"Söz düşünceyi fetheder, ama ona hükmeden yazıdır" Walter Benjamin

GÖNÜL YORGUNLUĞU



Hiç kimseyle görüşmek istemediğiniz özel dönemleriniz olmuştur…Öyle bir dönemdir ki o…Telefona bile yanıt vermek istemezsiniz…Canınız istemez, sohbet etmeyi…İçiniz buruktur çünkü…Boş boş bakarsınız etrafa…Gönül yorgunluğu diyoruz biz buna…Vücut yorgunluğundan daha yıpratıcı, daha etkileyici bir sıkıntı…İyi niyetli uyarıların bile acıttığı, tahammül gösterilmediği hatta zaman zaman hırçın davranıldığı anlardır o özel dönemler…Anlayışlı olursa dostlarınız, sorun geçicidir, bir süre sonra kendiliğinden sona erer…Tersi durum söz konusuysa, kırılanlar, alınanlar ve küsenlerle uğraşmak zorunda kalırsınız daha sonraki günlerde…

Geçen hafta benim de öyle özel bir dönemim oldu…Kimseyle görüşmek istemedim, telefonlara yanıt vermedim, inzivaya çekildim bir anlamda…Koca Tevfik Fikret’in Aşiyan’ı geldi aklıma…Keşke benim de bir Aşiyanım olsa…Kimselerin rahatsız edemeyeceği, o özel dönemde yalnız kalabileceğim bir mekan…Ne iyi olurdu; ama yok ne yazık ki!..Neden inzivaya çekilmek istediğimi hiç sormayın…Gönül yorgunluğu deyip geçelim…Her sorunun çözümü için adres sizseniz eğer, bunalıyorsunuz…Haydi koştur oraya, haydi koştur buraya…”Aaa bak!..O işi de bu arada görüversen!..” “Aman gitmişken, Filana da uğra…” sözleri gönül yorgunluğunun fitilini ateşliyor hemen…Beklediğiniz sevgiyi, ilgiyi, teşekkürü göremediğiniz anda, manen yıkılıyorsunuz…Sizi hiç aramayanlar, beni niçin aramıyorsun, diyebiliyor, size hiç yardım etmeyenler, bana neden yardımcı olmuyorsun diyebiliyor, sizden uzaklaşanlar, benden niye uzaklaştın diyebiliyor…Akıl sır erdiremiyorsunuz olan bitene…Ben, bu tabloda gösterilen gibi değilim, fedakârca koşturduğum halde neden taktir edilmiyorum, diyor, üzülüyorsunuz… Siyasetin çirkin yüzünü görüyorsunuz…Dış güçlerin emelleri rahatsız ediyor sizi…Yorgun gönlünüz esir alıyor bedeninizi…

Gönül yorgunluğuna depresyon diyor doktorlar…Bence Anadolu tabiri gönül yorgunluğu her zaman depresyonla açıklanamaz…Gelip geçici, sadece kısa bir dönem süren gönül yorgunlukları da var…Hepimizde ara sıra görülen…Düşünebiliyor musunuz?..Art arda dördüncü ilişkisi de hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir kişinin gönül yorgunluğu normal değil mi sizce de?.. Kuşkusuz bu durum, beşinci ilişkiyi aramasına engel değildir; ama yorgun düşen gönlün, bedeni sarsması kaçınılmazdır…Bilgi arttıkça gönül yorgunluğu da artıyor ona paralel…Siyasetteki çalkantılar, ülkenin içine düştüğü ekonomik sıkıntılar, cinayetler, trafik kazaları, vurdum duymaz siyasetçiler vb… gönül yorgunluğunun yükünü artırıyor…Bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir, diye…Dağdaki çobanı işaret etmiş Bilge... Neden diye sormuşlar, hemen… Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı... Kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil…Doğrudur…Bakıyorum da liseli gençlere, çok rahatlar…Bilmedikleri için rahatlar…Ergenlik sorunları ile boğuşuyorlar, okul, dershane, flört ekseninde yaşam çizgileri…Öğrendikçe görüyorlar, ülkenin durumunu, adaletsizliği, yozlaşmayı, yalanı dolanı, rantı, rüşveti, soygunculuğu…Başlıyor gönül yorgunluğu…

Sizler de gönül yorgunluğu yaşıyor musunuz?..Evet yaşıyoruz, dediğinizi duyar gibiyim…

Duygusal insanların her an yaşayabileceği bir durum gönül yorgunluğu…Bir ömür sürmemesi dileğiyle…

Özdemir Asaf’ın şiiriyle tamamlayayım yazımı…Şiirin adı: Çağrışımlar… 

Çok küçük bir yalanı 
Çok büyük bir orantıda 
Dinlediniz mi? 
Çok büyük bir yalanı 
Çok yalın bir doğrultuda 
Söylediniz mi? 
Gecikmiş bir gizlemi, 
Birikmiş bir özlemi 
Sakladınız mı? 
Gelmeyecek bir gideni, 
Olmayacak bir nedeni 
Beklediniz mi? 
Bir gerçeği erken, 
Bir açlığı tokken 
Anladınız mı? 
Hep mi hep ölecekmiş gibi, 
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi 
Yaşadınız mı? 
Yalanı sürmeye sürmeye, 
Yanlışı görmeye görmeye 
Saklandınız mı? 
Doğruluğun yönünde, 
Doğruların önünde 
Aklandınız mı? 
Ortamsız bir yaşamda, 
Yaşamsız bir ortamda 
Harcandınız mı? 

Asım ERDOĞAN



Yorum Gönder