Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

25 Haziran 2010

DOĞRU YOLU BULMAK...

Haziran 25, 2010 0
DOĞRU YOLU BULMAK...
Dünyadaki deneyden amaç, maddelerden tiksinmek ve olaylardan kaçarak, yalıtılmış hayata girmek değildir. Bunun aksine, maddeleri amaç olarak kabul edip onların geçici olaylarına tapmak da değildir. Hem birinci, hem de ikinci yollar aynı derecede sakattır. Bunlar, dünyaya gelmekteki amaçları incitir ve başarısızlık etkenlerini hazırlar. Dünyalardaki maddeler tekamülün araçlarıdır. Bu bakımdan, onlara bağlanmak ve onların doğurduğu olaylardan kendimizi uzaklaştırmamak zorundayız. Fakat maddeler tekamülün amacı değildir. Bu da onlara, ancak belirli amaçlar uğrunda ve o amaçların gerçekleşmesi için bağlanmamız gerektiğini gösterir. Bu amaçlar gerçekleşince, maddelere olan bağlılıklar hemen kendi kendine çözülür ve çözülmelidir. İşte bu gerçeği duyarak anlayabildiğimiz oranda, yükseldiğimizi idrak etmiş oluruz.


Doğru yolu bulmak, iyi insan olmak, tecrübelerimizi dünyada başarıyla bitirmek; özetle, tekamül etmek için hiçbir ahlak hocasına gerek yoktur.
Bir ruh hakkında hoşgörülebilir olan az çok kötü bir hareket, diğer bir ruh hakkında en ağır sorumlulukları düşündürebilir. Bunu da dışarıdan kimse belirleyemez. Herhangi bir ruhun ihtiyacı karşısında verilen öğütler, başka bir ruhun ihtiyaçlarına yeterli olmaz ve ona yarar sağlamaz. İnsanın ahlak hocası dışında değil, kendi içindedir.


Alıntıdır...

GERÇEK UYANIŞ...

Haziran 25, 2010 0
GERÇEK UYANIŞ...

Küçük bir taş atsan göle, nasıl yuvarlak, sessiz sakin, küçükten başlayarak büyüyen, büyürken de şekli ve sakinliği hiç bozulmayan dalgalar olur. İşte insanoğlunun uyanışı da böyle olur. Yeter ki o ilk taşı birisi doğru yere, doğru şekilde atsın. Birbirinize yardımınız ancak böyle olabilir. İlk taşı doğru yere doğru şe...kilde atabilmek…

Doğru yer insanoğlunun kalbidir. Doğru, sizdeki saf sevginin onda tecelli etmesidir. Eğer siz kalbinizdeki okyanusa ulaşabilmişseniz, o zaman saf sevginiz bir başkasında tecelli olur. Uyanışı insanoğlunun daha sonra kendi kendinedir.

Gerçek uyanmış insanın pek birşey yapmasına gerek yoktur. Karşısındakini ondan daha iyi tanır, bilir neyin onun kalbindeki gölde taş etkisi yapacağını, bilir başlangıcını, bilir sonunu da…

Yapması gereken ne ise onu yapar. Belki tek bir kelime, belki susmak sadece dinlemek.

Asla ne yaptığı ile ilgili konuşmaz, bilgi vermez. Sadece sessizce insanoğlunun kalbindeki göle attığı taşın nasıl düzgün dalgalar oluşturduğunu, o dalgaların da o küçük gölü nasıl engin bir okyanusa dönüştürdüğünü seyreder. Tıpkı kendi okyanusunu bulduğu gibi…

Aslında oluşan, bulunan hiçbir şey yok. Okyanus her insanoğlunun kalbinde, yaradılışından beri hep orada duruyor…


Alıntıdır...

20 Haziran 2010

PAULO COELHO'NUN SİMYACI ADLI KİTABINDAN

Haziran 20, 2010 0
PAULO COELHO'NUN SİMYACI ADLI KİTABINDAN

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı...
Bulduğu... hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş..
Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir yanıtı olmalı
diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş..
Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki ...

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona:
-Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git
belki o sana aradığın yanıtı verebilir, demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri
girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş ..

Bilge "sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor"
demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve
içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş.
Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel ... Yalnız dikkat et, kaşıktaki
zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş
"kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?"
Adam şaşkın...

Amademiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki ...
Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip
gel, demiş Bilge...Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü
güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü ... Geri
geldiğinde bilge.adama "bahçe nasıldı" diye sormuş ... Adam gördüğü
güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş "ama
kaşıkta hiç yağ kalmamış" demiş ve eklemiş:

- Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp
gider,
sen farkına varmazsın... Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam
ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır ...

HAYATIN
ANLAMI SENİN BAKIŞLARINDA GİZLİ
.

ŞİMDİLİK...

Haziran 20, 2010 0
ŞİMDİLİK...
Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak
dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar.

Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların
söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir.
Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde
getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan
öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan,
bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem.

Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol tuopu alacağını söyledi.
Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum.
Çocuk cevap verdi: "Hayır efendim, annem şimdilik
topa ayıracak paramız olmadığını söyledi."

Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair
derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı 'şimdilik'
kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu.

Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu
uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım.
Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu.

Yavaşça yanına sokuldum.
Onu konuşturmak için babasından bahis açtım:
"Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?
Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?" diye sordum.
Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve:
"Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik
babamla oynayamayacağım!" dedi.

Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü.
Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz
koyu renk bir elbise vardı. "Heyy" diye seslendim.
"Neden bayramlık elbiselerini giydin?
Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun."
Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra
söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,
ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler
yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.

Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu:
"Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum.
Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim."


John GOLDEN

SENİ ANLAYAN BİRİYLE KONUŞ…

Haziran 20, 2010 0
SENİ ANLAYAN BİRİYLE KONUŞ…

Birkac yuzyil once Papa butun yahudilerin Roma'yi terk etmeleri
gerektigine karar verir. Dogal olarak Yahudi toplumundan buyuk bir tepki
gelir. Bunun uzerine, Papa ile Yahudi toplumundan onde gelen birisiyle
karsilikli dini bir muzakere yapmalarini onerir. Yahudiler kazanirsa
kalacaklar, Papa kazanirsa gidecekler. Yahudiler caresiz kabul eder ve
temsilci olarak Moiz'i secerler. Ancak Moiz'in Papa ile ayni dili
konusamamasi nedeniyle muzakere de konusmak yerine sadece isaret dilinin
kullanilmasini teklif ederler. Papa kabul eder. Muzakere gunu geldiginde
iki taraf karsilikli yerlerini alirlar ve karsilikli olarak bir sure
bakistiktan sonra Papa elini kaldirarak 3 parmagini gosterir. Buna
karsilik Moiz tek parmagini kaldirir. Papa parmaklarini sallayarak basinin
etrafinda cevirir. Moiz ise parmagiyla yeri isaret ederek oturdugu yeri
gosterir. Papa yanindaki cantadan bir parca ekmek ve sarap cikartinca Moiz
de bir elma cikartir. Bunun uzerine Papa ayaga kalkarak 'Ben pes ediyorum,
Yahudiler kalabilirler' der. Muzakere sonrasinda Papa'nin etrafina
toplanan kardinaller Papa'ya ne oldugunu sorduklarinda Papa; Ben once 3
parmagimi gosterip Kutsal Ucluyu isaret ettim. Buna karsilik o bana tek
parmagini gosterip her iki dinin de tek tanriyi tanidigini soyledi. Ben
parmaklarimi sallayip basimin etrafinda cevirerek tanrinin bizim
etrafimizda oldugunu gosterdigimde o da oturdugu yeri isaret ederek
tanrinin onlarin durdugu yerde de oldugunu isaret etti. Ben kutsal ekmek
ve sarap cikartip tanrinin bizim gunahlarimizi bagisladigini gostermek
istedigim zaman da hemen bir elma cikartip bana ilk gunahi hatirlatti.
Her seye bir cevabi var. Ne yapabilirdim ki?' Ayni sirada Yahudi
cemaati de Moiz'in etrafini sarmis ona nasil basardigini soruyorlardi
Moiz; ' Once bana 3 parmagini gosterip 3 gun icinde burayi terk etmemizi
istedi. Ben de ona bir tekimiin bile ayrilmayacagimizi soyledim. Sonra
butun sehrin Yahudilerden temizlenecegini soyledi. Ben de, hic bir yere
gitmeyip oldugumuz yerde kalacagimizi soyledim' 'Sonra ne oldu?' diye
kalabalik heyecanla sormus. 'Valla,sonrasini ben de pek anlamadim.
Papa biraz hiddetlendi ve ogle yemegini cikartti. Bunun uzerine ben de
benimkini cikarttim. Hepsi bu!..'

