Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

28 Mart 2010

AŞK ÖYKÜSÜ... OKUMAYA DEĞER...

Mart 28, 2010 0
AŞK ÖYKÜSÜ... OKUMAYA DEĞER...
Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok Kısa boyunun olması yanı sıra, cok garip bir de kamburu vardı.


Mendelsohn, günün birinde Hamburg da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu. Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu.

Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cenetten geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Mosesi çok üzdü. Güçlükle başlayabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu:
“Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır mısınız ?”
“elbette” diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Mosesin yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu:
“Peki ya siz ?” dedi. “Siz inanırmısınız buna ?”
Moses bir an bile duraksamadı:
“Evet, bende inanırım” dedi ve ekledi: “Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Allah, onun evleneceği kızı belirlermiş.
Benim doğduğumda da benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana ´Senin karın kambur olacak `demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Allah´dan. “Allah'ım, kambur bir kadın bir trajedi olur, lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap demiştim”

Mosesin bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp, Mosesin elini tuttu. Daha sonra da onun, sevgili eşi oldu. Bu anlatığımız bir “peri masalı” değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn´un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmerinin öyküsüdür.

İLLEGAL BİR AŞK'SIN SEN .....

Mart 28, 2010 0
İLLEGAL BİR AŞK'SIN SEN .....

Yüreğimin sol yanına iltica etmiş illegal bir Aşk'sın sen.
Bültenlerde adı okunmayan...

Öyle cesur öyle pervasızsın ki...
Nasıl tütüyorsun içimden dışa doğru bir bilsen.
Saçlarında “özlem” kokusu rüzgârlara karışan…
Hangi kennt ne kadar saklar seni bennden kenndinde..
Hangi yürek “ suça yataklık” eder, yüreğimden bAşka?
Hüzünlerim hep “ kardelen” açtı görmüyor musun?
Görmüyor musun, bilmiyor musun?
Sensiz seni yaşar yüreğimin hazannları.. İçime sinsice sızmış illegal bir Aşk'sın sen.
İhbar edemediğim! Sensizim…
Korsan gösterilerde savurduğun saçların gibi.
Savrukluğum ondan belki.
Sensizim…
Utangaç çaresiz bir çocuk umutlarım.
Ondan belki kapılardan kovulan bir dilenci gibi çaresizliğim….


Sensizim…
Ondan belki kıyısını arayan sular gibi dalgalanışım, durulmayışım.
Yalnız’ların gözyaşları ile büyüyen bir nehir.
Kıyısızlığımda sığınacak liman arayışım…
Bu acılarım ondan belki…
Ağlayışlarım iç’e.. çığlıklarım iç’e. Susuşlarım yâda öfkelerim sana da değill…
Acılarım ondan belki kanarkenn acıtan..
Acıtırkenn kan gölü olan….
Nasıl sensizim anlatamam.
Büyüdükçe “sen”leşen bir yüreği nasıl taşırım?
Nasıl korurum kör basan özlemlerden…
Yüreğimin sol yanına iltica etmiş illegal bir Aşk’sın sen…
Güllere rengini veren.
Firari saatlerinde senin en yakınına ulaşmak için ne çook koşmuşum böyle?
Ne çook terlemişim böyle sana koşma telaşından;dokunma,sevme telaşından?.
Tek tek işaretlenmiş,tek tek üstüne sen’den bir şeyler karalanmış yürek sayfalarını kandan arındırmak için ne çook terlemişim?
Çok yorgunum sevgilim çook.
Sana sızmak istiyorum.
Sessiz ılık bir soluk gibi içini heyecanlandıran.
Düşlerinin içine bir çığlık gibi düşmek;düşlerinle sevmek istiyorum
Saçlarının ıslaklığından kandırmak istiyorum yüreğimi.
Gözlerinin o amansız duldasız bir can pazarı ışıltılarından kenndi karanlığımı aydınlatmak istiyorum.
Yüreğime düşmüş illegal bir Aşksın sen.
O yüzden belki seni ihbar edemeyişlerim…

Alıntı

SEN BU SEVGİYİ KALDIRABİLİR MİSİN?

Mart 28, 2010 0
SEN BU SEVGİYİ KALDIRABİLİR MİSİN?

Gel desem sana...
hiçbir şey sorma, hiçbir şey konuşma,sadece gel...
gelir misin?
hadi desem ya da...
hiç birşey sormadan yine benimle yürür müsün sonu belirsiz?
bakmasan, görmesen , duymasan beni günlerce...aylarca belki...
yine beni sever misin?
gözden ırak olan gönülden de uzak olurmuş derler ya...
yanımda olup uzak olanlardansan, uzakta olup içimde olmayı becerebilir misin?

aylar sonra, yıllar belki...
''seni sevdim... senden gelen iyi-kötü herşeyi sevdim... ve hep seveceğim '
diyebilir misin?

Yanım da otururken bile zaman zaman deli gibi özleyebilir misin?
her ayrılışımızda sabaha, bir daha görmeme korkusuyla delirir misin?
her gelen telefonda'ben diye irkilir misin sebepsiz?
beni her dakikana taşıyıp yaşamayı becerebilir misin?

beni, ben gibi sevebilir misin?
delirsem bir gün..' CANIM diye sarılabilir misin?
kapris yapmak istesem... yapsam hatta şımarıp, kalabalıklarda elimi tutabilir misin?

hayat birgün bana oynarsa, maskeleri yırtıp her yerimde yine beni görebilir misin?
ne şart, ne konum olursa olsun, gözbebeklerimin hep aynı bakacağını bilebilir misin?

ya da ben hayatla oynamaya kalkarsam birgün nefesimden sıkılıp
ölsem birgün, yaşadığın her gün için benimle,'bir saniye için bile pişman degilim '
diyebilir misin?

sevgilim ol diyorsun bana...

sen, bu sevgiyi kaldırabilir misin?

Alıntıdır..

14 Mart 2010

....

Mart 14, 2010 1
....

Aşkın Dili Kuş Dili Gibidir, Ona Süleyman Gerek. Aşkın Sabrı Sonsuzluktur, Ona Yusuf Gerek. Aşkın Esintisi Tufan Gibidir, Ona İsrafil Gerek. Aşkın Yolu Dağ, Kır Ve Çöldür, Ona Kerem, Ferhat ve Mecnun gerek. Bendeki Aşkın Tarifi Yok Sevgili, Onu Anlatabilmek İçin Yaşamak Ve Yaşatmak Gerek....

ÇİFT SARILI...

Mart 14, 2010 1
ÇİFT SARILI...
Evin kapısı vurulduğunda, yaşlı kadın güçsüz bacaklarıyla hole doğru ilerledi.
Gelenler, oğlunun asker arkadaşlarıydı.
Her ikiside elini öptükten sonra, uzun boylu olanı:
- Pek fazla vaktimiz yok anacığım, dedi. Yarım saat izin koparıp hayır duanı almak istedik.
Kadın, büyük bir telâşla:
- Olmaz öyle şey, diye atıldı. Birşeyler yedirmeden bırakırmayım sizi hiç?
Yaşlı kadın, bu sözleri eşinin ve ğolunun sağlığındaki günlerden kalan alışkanlıkla
bir çırpıda söylemiş, fakat işin nereye varacağını düşünmemişti.
Diğer asker, saatine baktıktan sonra:
- Peki anacığım, diye karşılık verdi. Karnımız tok ama, yinede ikişer yumurta kırarsan yeriz.
Esasında delikanlı, kadına bir zahmet vermemek için böyle demiş ve bahçedeki
tavukları gördüğünden, işi en basit şekiliyle geçiştirmek istemişti. Onların son günlerde
sadece iki yumurta yaptığını ve evdede başka bir şey bulunmadığını nerden bilecekti?
Yaşlı kadın mutfağa doğru yönelirken, şimdi yan odada oturan gençlerle birlikte as-
kerlik yaptığı sırada vatan hainleri tarafından şehit edilen yavrusunu düşünüyordu. O da ar-
kadaşları gibi, sahanda yapılan yumurtayı ne kadar çok severdi?
Kadın, titrek elleriyle yumurtaları kırmaya çalışırken ister istemez üzülüyor ve misafir-
lerine, fakirliğini hissettirmemenin çarelerini arıyordu. İyi ama, çocuklar ikişer yumurta dedikleri
halde, sadece birer yumurta gördüklerinde ne olacaktı?
Yaşlı kadın daha fazla bir şey düşünemedi. Ve âcizliğinin verdiği tevekkülle yumurtaları
alıp kırdığında, nurlu yüzü sevinç gözyaşlarıyla ıslandı.
Her iki yumurtada çift sarılı çıkmıştı

