26 Ocak 2009

Arkadaşımla vedalaştım ve ona sana verilmek üzere bu mektubu teslim ettim. Sonuçta yaşamak kadar ölmek şansımda vardı. Ameliyathaneye giderken, seni bir kez daha görmek arzusu tüm benliğimi yakıyorken, bir daha görememe endişesi de içimi kemirip duruyordu. Ama şundan hep emin oldum. Seni büyük bir aşkla ölümüne sevdiğimden ve bu yeryüzünde senden başka kimseyi bir daha böylesine derinden sevemeyeceğimden.
Bu nedenle sana bu satırları yazdım ve umarım bana hiç ama hiç kızmazsın. Tek isteğim senin üzülmene engel olmaktı. Bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak eğer bir daha seninle yan yana, göz göze olamazsak bil ki, seni kalbimde götürüyorum ve gittiğim yerden her zaman seni koruyup kollayacağım. Şayet verilen ikinci bir şans olursa, bil ki işte o zaman seni hayatımın sonuna kadar yanımdan ayırmayacağım. Kendine iyi bak benim ıslak çimen gözlü sevgilim, kendine iyi bak. Seni seviyorum,

Yürekten sevgilerimle,
Hasan … ’


Mektubu bitirmişti ama, öğrendiği bu haber karşısında aklı karışmış, şaşkın ve üzgündü. Yıllarca onu, kendisini sevmediğini ve bu yüzden onu terk ettiği düşüncesiyle yaşamıştı. Oysa durum sandığının tam aksineydi. Böyle bir olayın onun başına gelebileceğini nerden bilebilirdi ki. Sürekli onu suçlayıp durmuştu. Niye ?, neden ? terk etti sorularını sormaktan asla vazgeçmemişti; ta ki bu zamane dek. Ve işte şimdi hayatın acımasız yüzünü ve kaderin ağlarını insanlar üzerine nasıl örebileceğini gördü. Beni seviyor, seviyormuş dedi içinden. Mektubu büyük bir titizlikle katladı, zarfın içine yerleştirdi ve göğsünün üzerine bastırarak gözlerini kapattı. Onu hayal etmeye çalıştı. İlk tanıştıkları anı, geçirdikleri günü ve onu son gördüğü anı. Sanki hiçbir şey yaşanmamışçasına Oturduğu yerden kalkarak odanın içindeki dolanmaya başladı. Ne kadar da çok kitap okumuştu. Tam karşısında gözüne çarpan kırmızı kaplı kitap ona yapancı değildi. Evet, bu kitap kendisinindi ve ona okuması için vermişti. Kitabın sayfaları arasında birkaç resim buldu. Gittikleri gölde ordan geçen bir çocuk çekmişti. O gün ne kadar da eğlenmişlerdi. Derin bir iç çekti. Odadan salona doğru çıktı. Şimdi ne yapmalıydı. Buradan nasıl çıkacaktı. Bir yolu olmalıydı ama ne. İşyerindekiler ve arkadaşları kim bilir nasıl da meraklanmışlardı. Bir kez daha kapıya doğru gitti. Kolu çevirdi ve açıldı.

-“Nasıl yani ?, Ama biraz önce o kadar uğraşmama rağmen açılmamıştı.”

Çıldırıyor muyum acaba diye düşünse de, bu sefer kapı gerçekten de açılmıştı. Bu olay karşısında ilginç demek sanırım yetersiz kalır. Salonda bıraktığı çantasını alarak koşar adımlarla evden çıktı ve bir taksiye atlayarak evine gitti. Saat zaten çok geç olduğundan işe gitmeyecekti. Yarına kadar makul bir bahane bulabilirim düşüncesiyle, kendini ilk iş olarak banyoya atmak oldu. Bu arada kafasından cevabını bekleyen yüzlerce soruyla boğuşuyordu. Telefonun sesiyle irkildi. Arayan kız arkadaşıydı.

- “Fulya, nerdesin sen ? sormadığım hastane, karakol kalmadı. Başına bir şey geldi sandım, nerdeydin söyler misin bana. İştekilerde merak etti ve hatta müdür bey bile. Seni o kadar çok merak etti ki, evine kadar şoförünü yollayıp kontrol bile ettirdi. Nerdeydin Fulya ? nerdeydin ? Söyle bana !

Fulya arkadaşının ardı arkası kesilmeyen sorularına bir karşılık vermeye çalışıyordu ama nafile. Sorularının sonunun geleceği yok gibiydi. Yorgun ve üzgün haliyle,

- Canım sonra görüşsek olur mu ? şu an kendimi iyi hissetmiyorum. Lütfen daha sonra ara olmaz mı ? O zaman sana her şeyi anlatırım, bütün merakını da gidermiş olurum.

Canciğer arkadaşı ile böyle konuşmak istemezdi ama o an ne konuşacak takati, ne de ruh hali buna müsait değildi. Yatağının içinde bir sağa, bir sola dönüyor, gözlerini kapatıp da uyumak bir türlü mümkün olmuyordu. Gözlerini her kapattığında onu görüyor, sanki yanındaymışçasına bir duygu tüm benliğini kaplıyordu…

Sabah, daha henüz yeni yeni ağarırken arka arkaya çalan kapı zilinden irkilerek kalktı yatağından. Sabahın köründe kimdi bu gelen. Bu saatte kimse gelmezdi. Kapının deliğinden baktığında önce kızıl bir saç ve sonra yeşil gözleri gördü. Ahh bu Yeşim’di. Kapıyı açtı hemen ve ;

- Allasen kuzum, sabah sabah rüyanda mı gördün beni, neden geldin ?
- İstemiyorsan gideyim Fulya, hem dün nerdeydin sen bana onun hesabını ver. Bu arada patrondan senin adına izin aldım. Bu kıyağımı da unutma.
- Patrondan izin mi aldın ! Off Allah’ım olamaz. Ne söyledin de aldın.
- Merak etme. Tamamen mantıklı bir bahane buldum o da hiç düşünmeden evet dedi ve hatta “sende izinlisin, git arkadaşına yardım et” demez mi, dünyalar benim oldu anlayacağın. Bu fırsat bir daha ele geçmez. O yüzden bak simit de aldım önce güzel bir kahvaltı yapıp ardından bana neler olduğunu anlatmaya ne dersin ??
- Sen delisin Yeşim, gerçekten delisin. Tamam, her şeyi anlatacağım sana.
- Söz mü !
- Söz, söz….


Fulya yaşadıklarının hepsini noktasından virgülüne kadar eksiksiz anlattı arkadaşına.


Yazan : Mehpare ÖĞÜT
2008
ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Follow Us

google-site-verification: google58d5a065b06d6d7a.html

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates