KUM ZERRECİĞİ - Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

25 Haziran 2011

KUM ZERRECİĞİ

Küçük, küçücük bir kum zerresiydi. Kimsesiz, yapayalnız, güçsüz ve çaresiz. Çılgın fırtınalardan, azgın dalgalardan korunmaya çalışıyordu kendini bildi bileli. Sürekli tufan kopuyordu sanki. Ara sıra durulduğunda ortalık, rahat bir soluk alıp şükrediyordu hala varolduğuna… Ama o tam rahat rahat nefeslenecek, biraz kendine gelecek, hatta biraz da büyümeye fırsat bulacakken yeni bir tufan kopuyor ve sürükleniyordu tehlikeli sulara…
Aslında, özünde büyüyordu yavaş yavaş ama o bunun ayırdına varacak halde değildi ki… Belki… Belki birazıcık daha uzun olabilseydi soluklanma zamanları, kendisi de hissedecekti geliştiğini ama ah bu tufanlar, ah bu azgın dalgalar, rahat bir nefes alacak zaman bırakmıyorlardı ki hiç…

Eğer o kısa anlarda farkına varabilseydi, her geri gidişte atılım yapma gücünün misliyle arttığını her şey daha bir kolay, daha bir katlanılır olacaktı belki ama dedim ya sürekli vurgun yiye yiye sersemlemişti iyice… Bu gerçeği görüp de umutlanacak ne hali ne de zamanı vardı…

Bir gün… Belki de tufanların en yamanıyla savrulduğu bir gün, sürüklendiği yeni ve yabancı diyarda saniyenin milyonda biri kadar kısa bir an için de olsa sığınabileceği bir istiridye gördü… Ve yine nasıl olduysa, kendi ivmesiyle mi yoksa suyun sürüklemesiyle mi bilinmez o istiridyenin içinde buldu kendini.

Dışarıda tufan kopuyordu hala ama onun sığındığı bu limanda sadece sükunet vardı. Ilıktı, yumuşaktı… Dışarıda kalan fırtınanın uğultusu tüm evrenle uyum içinde ilahi bir müzik olarak sunuluyordu istiridyenin içine. Ilık, yumuşak ve altınsı ışıltılar içindeki bu sığınakta harmoni vardı sadece.

Kum zerreciği belki de ilk defa hayatın kutsanmışlığını idrak etti. Aslında hiç var olmayan zaman da mekan da kaybolmuştu. Küçücük bedeninin içine tüm kainatın sığdığını, başlangıçsız ve sonsuz olana geçiş yaptığını hissediyordu… Bedeni küçüldükçe içindeki güç büyüyordu sanki… O küçücük beden de istiridyenin sağaltıcı salgılarıyla sarılıp sarmalanıyordu… Bu, kendinden geçirici bir sarmalanıştı kum zerreciği için ve o, kendinden vazgeçtiği anda, muhteşem büyüklükte pırıl pırıl ve eşsiz benzersiz bir inci tanesi olduğunun bilincine vardı…
Korkan, kaçan, sığınak arayan bir kum zerreciği değil, heyecanla istiridyenin açılmasını ve hizmet edeceği anın gelmesini bekleyen bir inciydi artık o…

ALINTI..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz İçin Teşekkürler Ediyorum