INSANLARIN NE KONUSTUGU DEGIL NE ANLADIGI ONEMLIDIR.
YA SENI ANLAYAN BIRI ILE KONUS YA DA ANLASILMIYORSAN SUS KI, KONUSTUGUN KISIYE BIR DE KENDINI ANLATMAK ZORUNDA KALMAYASIN!. .

KAÇ KIRLANGIÇ KOVALADINIZ ?

Haziran 20, 2010 0
KAÇ KIRLANGIÇ KOVALADINIZ ?


Kırlangıcın biri, bir adama aşık
olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün ces...aretini toplamış, röfleli
tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli
gagasıyla cama vurmuş. Tık..... Tık......Tık....
Adam cama bakmış.Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.
Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyacanlı
kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin
gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış. Hey adam!Ben seni
seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum.Bugün
cesaret buldum konuşmaya.Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al.Birlikte
yaşayalım.
Adam birden parlamış: Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden
çıktın şimdi? Olmaz, alamam,demiş.Gerekçeside pek sersemceymiş: Sen bir
kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu? Kırlangıç mahçup olmuş.Başını
önüne eğmiş.Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye
gelmiş,gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: Adam, adam!Hadi aç
artık şu pencereni.Al beni içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını
sıkmam! Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok ,yok ben seni içeri alamam
demiş.Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş.İşim gücüm var, git
başımdan. Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine
gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al
beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü ben
ancak sıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendirirm. Birlikte yemek
yeriz, bak hem de sen de yalnızsın´ yanlızlığını paylaşırım, demiş.

BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ!

Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş.Pek bir sinirlenmiş: Ben
yalnızlığımdan memnunum,demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını
istemiş.Düpedüz kovmuş. Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla
çıkınca,başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş.Adam,
önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: Hay benim akılsız
başım; demiş.Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan
bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim
ki?Şimdi böyle kös kös oturacağıma , keyifli vakit geçirirdik birlikte.
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendikendini
rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa
yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca
bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş,
başka kırlangıçlar gelmiş. Ama......Onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna
kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna.
Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören
olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.
Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:

"KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR...."

HAYATTA
BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE
DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER!HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR, SADECE

BİR KEZ KARŞINIZAÇIKAR;DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER!VE
ASLA GERİ DÖNMEZLER!

Dikkatli olun....Farkında olun.....
Ve bir düşünün bakalım;
Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?

BİTMİŞ AŞKLAR EMANETÇİSİ...

Haziran 20, 2010 0
BİTMİŞ AŞKLAR EMANETÇİSİ...
Bir zamanlar Aral Gölü dünyanın en büyük dördüncü gölüymüş. Bu gölün kenarında bir liman kenti varmış. Munyak… Şimdi Munyak’ta gökyüzünü toz ve tuz kaplamış durumda. Ve bebekler orada çok yaşamıyor. Çünkü bir zamanlar su olan yerlerde şimdi çürümüş gemiler ve iskeleler var. Çünkü su artık çok içeride. Çünkü Aral Gölü’nü besleyen iki nehrin yollarını pamuk tarlalarını kapladığı için pamuk da yok… Aral Gölü haritada artık neredeyse birbirinden komak üzere olan iki küçük su lekesi…’
Üzüntüyle ekrana bakmıştık… Ahmet anlatıp duruyordu. ‘Kuzeyde buzların erimesine ve sera etkisine neden olan tozların yüzde onu Aral’ın kurumuş tabanından çıkıyor…Artık kurtarma çalışmaları…’
Ahmet konuşurken sana bakmıştım. İkimiz Aral Gölü’ne benzemeye başlamıştık…
Sen ısrarla yollarımızı başka yönlere çevirmeye çalışıyordun. Israrla kurutuyordun beslediğimiz iç denizi… Bu güne geleceğimiz belliydi. ‘Kendi hayatlarımız’ derken ‘biz’ olmaya hevessiz gönlün kuruttu işte sonunda ‘biz’i…
Evet, gidiyorum şimdi. Arkamda bir toz bulutu bırakarak. Sen belki çok sonra fark edeceksin çürüttüğün gemileri, ıssız bıraktığın iskeleleri…
Ama bu senin kararındı…
Dost olmak yok bende. ‘İstediğin zaman ara beni, başın sıkıştığında ben buradayım’ filan gibi sakın kurma bu cümleleri…


Sana güzel bir yaz günü gelmiştim.

Karlı bir sabahta gidiyorum.

Beş mevsim yaşamışız beraber.

Beş mevsim bir ‘iç denizi’ kurutmaya yetti.

İşte böyle sevgili…

Biz artık seninle haritada iki küçük su lekesi,

Hiçbir nehir kavuşturamaz bizi..


İclal AYDIN

06 Haziran 2010

GÜLÜŞLERİNLE ALKIŞLA BENİ…

Haziran 06, 2010 0
GÜLÜŞLERİNLE ALKIŞLA BENİ…

Satırlarından geldim birkaç saat önce... Uzun zamandır okumadığım ve özlediğim satırlarından.Sessizliğin fazlasıyla konuşkandı. Beni bir zamanlar anladığına inandığım satırlarından geldim, yürekli sevginden...Okudum seni, hasretle ve sevgiyle..Ama ben senin, artık hiç yazışmayacağımızı bilen satırlarından geldim. Düşlerin nerede sevgili, düşlerini göremediğim satırlarından geldim. Korkuların ne zaman bitecek sevgili..? Düşlerin ne zaman gün ışığına çıkacak..? Ve sen nereye yerleştirdin sana verdiğim güzel sevgimi..? Ört üstünü ne olur, üşümesin ve gösterme kimseye. Özenip, beğenip almaya kalkmasın. Bari sevgim sende kalsın. Çünkü ben senin, artık beni istemeyen satırlarından geldim. Beni aramayan, merak etmeyen ve özlemeyen satırlarından. Gülüşlerim sende kaldı demiştim, doğruymuş. Seni okurken birden gülmeye başladım. Tekrardan yanıma almak istedim, size ihtiyacım var dedim, gelmediler. Ve ben senin, gülüşlerimi alıkoyan satırlarından geldim. Görüyorsun işte, sadece ben sevmemişim seni. Bana ait her bir güzellik seni seçti, senin yanında kaldı.Bana sadece ben kaldım gibi. Artık biliyorum, belki de seni kimsenin çözmesini ve tanımasını istemedin diye, o kapalı kutu gibi kapattığın yüreğini kimse anlamasın diye bıraktın beni. Sen aşk adamısın, sen her mevsim aşık olmalısın, bu yüzden, daha fazla yakınlaşmak adına korktun. Birine tekrardan yakın olmaktan..Bu yüzden bana bir ayrılık hediye ettin, beni bana bıraktın, sen sana kaldın. Ben senin, sana kalan satırlarından geldim sevgili. Sadece sana ait olan satırlarından...

Biliyor musun, hiçbir zaman çözmeye çalışmamıştım seni. Konuşmalarının arasına sıkıştırdığın cümleleri aldım sadece senden. Her görüşmemizde "benden yana hiçbir zaman kuşkun ve korkun olmasın" diye başlayan cümlelerini aldım. Korkuyorum derdim ama sen sürekli sana inanmamı ve güvenmemi isterdin ve biz oturup saatlerce konuşurduk özlemlerimiz üzerine. Oturup saatlerce konuşur ve gülerdik. Gülerken yüreğim kayardı sana doğru ama sende beni yalnız bırakmaz, bana yüreğini açar, bu küçük sevgi oyunlarına benimle beraber katılırdın. Ve bu sevda sözlerin beni öyle çok etkilerdi ki, her telefonu kapatışımızda sana doyamadan sesinden uzaklaşırdım. Sen görmezdin, ben yanardım. Sen görmezdin, ben hep yanardım. Her konuşmamızın bitişinde, ben yüzünü çizmeye çalışır, kilometreler ötesine taşırdım. Belki de sen başından beri biliyordun sevgili, kısa bir zaman sonra çekip gideceğini. Benden sana inanmamı istiyordun ama biliyordun. Herkes biliyordu..arkadaşlar, dostlar, hayallerim, umutlarım..Bir ben bilmiyordum. Dile kolaydı, insanlara kolaydı, sana kolaydı, bir bana kolay değildi sevgili. Ben senin, bütün bunları bilen ama unutan satırlarından geldim. Beni her gün biraz daha geleceğimize hazırlayan ama o gelecekten sinsice uzaklaşan satırlarından. Böylesi bir bitiş yakışmamıştı bize, sana..İşte bu yüzden ben senin, bu bitişe yakışmayan veda satırlarından geldim sevgili.

Artık o kadar çok yoksun ki, ben de ne kadar varolduğunu karıştırıyorum bazen. Yokluğun varlığını geçti. Benim varlığım ise tarihi eskimiş mektuplarda kaldı nedense. Basit birer mektup değildi onlar. Sakın öyle düşünme. Senin gördüklerinden de fazla, benim gördüğüm; heyecanlar, kalp atışları, kavuşmaların şehveti, birikmiş hasretler ve aşk vardı tabi ki..Bu yüzdendir ki asla yırtıp atmaya kıyamadım, seni içimden çıkarmaya kıyamadığım gibi. Ben senin, beni içinden çıkarmaya kıydığın satırlarından geldim...

Yalancı bir bahardayız. Bense bu yalancı baharda, yalancı gülüşler dağıtıyorum etrafa ve gariptir hiç umut kalmadığı halde gelme ihtimalini hesaplıyorum, kağıt kaleme gerek duymadan. Gözlerimi kapatınca kurduğum hayaller rotasını şaşırdı zaten sevgili. Olur olmadık zamanlarda, olur olmadık bir şekilde karşıma çıkıp, geldim diyebilme ihtimalini düşünüyorum. Sakın ha, bu, okullardaki havuz problemlerine benzemez. Ben senin, bir nehir gibi bana akabilme olasılığına düştüm. Bir aşkın bitişi, bir nehrin kuruyuşuna benzermiş. Ben senin, o nehri kuruttuğun satırlarından geldim sevgili...

Aklıma düşüyor deli dolu, sevgi dolu mesajlaşmalarımız. "Tatlısın yine yüreği aşk kokan ama aşktan korkan kadınım"..demiştin..O kadın şu an nerede bilmiyorum ama artık aşktan daha fazla korkuyor. İnancını ve güvenini yitirdi, bana her zaman güven diyen bir adamın, uzayın boşluğunda kaybolan sesinde. Oysa ki sürekli, benim çekip gitmemden korkardın, "içimdesin, kimse alamaz sen gitmedikçe" dediğinde bile biliyordun aslında hiçbir yere gitmeyeceğimi. Gitmedim...gitmeyecektim..gitmeyi hiç düşünmedim..peki bana gitme diyen adam nerede..? hani kimse alamazdı beni senden ben gitmedikçe..? Tüm sorular, tüm mesajlar ve tüm resimler bir film karesinden çıkmışçasına donuk ve anlamsız..Film bitti ve dağıldı oyuncular.Yönetmen karlı bir iş yapmanın sevincinde, seyirciler finalin hüznünde, baş roldeki sen ünlü bir oyuncusun artık...Ve ben senin dillendirdiğin bütün replikleri unutan satırlarından geldim sevgili..söylediğin bütün replikleri unutan satırlarından...

Gözlerinden biraz hüzün içmeme izin verir misin...? Bitmiş olsa bile aşkın, geceleri maskesini çıkartıp da yatan bir ben kalsam da yalnızlığımda, bana biraz umut ve anlayış verir misin..? Kendim için bir şey istiyorsam namerdim ama içimdeki çocukluğu güldürmek için bana rengarenk balonlar alır mısın..? Ağladığım ve korkularımı yenemediğim zamanlar oluyor bazen. Sesimi uzaklardan da olsa duyup gelerek, bana biraz sabır ve gülüş verir misin sevgili..? Ben senin, bu sorulara cevap vermeyen satırlarından geldim. İçindeki beni bir kurşun hızı kadar çabuk unutan satırlarından. Her konuşmamızın arasına karışarak, bana hep "girit rüzgarım" dediğin satırlarının içinden geldim. Girit rüzgarını sevildiğim zamanlarda bırakarak..

Alkol kokularının arasında sıkışıyor yalnızlığım. Seninle beraber gezdiğimiz sahil kasabalarını, deniz kenarlarını, köy sokaklarını özlüyorum. Dinlediğimiz ve söylediğimiz şarkılarda bıraktığımız içten sarılmalarımızı. Seni özlüyorum..Kendime daha fazla ne kadar yalan söyleyebilirim bilmiyorum ama o zamanlardaki seni çok özlüyorum. Yalanlarla aram çok iyi şu sıralar. "Sus artık" diye başlayan mesajlar gönderirken, ayağımı yerden kaldırıyor, parmaklarımı üst üste getiriyorum. Sana söylediğim yalanlara da alıştım, kendimi kandırmayı bile seviyorum. Ben senin, benim bu yalanlarıma inanmayan satırlarından geldim sevgili. Bu yalanlarıma hiç inanmayan satırlarından..

