AĞLARA TAKILAN DUA........ - Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

28 Mart 2012

AĞLARA TAKILAN DUA........

- Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk başını çevirmeden;
- Ama rüzgârlı dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
Adam çocuğun yanına oturup:
- Eğer biraz genç olsaydım yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım
bile atamıyorum.
Küçük çocuk ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi
görebilmek için hemen yanındaki tümseğe çıktı.
Yaşlı adam sakin bir ses tonuyla:
- Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk büyük bir sevinçle:
- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
- Allah isterse eğer ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de
duaların sevabı sana yeter.
Küçük çocuk yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra her
okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha
sonra da topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü
azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış bayram parasını bile ona
katmıştı. Şimdi artık tek şansı bazen olduğu gibi rüzgârın âniden yön
değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü topu ise küçücük. Akşam üstü
hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü.
Çocuk eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte
oyalandı.
Yaşlı adam hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:
- Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi Eğer varsa birkaç kilo alabilirim.
Sandaldaki adam bir kova içindeki balıkları gösterip:
- Zaten ancak o kadarcık tutmuştum dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.
- Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.
Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama
şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun
yanaklarını okşarken:
- Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?
- Tutamasanız bile duaların sevabı size yeter dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.
Balıkçı böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
- Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.
Çocuk bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu.
Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken balıkçı tekrar sandala
yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada.
Henüz ıslak olduğundan ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı
onu çocuğa uzatıp:
- Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde
buldum!. Küçük çocuk rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin
yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti.
Balıkçı da sandal da ihtiyar da... Topu ise işte ellerindeydi. Ona
sıkıca sarılıp:
- Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne
olurdun o zaman?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz İçin Teşekkürler Ediyorum