DURMA GÖĞE BAKALIM !

Mart 14, 2010 0
DURMA GÖĞE BAKALIM !
Göğe Bakma Durağı
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarında...n
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım..

TURGUT UYAR

ASIM

Mart 14, 2010 0
ASIM

-Sade bir ''bal'' deyivermekle ağız tatlansa,
Arı uçmuş diye, kaçmış diye hiç çekme tasa.
Ağlasın mi...lletin evladı da bangır bangır,
Durma hürriyeti aldık diye, sen türkü çağır!
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem...
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım..

-- Boğamazsın ki!

- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

--Yok canım!

-Yok deme!

--İfrat ediyorsun Köse...

-Ya?
İşte ben mürteci'im, gelsin işitsin dünya!
Hem de baş mürteci'im, patlasanız çatlasanız!
Hadi kanununuz assın beni, yahud yasanız!

--Yasa yok şimdi.

-Neden, bitti mi?

--Çokdan bitti.

-Dede Cengiz ya?

--Bırak, derdimi deştin:Gitti!

-Getirir yine lazımsa..

--Hayır, gitti gider.

-Deme oğlum!

--Ya bizim düşmanımızmış o meğer
Dedenizdir diye bir kahbe çıfıtmış yamayan...

-Size ha?

--Öyle ya, çok geçmedi lakin, aradan,
Geldi bir başka gavurcuk, dedi ''Cengiz'le, ayol,
Bu hısımlık nerden çıktı ki, siz Türk, o Moğol!...''

-Sonra?

--Hiç!

-Hiç mi?

--Sönüp gitti o kızgın piyasa.

-Hemde bir püfle!

--Evet, şimdi ne hakan var ne yasa!

-Kimse ma'kul kefereymiş, o herif.

--Sorma Köse'm...

-Çok şükür sizde de pek yok, değil amma sersem!

--İğnelersin şu benim neslimi yüz buldukça,
Sana elmas gibi hürriyeti kim verdi, Hoca?
Ne yaman şeydi unuttun mu o istibdadı?
Hep fecayi'di, hayatın hele hiç yoktu tadı.
Milletin benzi sararmış, işitilmezdi refah;
Her nefes dört elifin sırtına binmiş bir ''ah!''
O ne günler...

MEHMET AKİF ERSOY..

MUTLU OLMAK YA DA MUTSUZ OLMAK

Mart 14, 2010 0
MUTLU OLMAK YA DA MUTSUZ OLMAK
Antik çağda yaşamış olan diyojeni herkes tanır..Bir gün diyojen pazardan eve giderken bir çoçuğun el...leriyle su içtiğini görür ve elindeki su tasına bakarak benim çok şeyim warmış deyip o tası kırar..(not:diyojenin hayatta sadece iki şeyi oldu biri su içmek için kullandIğı tası birde güneşlenmek için kullandğı fıçısı:)daha sonra eve(fıçısına)wardığında tüm dünyayı ayakları altına almış BÜYÜK İSKENDER diyojenin yanına gelir.Bu arada iskender çaktırmasada diyojeni çok kıskanır.Hiç bir şeyi olmayan diyojen her şeyi olan iskenderden daha mutluydu çünkü kafasını boş şeyler için yormuyordu...Diyojenin yanına gelen iskender diyojene söyler..dile benden ne dilersen..seni bu sefillikten kurtarayım ..diyojen ise o sırada güneşleniyormuş iskendere bakarak..GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN EYLEMEZ..DEMİŞTİR...Hiç iken her şey olan diyojen hayatın anlamını şöyle analtır



"DOĞA HAYAT SİZE İKİ ŞIK SUNAR MUTLU OLMAK YADA MUTSUZ OLMAK"

SEÇİM SİZİN

AŞK DOKTORUNDAN...

