10 Mart 2013


Bir gün Yenimahalle’deki evimizin kapısı çaldı…1970’li yıllarda gerçekleşti bu olay…Kapı açıldığında bir adam ve yanında da bir bayan nazikçe eğilerek selamladılar annemi…Bayan, çatı katını tuttuklarını, yanındakinin erkek kardeşi olduğunu, Maraş’ta evlendikten sonra gelin kızla birlikte Ankara’ya geleceklerini ve bu evde oturacaklarını, söyledi…Evde temizlik yapabilmek için, süpürge ve biraz da temizlik malzemesi rica etti…Annem, hayırlı olsun diyerek, onlara hemen istedikleri malzemeleri verdi…Kimdi acaba gelin kız?..Doğrusu hem heyecanlanmış hem de çok merak etmiştik…Çünkü, çatı katı berbat bir yerdi…O bildiğimiz muhteşem manzarası olan teraslı, şirin, kullanışlı çatı katlarına hiç benzemiyordu…Küçücüktü, çatı altına kaçak olarak yapılmış, aydınlatması bile olmayan derme çatma bir yerdi…İki küçük odaya ve mutfağa, ancak başınızı eğerek girebiliyordunuz…Mutfak ise bir girintiye iliştirilivermişti…Banyoya ancak bir kişi girebilirdi…Bir gelin böyle bir eve nasıl getirilirdi, anlayamadık…Samimi olarak belirtmem gerekirse, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bu sözü edilen gelin kıza acıdık…Sonraki günler hep onu beklemekle geçti…

10-15 gün sonra o beklediğimiz gelin kız geldi ve hemen evine girdi…Evi nasıl bulmuştu acaba?..Şok olmuş muydu?..Gerçekten çok merak ediyorduk…İki gün hiç görmedik onu…Üçüncü gün sabahleyin, ben okulda iken kapıyı çalmış ve anneme merhaba demiş gelin kızımız…Adının Müzeyyen olduğunu, komşularla tanışmayı arzu ettiğini de ilave etmiş…Sonraki günlerde hepimiz tanıdık Müzeyyen Ablayı!..Tertemiz yüreği, sıcak kanlı davranışıyla öyle beğendik ki onu…O berbat çatı katı, kısa zamanda sevginin fokur fokur kaynadığı bir yer haline geldi…Artık, mekanlar değildi bizi birbirimize bağlayan, sevgiydi, katıksız, saf, temiz sevgi…Çatı katının berbatlığı umurumuzda bile değildi…Hem Müzeyyen Abla, çeyizleriyle salonu öyle güzel süslemişti ki, mutfak, raflara konulan işlemeli örtülerle öyle şirinleşmişti ki…Tanınmaz hale geldi o berbat çatı katı…

Müzeyyen Abla’nın iki yıl bebeği olmadı; ama üçüncü yılda çok arzuladığı erkek bebeği dünyaya geldi…Bir terslik vardı, bebeğin ayakları çarpıktı, içe doğru kıvrıktı…Herkesin morali bozuldu bebeği görünce…Sakat bir bebek mi dünyaya gelmişti?..Bu kadar bekledikten sonra Müzeyyen Abla’nın başına bu da mı gelecekti?..Kaygılıydık…O da ne!..Bir tek Müzeyyen Abla kaygılı değildi…”Hayır!” diye haykırıyordu…”Hayır, ben bebeğimi tedavi ettireceğim, onu yürüyebilir koşabilir hale getireceğim!..Göreceksiniz, başaracağım bunu!..”Sonraki günlerde, Müzeyyen Abla’yı kucağında bebeğiyle hastanelere gidip geldiğini gördük…Bebeğin bacakları alçılanıyor, o da hiç moralini bozmadan tedaviye devam ediyordu…Gururla izliyorduk onun bu mücadelesini…Yüreğim alkışlıyordu Müzeyyen Abla’yı…Gözlerimde yaşlarla birlikte…İnanır mısınız yıllar içinde başardı Müzeyyen Abla ve oğlu Umut, sağlıklı bir çocuk haline geldi…Annenin fedakârlığının, azminin bir zaferiydi bu…

Hiçbir konuda yardımcı olmadı Müzeyyen Abla’nın eşi…İyi bir insandı; ama sorumluluklarını yerine getirmede yetersizdi…Evin geçimini sağlayan da yine Müzeyyen Abla oldu…Mahallenin bayan terzisiydi artık o…Güzel dikişleriyle herkesin dikkatini çekmiş ve bir merkez haline dönüştürmüştü çatı katındaki evini…Bütün kazandığını çok sevdiği Umut’u için harcıyor, onun okul masraflarını karşılıyordu…Sıcacık ilgisiyle Umut da mükemmel yetişiyordu…Bir parlak anne-oğul öyküsüydü onların yaşadıkları…Anne, onun için kazanıyor, onun için harcıyor; Umut da karşılığını veriyor, annesini hiç üzmüyordu…Her zaman hayırlı bir evlat oldu Umut!..Ben bu ilişkiyi memnuniyetle izliyor, her ikisini de çok taktir ediyordum…

Yıllar yılları kovaladı ve Umut, genç bir delikanlı oldu…Artık o bir mağazanın müdürlüğünü yapıyor, efendiliğiyle herkesin dikkatini çekiyor ve çok da beğeniliyor…Müzeyyen Abla da bu durumdan çok mutlu…Çabalarının meyve vermesinden dolayı huzur buluyor…Hele çok sevdiği oğlunun yeni taşındıkları evlerine beyaz eşyalar alması ve “Anneciğim, benim için çok yoruldun, artık dinlen!..Bak bu aldığım tüm eşyalar senin rahat etmen için…Ne olur artık birlikte huzurlu güzel günler yaşayalım!” demesi, onu çok mutlu ediyor…Ancak son günlerde, Müzeyyen Abla’nın bayıldığını, hastanelere gittiğini, ritim bozukluğu nedeniyle sıkıntılar yaşadığını haber alıyor ve sağlık durumunu takip ediyorduk…Ne badireler atlattı, bunu da atlatır diye düşünüyorduk…Yanıldık…

Oğlu Umut, ne yazık ki Müzeyyen Abla’yı, yatağında ölmüş olarak buldu…O bir melek gibi gökyüzüne havalanmıştı…Allah’ın sevgili kulları arasında yer alacaktı büyük bir ihtimalle…Maraş’a götürüldü cenazesi…Telefon ettim Umut’a…Sordum, hali nedir diye!..Annesinin mezarı başında diz çöktüğünü, onun için dua ettiğini ve yanından hiç ayrılmak istemediğini söyledi bana ağlayarak…Anne-oğul öyküsü noktalanmıştı bu dünya için…Ancak bu güzel öykü Umut’un o güzel yüreğinde eminim ki yaşamaya devam edecek…

Asım ERDOĞAN


ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates