinde gizlenince,
onun gizlenmesi, bahçenin yesillenmesi ile neticelenir. Altin ve gümüs gizli olmasalardi... madende nasil
musaffa olurlar, nasil altin ve gümüs haline gelirlerdi? O hekimin vaadleri ve lütuflari hastayi korkudan emin
etti. Hakiki olan vaadleri gönül kabul eder, içten gelmeyen vaadler ise insani istiraba sokar. Kerem ehlinin
vaadleri akip duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanlarin, kerem sahibi bulunmayanlarin
vaadleri ise gönül azabidir.
Ondan sonra hekim, kalkip padisahin huzuruna gitti.; padisahi bu meseleden birazcik haberdar etti. Dedi
ki: Çare sundan ibaret: bu derdin iyilesmesi için o adami getirelim. Kuyumcuyu o uzak sehirden çagir, onu
altinla, elbise ile aldat. Padisah, hekimden bu sözü duyunca nasihatini, candan gönülden kabul etti. O
tarafa ehliyetli, kifayetli, adil bir iki kisiyi elçi olarak gönderdi.
O iki bey, kuyumcuya padisahtan mustucu olarak Semerkand'e kadar geldiler. Dediler ki: Ey lütuf sahibi
üstad, ey marifette kamil kisi! Ögülmen sehirlere yayilmistir. Iste filan padisah, kuyumcubasilik için seni
seçti. Zira (bu iste) pek büyüksün, pek kamilsin. Simdilik su elbiseyi, altin ve gümüsü al da gelince de
padisahin havassindan ve nedimlerinden olursun.
Adam çok mali, çok parayi görünce gururlandi, sehirden çoluk çocuktan ayrildi. Adam neseli bir halde
yola düstü. Haberi yoktu ki padisah canina kastetmisti. Arap atina binip sevinçle kosturdu, kendi kaninin
diyetini elbise sandi.
Ey yüzlerce razilikla sefere düsen ve bizzat kendi ayagi ile kötü bir kazaya giden. Hayalinde mülk, seref ve
ululuk. Fakat Azrail Git evet, muradina erisirsin demekte!
O garip kisi yoldan gelince, hekim onu padisahin huzuruna götürdü; Güzellik mumunun basi ucunda
yakilmasi için onu, padisahin yanina izzet ve ikramla iletti.
Padisah onu görünce pek agirladi, altin hazinesini ona teslim etti. Sonra hekim dedi ki: Ey büyük sultan o
cariyecigi bu tacire ver ki visali ile iyilessin, visalinin suyu o atesi gidersin.
Padisah, o ay yüzlüyü kuyumcuya bahsetti, o iki sohbet müstakini birbirine çift etti. Alti ay kadar murat
alip murat verdiler. Bu suretle o kiz da tamamen iyilesti.
Ondan sonra hekim, kuyumcuya bir serbet yapti, kuyumcu içti, kizin karsisin da erimeye basladi. Hastalik
yüzünden kuyumcunun güzelligi kalmayinca kizin cani, onun derdinden azat oldu, ondan vazgeçti.
Kuyumcu, çirkinlesip hastalaninca kizin gönlüde yavas yavas ondan sogudu.
Ancak zahiri güzellige ait bulunan asklar ask degildir. Onlar nihayet bir ar olur. Keske kuyumcu bastan
basa ayip ve ar olsaydi, tamami ile çirkin bulunsaydi da basina bu kötü hal gelmeseydi! Kuyumcunun
gözünden irmak gibi kanlar akti, yüzü canina düsman kesildi.
Tavus kusunun kanadi, kendisine düsmandir. Nice padisahlar vardir ki kuvvet ve azametleri helaklerine
sebep olmustur.
Kuyumcu,Ben o ahuyum ki göbegimin miskinden dolayi bu avci, benim saf kanimi dökmüstür. Ah ben o
sahra tilkisiyim ki postum için beni tuzaga düsürüp tuttular, basimi kestiler. Ah ben o filim ki disimi elde
etmek için filci benim kanimi döktü. Beni benden asagi birisi için öldüren, kanimi döken; bilmiyor ki benim