Mart 14, 2010 0
AŞK DOKTORUNDAN...
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim...

"Ama eğer hissedersen hayatından çekildiğimi bana sana geri dönmemem için şans dile... "
Neler yazmak istiyorum... Sana bir bilsen, tek yapabildiğim yazmak olduğundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yazıyorum, ya da bitirmek isteyerek... Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum.
Yine senden habersiz... Ben seni severken de senden habersiz sevmiştim. Belki de kendimden bile habersiz...
Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen... Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar
Güzel Güleni, Sen BAL'ımdın!
Yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile Sen Özel'din... Aşk Özel'di....
"Yağmurda Aşk Başkadır" diyenlere gülüyordum ama bende yağmurda üşüyen
ellerini severek başladım seni sevmeye.. .Aralık'tı... İstiklal'e hiç o kadar güzel yağmur yağmazdı....
Önce aldırmadım seninle güzelleşen her şeye... Sonra tüm parfümeri dükkanlarını aşındırıp kokunu ararken anladım seni deliler gibi özlediğimi...
Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en
baştan başladım... Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum!
Herkes gibi biri olmanı ya da hiç kimse olmanı istiyorum...
Sesini
duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duyduğumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum...Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen...Zaten kolay olan ne vardı ki benim için;Sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu....Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım...Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek,yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"!
İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım!
Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum... Bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı. Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi...
Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevgimden hiç bahsetmeseydim
Sen beni hiç sevmedin!
Ben Seni Seviyorum dediğimde Seni Seviyordum!
Ben Seni Özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum.
Ben Senin İçin Ölürüm Dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum...
Ve Ben Şimdi Senin Hayatından Gidiyorum!
Ne zaman Aralık'ta bir yağmur yağsa, ben İstiklal'de ıslanıyor olacağım,Ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım, Ne zaman bir havuz görsem, kenarında oturup seni bekliyor olacağım demiştim... Başaramadım...
Ben Kaybettim...
Sen Kazandın!
Artık sesimi duymayacaksın...
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin!
Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum... Ben artık gidiyorum...
Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen, bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile...
Ve Lütfen, Aralık'ta yağmur yağdığında İstiklal'e gelme...

Şiir : Mehmet Coşkundeniz

07 Mart 2010

TÜM KADINLARA SEVGİLERİMLE....

Mart 07, 2010 2
TÜM KADINLARA SEVGİLERİMLE....
Türk kadını yüzyıllar boyunca geri planda bırakılmış ve ikinci sınıf insan muamelesi görmüş olup, tüm sosyal hakları elinden alınmıştır ki; “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” sözü de bunun gerçekliğini çok güzel bir şekilde açıklamaktadır… Tarih boyunca kadın, evinin kadını, çocuğunun anası olmaktan öteye gidememiştir. Çünkü kadın sadece çamaşır yıkayan, yemek yapan, çocuğuna ve evine bakan, kocasına hizmet eden rolleri üstlendirilmiştir. Üstlendirilmiştir diyorum çünkü gerçekten de “kadın kısmı” sadece bu işleri yapmakla yükümlüydü ve başka bir şeyden anlamaz, başka bir iş yapamazdı; çünkü kadın “eksik etekti”…

Ulu Önderimiz 30 Mart 1923 tarihinde Vakit gazetesine verdiği demeçte;

"Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim" demiştir.

Bu nedenle medeni ülkeler seviyesine çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, kadınlara ikinci sınıf muamelesi yapamazdı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde yer alan kadınların erkeklerden hiçbir farkı yoktu. Tek fark cinsiyetleriydi ama bu onların erkeklerden sonra yer aldığının ve ikinci sınıf insan olduğunun bir göstergesi değildi. Öyle ki Türkiye Cumhuriyeti’nde yer alan
kadınlar milli teşkilatlar kurarak çalışmalar yapmışlar, cepheye silah ve mermi taşıyarak erkeklerle birlikte vatanları için omuz omuza çarpmışlardır…

Medeni Kanunun kabul edilmesi ile birlikte, kadın erkek eşitliği sağlanmış; erkeğe tanınan haklar kadınlara da tanınmıştır ki bunlardan en önemlisi de seçme ve seçilme hakkının dünya da ilk kez Türk kadınına verilmesiyle gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra medeni kanunun kabulüyle birlikte evlenme tarafların isteğine bırakılmış ve vekil sistemi kaldırılarak sadece nikah memurunun yaptığı evlilikler geçerli sayılmıştır. Ayrıca eskiden Allah’ın hakkı üç’tür deyip birden fazla kadınla evlenilmesinin önüne geçilmiş ve tek eşlilik sistemi getirilmiştir. Miras ve şahitlik gibi konularda da erkeklerle aynı haklara sahip olmuşlardır…

Yine Ulu Önderimizin 01 Eylül 1925 Tarihinde İkdam gazetesine vermiş olduğu demeçte ;

"İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?"


sözleriyle Türk kadınına verdiği önemi ve değeri bir kez daha göstererek, Türk kadınının kültürel seviyesinin yükseltilmesi için önemli çalışmalar başlatmış ve bu çalışmalar neticesinde de bilim adamı, doktor, öğretmen, sanatçı … vb gibi pek çok meslek alanında çok değerli ve başarılı kadınlar yetişerek hak ettikleri konuma gelmiş ve arkalarından da yeni nesillere örnek teşkil etmişlerdir…

Tüm bu çalışmalar neticesinde de Türk kadını dünya kadınlarına örnek teşkil edecek seviyeye gelmiş ve hak ettikleri değeri görmeye başlamıştır.

Ulu önder, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:

"Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."

Aradan geçen zaman içerisinde ve günümüzde, geçmişle bugün arasına dönüp baktığımızda Türk kadını büyük ilerleme kaydetmiştir. Bu süre içerisinde pek çok saldırıya, eleştiriye maruz kalmış olsa da artık hakkını arayabilen, kendi ayakları üstünde durabilen ve her alanda erkekle aynı seviyede yer alabilen bir konuma gelmiştir…

Tüm bunlara rağmen günümüzde hala geleneklere bağlı kalmaktan kurtulamamış ve kadını ikinci sınıf vatandaşı olarak gören, kadını isteği dışında gönül rızası olmadan evlendiren ve daha çocuk yaştayken çocuk büyütmeye mahkum eden ve erkek egemenliği altında zoraki yaşatılmak zorunda bırakılan, her türlü cinsel tacize ve şiddete maruz bırakılan kadınlarımızda yok değildir. Bu da kültürel eksikliğin, bilgisizliğin ve cahilliğin ve de köhnemiş geleneklere bağlılığın göstergesidir ki; bunun önüne geçmek de kadının önce kendine değer vermesi, kendinin bir köle değil bir insan olduğunu kabul ettirmesiyle mümkün olabilecektir…

Tüm kadınlar birer çiçektir aslında… İlgiye, şefkate, sevgiye ihtiyaç duyarlar…
Aslına bakarsanız her kadında biraz çocuktur aslında… Sevmek ve sevilmek, şımartılmak ister çoğunlukla…
Ve her kadın gönlüyle yürekten sever erkeğini… Ama o da bekler karşılığını fazlasıyla…
Ve her kadın güzeldir; akıllıdır; annedir; çalışandır; emektardır; cefakardır; vefakardır; tüm zorluklara göğüs gerebilendir aslında… kıymeti anlaşıldığında

Ve her kadın Nazım Hikmetin’de bir şiirinde tanımladığı gibi;

Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli bir köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır…



TÜM DÜNYA KADINLARININ AMA HERŞEYDEN ÖNCE DE CEFAKAR VE VEFAKAR TÜRK KADINININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN…



HAPPY WOMEN'S DAY !...





Saygı ve Sevgilerimle,,,
Mehpare ÖĞÜT