Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

12 Temmuz 2009

HASRET HER ZAMAN YÜREĞE DÜŞER

Temmuz 12, 2009 0
HASRET HER ZAMAN YÜREĞE DÜŞER


“İçimdeki her şeyi ortaya dökmeden dünyadan ayrılmam olanaksız. Tanrım, bana yalnızca katışıksız bir gün bahşet.”

Nerede okumuştum ve kim söylemişti acaba..kaç senedir defterimin arasında ve hala nasıl da doğruluk payını koruyor. Hem acı, hala katışıksız bir gün yaşadığıma inanmadığım için..hem de güzel, yaşayabileceğim ihtimali olduğu için..Ama sonra duruyorum:

“bekleme, doğru zaman gelmeyecektir” diyor Napolea Hill, “bulunduğun yerden başla ve senin emrinde olabilecek her türlü araçla çalış. Gideceğin yol üzerinde daha iyi aletler bulunacaktır..”

Bekleyecek miyim, beklemeyecek miyim..? Kafamı karıştırıyor bu sözler..Herkes kendi doğrularını yazmış..Sonra R.Williams düşüyor aklıma; “ geçmişi bir kitap gibi kullanın, eviniz gibi değil..” diyor. Ne güzel söylüyor aslında, anlayana tabiki..Geçmişi okuyarak geleceğime doğru yol alacağım..Bunu yapabilirim sanırım..Ah be kızım, yapıyorsun ya işte..geçmişi evin gibi kullandığın zamanlarda, o ev yanıp kül olmadı mı..?..Ondan sonrada bir daha hiç evin olmadı..

“ Karşılaştığım her hayal kırıklığının beni üzmesine izin verseydim, şu an yerimde sayıyor olurdum..”

Uff, hangi filmin içinden fırlamıştı bu alıntı belleğime, ismini çıkatamıyorum. Ama bir kadın bir erkeğe söylüyordu bunu, hatırlıyorum sahneyi. Bir tartışma vardı aralarında, kadın başı dik, gözleri keskin bir şekilde bu cevabı vermişti..İzlediğim yerde sarsılmıştım, sanki konuşan bendim..Bu lafı sahiplenip yıllar sonra kendi dudaklarımdan çıkardığımda belki de bu yüzden hiç şaşırmadım..

Peyki ya Mariel Strade ne olacak, “ patikanın sizi götürdüğü yere gitmeyin. Patika olmayan bir yerde yürüyün ve iz bırakın..” demiş...Kalacak mıyım, gidecek miyim, bekleyecek miyim, yüreğimi mi dinleyeceğim..? Elbette geçtiğim her yolda iz bırakıyorum ama ya hayat..?

“ Sen, ben ölüm dediğimde ne kadar ürküyorsan, ben de hayat dediğinde öylesine korkuyorum ondan.”

Mehmet Bayar’ın güzel bir sözü..Evet diye haykırıyorum içimden..ben de ölümden değil, hayattan korkuyorum..bıraktığım izlerin silinme ihtimalinden, hayal kırıklıklarımın beni üzme olasılığından, katışıksız bir gün yaşayamadan çekip gitme düşüncesinden..hayat daha korku dolu değil mi..?

-Efendim..? Ah tabiki, seni dinliyorum Funda, sadece düşünüyordum ama bak Adnan Satıcı bir şiirinde şöyle diyor;

“bir şair, tavşan dışında şeyler de çıkartır şapkasından../..ölü ya da diri
ayrılık bunlardan sadece biri..”

-..düşünsene sözün güzelliğini, biz de bu akşam bir sürü özlem çıkartıyoruz şapkamızdan. Belki ben henüz bir şair değilim ama bir şapkam var, hem de içi çok kalabalık bir şapkam..

-peyki ya şarkılar pelin..?..şarkılar da bir sürü özlemi getirip önümüze sunmuyor mu..?

...düşünüyorum..doğru söylüyor. “erkekler ağlamaz” diyor Nilüfer, ama ağlıyorlar.../ “ acılar paylaşılmıyor” diyor Düş Sokağı ama paylaşılıyor../ “Biliyorsun” diyor Sezen ama bilmiyorum..Hiçbir şey bilmiyorum..Şarkılar neden hep bizleri kandırıyordu..?

-Nereye gidiyorsun..?
-.........

Bütün müşteriler kalkmıştı, bar boşalmıştı birden, nereye gittiğimi bende bilmiyordum ama ayaklarım beni barın en güzel yerinde duran piyanoya doğru sürüklüyordu. Piyanonun kapağını açtım, biramı üstüne koydum ve “biliyorsun”u çalmaya başladım..Sezen’den “biliyorsun”u..Çorbada benim de tuzum olsun der gibi, yanaklarımdan süzülüyordu göz yaşlarım..Ah benim asil olan göz yaşlarım..!

Piyanoyu kapattım, biramdan bir yudum aldım ve masama döndüm..Belli ki Funda’nın göz yaşları da çorbada tuz olma olayına girmişti. Birden Platon geldi aklıma:

“gençliğinde müzik öğrenen, felsefeyi daha iyi anlar” demiş..

İzlediğimiz diziler hayatımıza da müdahele ediyor olmalı ki, “babaaa, büyüksün..” dedim içimden...Yani ilerde, yani gün geçtikçe felsefede daha iyi olacağım, öyle mi.?

-pardon canım, tabiki seni dinliyorum, ne diyordun..?..Hakan abi bir bira daha alabilir miyim..?

-..diyorum ki, biz böyleyiz, değişemeyiz Pelin..Sorgulamak gereksiz..biz susmayı beceremeyiz, sevdiğimiz insana kırılamayız bile, affetmek için hemen bir sebep buluruz..Şimdi sana bir telefon gelse, sana ihtiyacım var dese, onca kırgınlığına rağmen, ailene yalan söylemek pahasına, iş yerine yalan söylemek pahasına, atlayıp otobüse yanına gitmez misin..?..gidersin..ben de giderim..çünkü biz sevgiyi böyle yaşıyoruz..

Neden gerçekler bazen bir tokat gibi çarpar yüzümüze..? Kendimize ait gerçekleri kabul etmek../..anlamak neden zaman alıyor..? Oysa ki ne demiş Spinoz; “ anlamak, beğenmenin başlangıcıdır”..Kendimi yeni yeni mi beğenmeye başlıyorum acaba..? Giderek kafam karışmaya başladı..Karşımdaki insanı anlıyorum, yani beğeniyorum da, peyki ben anlaşılıyor muyum..?..Bu arada beğenilip beğenilmediğimi de öğreneceğim ya..Yoksa işimiz özlü sözlere mi kaldı..?..Yok artık..Ama Funda doğru söylüyor...değişemem..değişemeyiz..

Bir yandan Funda’nın söylediklerini düşünüyorum, bir yandan da konuşmanın konusundan olsa gerek, aklıma arkadaşım Kadir geliyor. Onunla yaptığımız böylesi bir sohbetin içinde, söyledikleri bir tokat gibi patlamıştı yüreğimde.

-Sen ayak tırnaklarından saç köklerine kadar duygusal bir insansın. Ama yapma, bir verene sen on verme..ne alıyorsan onu ver, fazlasını değil. Biz erkekler çok fazla alınca uzaklaşıyoruz, biraz fonda kal, sahnenin ortasında değil.

Belki de bir erkeğin bu şekilde konuşması şaşırtmıştı beni ama hemen cevapımı da vermiştim.

-Ben gökten yıldızları istemiyorum ki, beni hediyelere boğmasını da..sadece küçük bir haber, bir telefon bekliyorum. Sence bu çok şey mi Kadir? Ben çok şey mi istiyorum..?

-Hayır, hiç de çok değil. Sen aslında bir erkeğin beraber olmak isteyebileceği bir kadınsın. Ama bizler, bu kadar yürekten verenleri daha çok üzüyoruz galiba.

Üst üste gelen itiraflar, o gece konuşulan onca konu, şu an içnde bulunduğum girdap..Bir erkek bile kabul edebiliyor bunları ama neden olduğunu açıklayamıyor. Sadece, fazla verme, diyor..çok fazla özveride bulunma..Bir yandan Funda, değişemeyeceğimizi söylüyor, bir yandan da Kadir üzülmemek için değişmelisin, diyor..Kadınca duygular ve bir dostun açık sözlü konuşması. Herkesin doğruları ve gerçekleri çakışıyor. Peyki, olması gereken ne..? Üzerime uymayan, bedeni dar bir elbiseyi giyemem ki..Yani değişemem..Evet demek istediğim yerde hayır diyemem, konuşmak istiyorsam susamam, görmek istiyorsam kaçamam, sevgimi erteleyemem..Maalesef oyunu kuralına göre oynayamam. Dönüp dönüp Funda’nın sözlerine takılıyorum, “biz böyleyiz, değişemeyiz”..

- Ne düşünüyorsun..?
- Değişemeyeceğimizi
- Kendini zorlama..Bir gün elbet doğru mevsimde çiçek açacağız. Elbette herkes gülleri sevmiyor, papatyalarıda saven vardır.
-Yapraklarını kopardıkları halde mi..?
-Evet, kopardıkları halde papatyalarıda seven insanlar da vardır.
-Hayır yaaa!!!!

Bu bol ünlemli son cevap, ikimizinde aynı anda ağzından çıkıvermişti ve konuşmanın gidişhatından değil, radyoda birdenbire çalmaya başlayan şarkı yüzünden. Şarkılar bazen olmadık yerlerimizden vurur bizleri, damarımıza basar ya da alıp götürür hiç olmadık yerlere. Şarkılar, ahh şarkılar!..Kim söylemişti, şu dakika hatırlamıyorum; ah bu şarkıların gözü kör olsun..!

-Basalım mı..?
-Nereyi..?
-Bu şarkıları çalan radyoyu. Gidelim ve biz geldik diyelim
-Nasıl yani..?
-Nasıl yanisi var mı..?..Kimin hakkı var damarımıza basmaya..? Hem anılarımızın arasında bir de radyo basmak olsun..

Düşünmedik değil, ciddi ciddi düşündük. Hemde elimizde biralarla..Ama yapmadık..sadece sustuk..Uzun bir süre şarkılara sustuk..Bir ara elime telefonu alıp, aklıma bir bıçak gibi saplanan numaraları tuşladım.

“Aradığınız aşk’a şu an ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz”

Nefret ediyordum bu kadından..Nasıl oluyor da sürekli sevdiğim insanla benim arama girip, konuşup konuşamayacağıma karar veriyordu. Üstüne üstlük, lütfen sonra deneyin, diyor. Ona ne..?..Kim bu kadın..? Bu durum onu ne ilgilendiriyor..?..!!!

-Pelincim, artık kapatıyoruz.

-Tamam Hakan abi, sen hesabı getir. Bir de, biralarımız henüz bitmedi, şişeleri de alabilir miyiz..?

-Ne demek, tabiki...

Funda’yla beraber elimizde bira şişeleri sahile indik. Dibimizde deniz, karşımızda İzmir..Şarkılar söyledik, ağladık, konuştuk. İtiraf.com sitesinin sahibi yanımızda olsaydı, hangi birini not edeceğini şaşırırdı..Bir sürü itirafın ortasında yüreğimizle kaldık..

-Çok kızgınım ona Pelin.

-Şair Kahraman Tazeoğlu bir şiirinde şöyle demiş, “ ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden../..öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim..”..Gün gelecek, seni onca kıran insana ait bu kızgınlığınıda, sen kendine yakıştıramayacaksın belki..değmezmiş diyeceksin..

-Ne zaman diyeceğim bunu..?

-Belki çok uzun bir zaman sonra, belki de yarın..

Gecelerden bir geceydi..iki kadın yüreklerini döktü bütün çıplaklığıyla..İkisi de kasmadı kendini. Güçlü görünmekten sıkılmışlardı, yumruklarını sıkmaktan..Utanmadan, doya doya ağladılar ve konuştular..Dün akşam iki kadın, her şeye rağmen değişemeyeceklerine inandılar, İzmir körfezinden gökyüzüne sevdalarını uçurdular..Dün akşam iki kadın, ne olursa olsun, sevdaya kırılamadığını, kırılamayacağını itiraf etti. Dün akşam iki kadın, yüreklerini sessizce maviye bulayıp, gökyüzüne gönderdiler..

Acaba görmesi gerekenler, o yürekleri gökyüzünde gördü mü..?..İkisi de hala bilmiyor..



Pelin ONAY
yasamdesleri.com

İNSANLAR AYRINTILARINDA SAKLIDIR

Temmuz 12, 2009 0
İNSANLAR AYRINTILARINDA SAKLIDIR

Saçlarına bir yazı yazdım.
Altına çalan renklerinde kaybolduğum, hatta parmak uçlarımla gizli gizli okşadığım.
Sabahları ilk kalktığın vakit o dağınık hallerini gözümün önüne getirmeye çalıştığım saçlarına.
Gözlerine bir isim taktım.
Bazen bakmaktan korktuğum, çoğu zaman da içten içe ‘’bakma, bakma! Gene rezil duruma düşeceksin yoksa’’ diyerek kendime sitem etmeme rağmen gözlerimi alamadığım.
Bugüne kadar neler gördüklerini ve daha neler göreceklerini merak ettiğim gözlerine.
Ayna karşısında elbiselerini denediğini, fütursuzca ayaklarına çoraplarını geçirdiğini ve en güzel kokuları bileğine, boynuna sıktığını görebilir gibiyim.
İnsanlar ayrıntılarında saklıdır sevdiğim.

Bir tiyatro oyuncusu düşün şimdi zihninden.
Sahnede gerçek benliğinden ve bütün sorunlarından kopmuş bir şekilde sanatını icra ederken.
Ardından oyunun bittiğini ve oyuncunun bütün alkışları müthiş bir mütevazılık ile kabul edip de izleyenlerini selamladığı anı da kestirebiliyor musun?
O oyuncu perde kapandıktan sonra cebindeki son parasının telaşına hatta hüznüne ve istemeyerek de olsa gerçek benliğine geri döner ya, işte ben o oyuncunun kulisindeki her bir tarafı ampullerle çevrili olan ayna karşısındaki makyajını temizlerken hissettiklerine önem veririm.
Biraz önce çılgın âşık Romeo olan o adam makyajını temizledikten sonra memleketinin sanata olan kayıtsızlığından ötürü gene çulsuz bir insan haline dönüşse de tiyatroya olan tutkusundan ve ona karşı duyduğu o yoğun sevgisinden ötürü beş parasız yaşamaya bile razı olur ya işte ben de seni böyle bir tutkuyla seviyorum.
Ama dikkat et sana ‘’sevgilim’’ değil, sadece ‘’sevdiğim’’ diyebiliyorum.
Ve biliyorum bir gün senin de tiyatron bitince, rollerini başka yapmacık insanlara devredince ve o vazgeçemediğin kalabalıktan kopunca bana varacaksın.

Açtım ellerimi gene dua ettim bu gece, kelimelerin arasına da seni ve adını sıkıştırdım, tanrım diye başladım, sen diye bitirdim. Bir gün benim ol diye.
Bütün bunlar belki de birçok aşığın sevdiklerine söylemek istedikleri şeylerdir ama ben kendimi biliyorum bütün bu yazdıklarım sana hiçbir zaman bahsetmeyeceğim şeyler üzerine.

Her şey sensin!

05 Temmuz 2009

SEN...

Temmuz 05, 2009 0
SEN...
Gözlerimi kapatıyorum SEN...
Gözlerimi açıyorum SEN...
Günün yirmi dört saati...
Aklımda SEN..


Mehpare ÖĞÜT

SANA DAİR…

Temmuz 05, 2009 0
SANA DAİR…


Sana ne kadar çok şey var söylemek istediğim, yüreğimde biriktirdiğim…
Özlemlerim var şöyle başımı omzuna dayayıp anlatmak istediğim..
Seni düşlerimde gördüğümü de bilmiyorsun zaten..
Habersizsin sana karşı hislerimden,
Gönlümde filizlenmeye başlayan sevgiden de,
Ve ben her günü sensiz bir gün ilan ederek yaşıyorum sessizce…

Oysa mutluluk yolunda birlikte yürümek tek isteğim.
Seninle el ele kol kola gidebilmek dünyanın en ücra köşelerine.
Sabahları birlikte uyanıp günaydın diyebilmek birbirimize.
Günü birlikte geçirebilmek evimizde…

Bazen karışsa da göz yaşlarımız,
Acılarla daha bir büyümek ama birlikte.
Ekmeği çaya katıp yemek seninle.
Seninle bir ömür boyu yaşamak göğüs germek hayatın yüküne…

Şimdi sen ve ben aynı şehirde ayrı yerlerde uyanıyoruz sabahlara.
Görmüyorum seni ama biliyorum işte ordasın.
Elimi uzatsam geleceksin belki de ,
Ve kim bilir bir daha hiç ayrılmamak üzere…


MEHPARE ÖĞÜT
2009