kanim uyumaz! Bu gün bana ise yarin onadir. Böyle benim gibi bir adamin kani nasil zayi olur?
Duvar gerçi (günün ilk kisminda yere) uzun bir gölge düsürür; fakat o gölge, gölgeyi meydana getirene
avdet eder.
Bu cihan dagdir, bizim yaptiklarimiz ses. Seslerin aksi yine bizim semtimize gelir dedi.Kuyumcu bu sözleri
söyledi ve hemen toprak altina gitti.
O cariyecik de asktan ve hastaliktan arindi, tertemiz oldu. Çünkü ölülerin aski ebedi degildir, çükü ölü
tekrar bize gelmez.
Diri ask ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur durur. O dirinin askini seç ki bakidir ve
canina can katan saraptan sana sakilik eder.
O ‘nun askini seç ki bütün peygamberler, onun aski ile kuvvet ve kudret buldular, is güç sahibi oldular.
Sen Bize o padisahin huzuruna Varmaya izin yoktur deme. Kerim olan kisilere hiçbir is güç degildir.
O adamin, hekimin eliyle öldürülmesi, ne ümit içindi ne korkudan dolayi. Tanrinin emri ve ilhami
gelmedikçe hekim onu padisahin hatiri için öldürmedi.
Hizir'in o çocugun bogazini kesmesindeki sirri halkin avam kismi anlayamaz.
Tanri tarafindan vahiy ve cevaba nail olan kisi her ne buyurursa o buyruk, dogrunun ta kendisidir. Can
bagislayan kisi öldürse de caizdir. O, naibdir eli tanri elidir.
Ismail gibi onun önüne bas koy. Kilicinin önünde sevinerek gülerek can ver. Ki Ahmed'in pak cani,
Ahad'la ebediyse senin caninda ebede kadar sevinçli ve gülümser bir halde kalsin. Asiklar, ferah kadehini,
güzellerin elleri ile öldürdükleri vakit içerler.
Padisah o kani sehvet ugruna dökmedi. Suizanda bulunma münakasayi birak. Sen onun hakkinda kötü ve
pis is isledi deyip fena bir zanda bulundun. Su süzülüp durulunca, berrak bir hale gelince bu berraklikta bulaniklik ve tortu kalir mi, süzülüs suda tortu birakir mi?
Bu riyazatlar, bu cefa çekmeler, ocagin posayi gümüsten çikarmasi içindir.Iyinin kötünün imtihani, altinin
kaynayip tortusunun üste çikmasi içindir.
Eger isi tanri ilhami olmasaydi o, yirtici bir köpek olurdu, padisah olmazdi. Sehvetten de tertemizdi,
hirstan da, nefis isteginden de. Güzel bir is yapti, fakat zahiren kötü görünüyordu.
Hizir denizde gemiyi deldi ise de onun bu delisinde yüzlerce saglamlik vardi. O kadar nur ve hünerle
beraber Musa'nin vehmi, ondan mahçuptu; artik sen kanatsiz uçmaya kalkisma. O, kirmizi güldür, sen ona
kan deme. O, akil sarhosudur, sen ona deli adi takma. Onun muradi Müslüman kani dökmek olsaydi
kafirim, onun adini agzima alirsam! Ars kötü kisinin ögülmesinden titrer; suçlardan ve süpheli seylerden
korunan kisi de kötü methedilince, metheden kisi hakkinda fena bir zanna düser.
O padisahti, hem de çok uyanik bir padisah. Has bir zatti, hem de tanri hasi. Bir kisiyi böyle bir padisah
öldürürse onu, iyi bir bahta eristirir,en iyi bir makama çeker yüceltir.Eger onu kahretmede yine onun için
bir fayda görmeseydi; o mutlak lütuf nasil olurda kahretmeyi isterdi?
Çocuk hacamatcinin nesterinden titrer durur, esirgeyen ana ise onun gamindan sevinçlidir. Yari can alir,
yüz can bagislar. Senin vehmine gelmeyen o sey yok mu? Onu verir. Sen kendince aklindan bir kiyas
yapmaktasin ama çok, pek çok uzaklara düsmüssün; iyice bak!

MEVLANA


MESNEVİ-CİLT -I-

Hiç yorum yok: