21 Ocak 2009

BİR HAYALİN PEŞİNDEN...1.BÖLÜM

Image Hosted by ImageShack.us


Çıktığı merdiven basamaklarının her birinde nefes alıyor, aldıkça kalp atışlarının hızı artıyor, arttıkça heyecanlanıyordu. Aslında yorulan bacakları değil ruhuydu. Sanki kırk yıl birden yaşlanmışçasına yorgundu yüreği. Yıllardır görmüyordu. Şimdiye kadar nerde olduğunu bile bilmiyordu. Ta ki, en yakın arkadaşı söyleyene kadar. Ona kardeşinden bile yakın olan arkadaşı sayesinde onun izine ulaşmıştı ve işte yıllar sonra onu görecekti. Nasıldı acaba ? Hala eskisi gibimiydi. Yoksa kendisi gibi O’da yılların yorgunluğu ile mücadele etmekte miydi. Hiçbir şey bilmiyor ve hatta düşünmek bile istemiyordu. Tek isteği vardı o da, bir an önce onu görebilmek…

Son iki kat kalmıştı. Eskiden kalma yedi katlı binanın en üst katındaydı. Asansör vardı var olmasına ama, gözü hep korkmuştu binmekten. Ya asansörde kalırsam diye ve bu yüzden merdivenleri tercih ederdi hep. Neyse sonuncu kata gelmişti işte. Biraz sonra kapıyı çalacak ve karşısına geçip “Ben geldim” diyecekti. Diyebilecek miydi acaba ! Belki de onu gördüğüne sevinmeyecekti ve hatta niye geldin bile diyebilirdi. Olsun varsın, ne derse desin önemli olan tek gerçek vardı o da, yıllar sonra onu görecek olmasıydı. İçindeki heyecan gitgide artıyor, sanki kalbi dışarı fırlayacakmış gibi oluyordu.

İşte kapı tam karşısındaydı. O an kararsız bir şekilde zile doğru uzattı elini. Çalıp çalmama arasında gidip geliyordu. Geçmişe gidip geliyor, iç hesaplaşması yapıyor ama onu görme isteği ile bir türlü gerçekten ne istediğini bilmiyordu. En sonunda tüm cesaretini toplayarak zile bastı. O an düştü düşecek gibi sarsıldığını hissetti. Destek almak için sağ omzunu duvara yasladı. Açan yoktu kapıyı. Sonra tekrar bastı ve ardından bir kez daha. İçerden hiçbir ses gelmiyordu. Belki de dışarı bir iş için çıkmıştı ya da alışveriş yapmaya gitmişti. Hatta tatile bile gitmiş olabilirdi. Olabilirdi çünkü arkadaşı onu gördüm dediğinden bu yana nerdeyse dört gün geçmişti. Bu süre içerisinde de belki iş amaçlı belki de tatile gitmiş olabilirdi. Bütün ihtimaller bir yana bekleyecekti. Bunca yıldan sonra bulmuşken onu, bir kere olsun görmeden gitmek olmazdı. Çantasını altına alarak merdiven basamağına oturdu. “Ne kadar beklemem gerekiyorsa o kadar bekleyeceğim” diye yarı sesli, yarı sessiz mırıldandı içinden.
Merdivenin karşısındaki kırık camdan yüzüne doğru vuran akşam güneşi gözkapaklarını ağırlaştırmış, üzerine bir uyku hali çökmüştü. Ne kadar direndiyse de sonunda yenik düşmüştü. Saatler sonra gözlerini yavaş yavaş açtı, etrafına merak ve endişe dolu gözlerle baktı. Nerdeydi ? Burası onun evi değildi. Buraya nasıl gelmişti, hiçbir şey bilmiyor ve hatırlamıyordu.



Yazan : Mehpare ÖĞÜT
2008

Hiç yorum yok: