27 Ocak 2009

BİR HAYALİN PEŞİNDEN...7.BÖLÜM

Yeşim’in kafası karışmıştı ama aklına gelen her soruyu arkadaşına yöneltmekten de kendini alamıyordu. Sonuçta ikisi de ortak bir noktada buluştular.

Yeşim,
- Demek ki, senin bu mektubu bulmanı istedi. Ben böyle şeylere inanmam ama, bunlar bir tesadüf olamaz değil mi ! Bazen filmlerde filan olur da gerçek hayatta olacağına dair…

Fulya,
- Ben de inanmam böyle şeylere ama, birbirimizi bu kadar sevmenin sonucunda sanırım gittiği yerden bile beni gözlüyor. Aradan geçen onca yıla rağmen içimde hiçbir zaman ona karşı bir öfke duymadım. Ama hep merak ettim ve belki bir gün ondan bir haber alırım ümidiyle yaşadım. Gerçek aşk sanırım ikimiz arasında yaşanan şeyden başka bir şey olamaz

Bunları konuştukları sırada Yeşim arkadaşına dönerek,

- Peki ne zaman ölmüş olabilir. Bir dakika bir arkadaşı vardı onun Erhan isminde. Gazeteciydi. Çok sık görüşürlerdi. Hatta geçenlerde bizim oraya geldi bir işi varmış müdürle. Hemen onu arayalım. Onunla ilgili bir şeyler biliyor olabilir.

Fulya,
- O zaman hemen arayalım, bakalım bize söyleyeceği bir şeyler var mı ?

Yeşim önce müdür beyi arar ve onun telefonunu alır. Daha sonra da Erhan’ı ararlar. Durumu olduğu gibi anlatırlar. Erhan duydukları karşısında oldukça hüzünlenir, sesi titremeye başlar. Ağlamaklı bir sesle,

- Hasta olduğunu ilk söylediğinde beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Tek bir çıkış yolu vardı bu illetten kurtulmanın ki o da ameliyat olmaktı. Her ne kadar istemese de, Fulya için, sevdiği kadın için olması gerektiğini biliyordu. Her geçen gün aleyhine işliyordu ve sonunda ameliyat oldu. Doktorları başarılı bir operasyon geçirdiğini söylese de her şeyin patoloji sonucuna bağlı olduğunu , onu gördükten sonra asıl kararını vereceğini söyledi. Patoloji sonucunu aldığımız gün her ikimiz için de kötü ve hüzünlü bir gündü. Çünkü sonuç kötü çıkmıştı. Doktorları zamanla bu hastalığın vücudunun değişik yerlerinde hasar bırakacağından bahsetti ve kendini önceden hissettirmediği için geç kalındığını, bununda tedavisini imkansızlaştırdığını söyledi. O günden sonra kendini bıraktı, dünyayla olan ilişkisini tamamen kesti. Ne kadar yaşayacağı konusunda hiçbir şey konuşmak istemiyordu. Tek söylediği seni üzmek istemediği ve bu yüzden asla ve asla sana bir şey söylenmemesiydi. Son zamanlarda durumu iyice ağırlaşmıştı. Artık söyledikleri bile anlaşılmıyordu ve nitekim 14 Nisan 1996’de öldü. Ölmeden önce kendini zorlayarak söylediği şey ise sana bir mektup yazdığı oldu. Ancak ben mektubu bir türlü bulamamıştım. Demek ki, hala seni gözetliyordu gittiği yerden ve o mektubu okuman için sana nasıl oldu bilmiyorum ama gözüktü bir şekilde. Böyle şeylere pek inanmam aslında ama, bunun başka bir açıklamasını göremiyorum.


Fulya derin derin iç çekerek ağlıyor, ağlarken ağzından “neden ?, neden o” diye sorular çıkıyordu. Ama Tanrı’nın emrine karşı gelinmeyeceğini de biliyordu. O gitmişti çoktan, artık yoktu. Yıllardır kendisini terk ettiği inancıyla yaşamak mı daha iyiydi yoksa böyle bir acı gerçekle yüzleşmek mi bilemiyordu. En iyisi mi onu anılarda en güzel bir şekilde hatırlamaktı. Tıpkı yıllardır yaptığı gibi bir hayalin peşinden kalkıp öğrendiği gerçek sayesinde, yine en güzel hayal olarak hatırlamak en doğrusuydu. Öyle yapacaktı. Bütün soru işaretlerinin karşılığı böylelikle cevaplarını bulmuştu. Artık ağlasa da , söylense de yersizdi. Önemli olan onun gittiği yerde huzurlu olmasıydı. Ve onu hayatının her anında en güzel şekilde sevgi dolu bakan gözleriyle ve kocaman yüreğiyle hatırlamaktı.



…SON …

MEHPARE ÖĞÜT
@ 2008

1 yorum:

esintilerim dedi ki...

selam,hikayeni bir soluklta okudum,
yüreğine,duygularına sağlık arkadaşım :)

acı ama güzel bir hikayeydi :)