26 Mart 2009

ADIN KADAR UMUT / YÜREĞİN KADAR HAYAT


“ Senden başka hangi yürek Kadavra hükmündeki bedenimi tazelerdi ki…
Hangi göz,
Bir kez bile dokunmadığı kirpiklerim için
İsmail’in boğazına sürülen bıçağa canını sürerdi ki …
”Ey dilsizliğimin dile gelen sevda cümlesi…
Sonda söyleyeceklerimi en başta söylüyorum.
Bu satırları okurken ne olur ağlama birtanem.
Ağlama diyorum çünkü bu yazıları yazarken
kirpiklerim yağmurlara sırtını dayayıp yeterince kızardı.
Sende biliyorsun ki, sonsuzluğun arifesindeyim.
Her ne kadar içimde
umut ellerini Elif’e uzatıp dua’ ya saf tutmuş olsalar da korkuyorum..
Korkularımı en iyi anlarsın.
Ölmekten değil, seni bensiz bırakmaktandır korkularımın öznesi.
Sen ki bensiz yaşayamazsın..
Sen ki bensizliğin
içinde kanar, dilsizliğin içinde bana / karatoprağıma koşarsın.
Adım gibi eminim, şimdi bu satırları okurken kızacaksın bana.
Kızmakta haklısın da..
Ama ne olur beni de anla..Sonbahar
üşümelerini bilirsin sen.
Üşürüyorum be can, üşüyorum.
Dizlerimin feri, sözlerimin rengi yok adeta.
Ve yine adım gibi
eminim ki bu içimdeki ürpertileri kendine mal edeceksin.
Bu üşümelerin tek müsebbibi olarak kendini tarif edeceksin..
Oysa dilsizliğimin, yoksa renksizliğimin sebebini sen benden daha
iyi biliyorsun.
25 Aralık tarihli biletim var elimde.
Dönüşü var mı
bilmiyorum uzun bir yolculuk velhasıl..
Ellerinin içinde gezinen yüreğimin sana kavuşması var mıdır ki.
ana koşmak elimde rengarenk
balonlarla. Senin ellerinde ise mavi bilyeler.
Off..
ğırlığımca hüzün basıyor teraziler.
Onca derdin arasında bir de bu dönüşü bilinmeyen yolculuk..
Umutsuzluk mu içimdeki sayıklamalar..
Yoksa sonsuzluğa
yaklaşmanın ağır yükü müdür sırtımdaki cümleler ?
Bilemediklerimin
arasından ayıkladığım bildiklerim var; bende adın kadar umut,
yüreğin kadar hayat var..
Sonsuzluğumsun sen benim..
Ey cüzzamlı hayatımın en değerli hediyesi..
Durma ağla..
Ama ben kadar değil..
En çok benim gözlerime yakışır yağmur.
Şimdi ağlamayı bırak sarıl bana.
(D)üşüyorum.
Dağılıyorum tesbihin taneleri gibi.
Topla sende beni.
Bana vaat edilen bıçakları sustur yüreğinle.
Vazgeç “ varlığım yetmiyor İsmail “ cümlelerini.
Bir dilim nefesinden ver bana / yetinmesini bilirim.
Ve bu hayatta bulunduğum yeri biliyorum
Çünkü ben ki bu hayatta senin adın genişliğinde büyüyorum.
Vazgeç sorgulardan.
Kendinle savaşmayı bırak.
Faili meçhul cinayetleri üstlenmen yetmedi mi daha ?
Kaç canın var ki
kendine ölümlerden ölüm beğenmekle meşgulsün ?
Kaç düş``ün kaldı
daha kendi sapanınla vurmadığın ?
Kaç gülüşün kaldı kendi acınla öldürmeye kalkıştığın ?
Bana gözlerindeki huzur yeter sevgili.
Bırak dudaklarında ateş yarım kalsın.

Bana bir dirhem umut sun.
Senden gayrisi teferruat bana..
Şunu unutma ki sevgili; kendini öldürmekle itham ediyorum seni.
Her ne kadar gizlesen de kendini “ kendinle “ öldürmeye yelteniyorsun..
Devam et kendini hayattan soğutmaya.
Devam et kendini acımasızca vurmaya.
Bil ki; sen kendi mezarını kazıyorum bilirken ne yazık ki beni gömüyorsun
ellerinle..
Kendini öldürmüyorsun, beni tüketiyorsun.
Ne çabuk unuttun be can, benim senden ibaret olduğumu.
Madem ölmek istiyorsun, iki kişilik kaz mezarlarını.
Ya hiçliğe beni de kat ya da senle yaşamanın huzurunu kendine ispat et.
Çünkü başlangıcı hüzün olan yüreğimin sonu senin gibi yüreğe nasip olsun.
Hani “ hayırlı ölüm nasip et Allahım “ diye dua’lar edilir ya; beni duana
kat ya da kendinle beraber beni de öldür..
Sonum olsun ellerin…
Biz. İkimiz.
Senle biz.
Hayat denilen toprağın umuda bakan filiziyiz.
Bize / sevdamıza nice insan masal diyecek.
Kimisi de düşlere bizi çizecek.
Lakin anlattıkları hiçbir cümle bizden alıntı yapamayacak.
Çünkü hayatın hiçbir karesinde masaldan alıntı yapılamaz.
Hayat sadece yaşanır.
Yazılmaz…
Bilirim ki, bu sevda için kurban istenirse bıçak dayanacağı yeri bilir.
Bilirsin ki bıçak en çok İsmail’in boğazına yakışır.
Ölmekse bu uğurda bırak arkaya kalmayayım.
Ben ki bir “ gülü “ Elif tazeliğinde “umuda “ büyütmekle vazifeliyim.
Sonuna kadar savaşacağım.
Bana biçilmiş kefenleri harf harf yırtıp sevdana bağdaş kuracağım.
Sonra dua dua Elif diyarında “ Nun “ ‘a divan duracağım.
Susmayı değil, ben sende yaşamayı koşacağım..
Hadi sen şimdiden şehrinin
otogarında beni bekleyeceğin yeri belirle..
Bu gidişin dönüşü sanadır sevgili.
Ezberindeki tüm nakaratları doya doya dinleyeceğim senden.
Bilmediğim / gezmediğim Cenneti gözlerinde tahayyül ettir.
Çünkü sen benim üç kelime sığdırdığım mutluluğumsun…
Hadi durma.
Yüreğinin çekmecesinde saklı duran kelimelerini çıkar yerinden.
Düş dört yol ağzı cümlelere.
Adını devir cümlelerimin bir özne boşluğuna.
Yak tüm gemileri.
Tutuştur tüm hüzünleri.
Varsın yansın tüm replikler.
Hadi gamzelerinde biriktirdiğin sıcak gülüşlerini sun musalla soğuğu ellerime.
Avuç içlerime doldur saçlarının düşen yanlarını.
Sonbahar yanını bana bırakmayı unutma sakın.
Ya biz hayata “ ikimiz “ olarak geçmeliyiz ya da biz seninle
yan yana ölmeliyiz. Susacak mıyız yoksa yaşayacak mıyız bilmiyorum ama
gözlerindeki hayatı seviyorum ben.
Susarsak da dilimizdeki istiflediğimiz
tüm kelimeleri sonsuzluğa bırakır, ölümsüzlüğe koşarız.
“ Hangi cümleye sığdırayım yüreğinin inceliğini,
Hangi söze bulandırayım gözlerinin rengini..
Bırak sen bende kal..
Herkes masalına bir kahraman yapacak birini bulur..
Bırak sen benim gerçeğim olarak kal
Ya da istemiyorsan Kazdığın mezarları iki kişilik kaz.
Dudaklarımız kapanacaksa sonsuzluğa
Beraberce uzansın musalla taşına…”



İsmail SARIGENE
Hikayeler.net

Hiç yorum yok: