"Söz düşünceyi fetheder, ama ona hükmeden yazıdır" Walter Benjamin

ANNE VE BABADAN UTANMA


“Annemi ve babamı tanımanızı istemiyorum Asım Hocam!..Onlardan utanıyorum…” Bir öğrencimin sözleriydi bunlar…Beni çok üzdüğünün farkında bile değildi…Onu yetiştirmek için pek çok zorluğa göğüs germiş, çile çekmiş, tarlada, bahçede çalışarak, alın teri dökerek emek sarf etmiş anne ve babasından utanıyordu öğrencim…Onların öpülesi nasırlı ellerini görmemi istemiyordu…”Nasıl olur?..İnsan anne ve babasından utanır mı?..Yüz kızartıcı bir suç işlemediği sürece her anne baba değerlidir, kutsaldır…Utanmak ne demek?...Duymamış olayım…” dedim…Öğrencim boynunu büktü…”Ama onlar köylü ve kaba…” dedi…”Hayır, köylü olmak kusur değil…Onlar bizim baş tacımız…Büyük Atatürk’ün, ‘Köylü bu milletin efendisidir…’ sözünü derslerimizde söylemedik mi?..Çok ayıp bu yaptığın…Anneni ve babanı mutlaka bekliyorum…” dedim… Israrımın ciddiyetini anlayarak “Peki öğretmenim…” dedi ve yanımdan ayrıldı…Gerçekten çok üzülmüştüm…Bir evladın anne ve babasından utanması, affedilir bir kusur değildi…En azından insafsızlıktı…

Üç gün sonra odamın kapısında, öğrencimin tanımlamasına uygun, köylü karı kocanın beklediğini gördüm…Dersten yeni çıkmıştım…Anlaşılan dersim bitinceye kadar beni odanın kapısında beklemişlerdi…Tahmin ettim onlar olduğunu…Hemen buyur ettim içeri…Çekinerek girdiler…Oturun dediğim halde oturmadılar…Lütfen oturun diye ikinci kez söylediğimde oturmak zorunda kaldılar…Anne çok yıpranmıştı…Baba da nasırlı ellerini dizlerinin üzerine koymuş, masamın arkasındaki duvarda yer alan Atatürk tablosuna bakıyordu…Alışık olmadıkları makama girmiş insanların tedirginliğini yaşıyorlardı…Önce öğrencimden söz ettik, sonra da kendilerinden…Yozgatlı olduklarını, köydeki tarlalarında ürettiklerini satarak geçimlerini sağladıklarını söylediler…Her ikisinin de yorgundu gözleri…Babanın yüzündeki çizgiler çok belirgindi, zayıf yüzünün tamamını işgal etmişti adeta…Anne tam 9 doğum yapmış 7 si yaşamıştı…Hem çocuklarının bakımı hem de ev işlerinin yükü omuzlarında kalmış, tarlada çalışma da üzerine eklenince erkenden kocamıştı…Baba 55, anne ise 43 yaşındaydı…Büyük şehirdeki yaşıtlarına göre çok yaşlı görünüyorlardı…Sohbet uzadıkça rahatladılar…Ben de maddi durumlarıyla ilgili bilgiyi de aldım bu arada…Öğrencimle birlikte 4 çocuk okuyordu…Onların masraflarını karşılayabilmek için baba bir başka tarlada da geçici işçi olarak çalışıyordu…Öğrencim, Ankara’da amcasının gecekondusunda kalıyor, onun masrafları için de amcaya bir miktar para gönderiliyordu…

Anne baba ayrıldıktan sonra, öğrencimi odama çağırdım…Bir gerçek olayı anlattım ona…”Uşak’ta iken ortaokulda sıra arkadaşım Bozkuş köyünden gelmiş ve şehrin havasına kendini kaptırarak geldiği köyü ve annesini beğenmez olmuştu…Baba zaten yıllar önce vefat etmişti…Yalnız kalan anne iki kardeşiyle birlikte Bozkuş köyünde yaşamını sürdürüyordu…Okulda dersten yeni çıkmıştık…Teneffüs anında koridorda yüksek sesle konuşan birilerinin olduğunu anlayınca oraya yöneldim… Sıra arkadaşımın annesi okulda onu ziyarete gelmiş; ancak bundan hoşnut olmayan arkadaşım, bu duruma çok sinirlenmişti…Bağırıyordu annesine…”Defol!..Niye geldin?..Sana okula gelmeyeceksin demedim mi?..Laftan anlamıyor musun?..” Öğretmenlerimiz, araya girip arkadaşımızı olayın dışına iterken anne suskun, üzgün ve perişan bir halde donup kalmıştı…

Sessizce terk etti okulu…Arkasından bakakaldım…Sınıfa dönüp arkadaşıma yaptığının çok ayıp olduğunu, kendisini anlayamadığımı söyledim…Omuz silkerek beni de eliyle iteledi…İnanamıyordum yaptıklarına…Gel zaman git zaman…Anne yaşamını yitirdi…Haber ulaştığında hiç üzülmedi arkadaşım…Evde yalnız kalan iki kardeşini görmeye gittiğinde bir banka cüzdanı uzatmışlar ona…Anne, eşinden kalan tarlalarını satmış ve kardeşler arasında paylaştırmıştı…Sıra arkadaşıma düşen pay da küçümsenmeyecek bir miktardı…Mahcup olmuş, annesine yaptıklarından dolayı da pişmanlık duymuştu…Evladının sevgisine hasret bu dünyadan göçüp gitmişti anne!..Son pişmanlık hiçbir işe yaramamıştı…”

Öğrencim, elimi öptü…İlk iş olarak anne ve babasına sarılacağını, onları bundan böyle üzmemek için elinden geleni yapacağını söyledi…Alnından öptüm onun…Sevgiyle uğurladım…

Anne ve babamız bizim her şeyimizdir!.. Yaşadıkları yer ya da kılık kıyafetleri utanma nedenimiz olamaz…Olmamalıdır…Bu yanlışa asla düşülmemelidir…Unutmayalım!..Onlar bizim sevgimize ihtiyaç duyuyorlar, sadece sevgimize…

Asım ERDOĞAN



Yorum Gönder