Hayatın acılarıyla ve sorunlarıyla uğraşıyorum her gün. Ve her sabah, bugünü de atlatabilecek miyim düşüncesiyle geçiyor vapur saatleri. Yorulduğumu ve bittiğimi hissettiğim, tökezleyip tam yere düşeceğimi fark ettiğim anlarda, gözlerimi kapatıp, beni bir yabancı gibi ortada bırakışını aklıma getiriyor, yüreğimdeki sahipsiz sevginden, inanamayacağın bir şekilde güç alıyorum. Yine de, benden ayrı olsan da, hala yaşadığını ve uzaklarda da olsa, bir yerlerde nefes aldığını bilmek; küçük şeylerden mutlu olan Polyanna misali ısıtıyor içimi. Yokluğunda varlığın gibi sevgili. Hiç fark yok. Ve ben yokluğunu da varlığını sevdiğim gibi seviyorum. Çünkü ben sevgime kırgınlığımı bulaştırmadım sevgili, söylemedim ona beni ne kadar üzdüğünü. Bu yüzden, cinsiyeti ve şehri belli olmayan bir sevgi taşıyorum içimde. Ve ben senin, artık bu sevgide bir sorumluluğun olmayan satırlarından geldim sevgili.

Yalnız olduğumu düşünme sakın...Hiç olmadığım kadar kalabalığım belki..Beni gerçekten sevildiğime inandıran hayat ve şiir dostlarım, daha gidecek çok yolum, söylenmiş ve söylenmeyi bekleyen şarkılarım, hınzırca gülümseyen yavrukurt sessizliğim, henüz içinde dans edemesem de deli yağmurlarım, nasıl çoğaldığını hiçbir zaman anlayamadığım sabrım ve gücüm ve ne istediğini bilen düşlerim var..Verdiğin sözleri tutamadığın için üzülme sakın, hayat herkesi farklı şekilde büyütüyor ve ben hayatın bir şiir olmadığını biliyorum sevgili, mutluluğun sallandığımız bir salıncak olmadığını bildiğim kadar...Bu yüzden benim sevdam da bir şiir değildi. Ve ben senin, bu sevdanın bir şiir olduğunu düşünen satırlarından geldim sevgili, sevdayı bir şiir gibi yaşayan satırlarından..

Artık gidiyorum desem de, nereye gidebileceğimi ben de bilmiyorum ya da bildiklerimi senden gizlemeyi tercih ediyorum. Senden uzaklaştıkça sana daha da yakın olduğumu hissetmem, gidebilecek hiçbir şehir ve yön bırakmıyor bana. Bir uçağın sesini duyuyorum, çok yakınlarımdan geçiyor. Üç dört saat sonra, senin yaşadığın şehrin içinden de geçebilir belki. Sen de aynı sesi duyar mısın acaba..? Bir tek beni duymuyorsun, beni işitmiyorsun gibi. İşte bu yüzden, ben senin, artık beni duymayan satırlarından geldim sevgili. Beni artık hiç duymayan satırlarından..

Biliyor musun, ben sana kavuşmayı değil, sana kavuşmayı düşlemeyi sevdim..Bu yüzden de ben senin bu düşleri kanattığın satırlarından geldim sevgili, bu düşleri delik deşik yaptığın satırlarından..

Gülüşlerinle alkışla beni, yeter..Çünkü seni sevdiğimi bilen ve bilecek olan satırlarından geldim..şimdi de seni, dahası bizi, o satırlarda bırakarak gidiyorum...

Ama sen ne olur, ne olur gülüşlerinle alkışla beni..seni yürekten sevmiş olduğumu bilen satırlarından geldim..!


''Mucizeler ancak onlara inanlarca yaşanır ve AŞK bir mucizedir''
( Buket Uzuner/ Balık İzlerinin Sesi )

....

Haziran 06, 2010 0
....

ŞİMDİLİK....

Haziran 06, 2010 0
ŞİMDİLİK....
Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak
dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar.

Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların
söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir.
Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde
getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan
öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan,
bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem.

Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol tuopu alacağını söyledi.
Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum.
Çocuk cevap verdi: "Hayır efendim, annem şimdilik
topa ayıracak paramız olmadığını söyledi."

Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair
derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı 'şimdilik'
kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu.

Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu
uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım.
Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu.

Yavaşça yanına sokuldum.
Onu konuşturmak için babasından bahis açtım:
"Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?
Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?" diye sordum.
Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve:
"Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik
babamla oynayamayacağım!" dedi.

Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü.
Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz
koyu renk bir elbise vardı. "Heyy" diye seslendim.
"Neden bayramlık elbiselerini giydin?
Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun."
Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra
söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,
ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler
yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.

Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu:
"Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum.
Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim."


John GOLDEN