"Söz düşünceyi fetheder, ama ona hükmeden yazıdır" Walter Benjamin

KİN VE NEFRET




Kin, kalbe yerleşen, öç almaya yönelik şiddetli düşmanlıktır… Arapçada hıkd, gıll ve bağdâ gibi kelimelerle karşılanır… Kin tutmak, kin beslemek, kin gütmek, kin bağlamak gibi deyimler, düşmanlık duygusunun kalpte yerleştiğini ve süreklilik gösterdiğini dile getirir...Kin, kötü ahlâka ait niteliklerdendir...Yürek yakıcıdır, inciticidir…Sevgiden uzaklaştırıcıdır…Kötü duygular beslememize neden olur, kin…Türkçe sözlük kini, öç almayı amaçlayan gizli düşmanlık, garaz olarak açıklar…

Nefret, insanda saldırganlık eğilimleriyle ortaya çıkan, kendini koruma içgüdüsüne bağlı ve sevginin karşıtı olan tutkudur…Kin de nefret de insan yüreğine yüktür…Taşıması oldukça zor olan bir yük…Yüreğimizde oluşan kin, büyüyerek nefrete dönüşür…Nefret ettiğimiz kişi adına her türlü kötülüğü yapabiliriz…Gözümüz görmez hiçbir şey…Onu yaralamak, üzmek, ağlatmak ve karşısına geçip o kötü halini izlemek isteriz…

Kuşkusuz o nefret duyduğumuz kişi bizi çok üzmüştür…Yaralamıştır…Üstelik bunu bilerek ve kasıtlı yapmıştır…Özür de dilememiştir…İşte bundan sonra başlayan ve kabaran kin, sizde nefrete dönüşür…Nefret de intikam duygularını doğurur…Küsmek en zararsız eylem biçimidir…Ancak, nefretle hareket edip intikam planları yapmak ve bunu uygulamak, sonunda size de zarar verir…

Şentepe’de öğretmenlik yaptığım yıllarda iki öğretmen arkadaşım, öğretmenler odasında kavga ettiler…Güç ayırdık ikisini birbirinden…Öğrencilere örnek olması gereken öğretmenlerin hem de öğrencilerin gözü önünde kavga etmesi, hepimizi çok üzmüştü…Aradan günler geçmesine rağmen onları bir türlü barıştıramadık…Kin ve nefret dolu yürekleri, gözlerine yansıyor…Birbirlerine kötü kötü bakıyorlardı…Bu öğretmen arkadaşlardan biri, diğerini başka arkadaşlarının da yardımıyla feci şekilde dövdü…Arkadaşımız haliyle şikayetçi oldu…Rapor aldı…Okula bakanlık müfettişleri geldi…Soruşturma devam ederken, şiddet uygulayan öğretmen arkadaşımız, bu sefer tabanca kurşunuyla raporlu olan arkadaşımızı öldürdü…Hepimiz şoke olduk…Bir kavganın daha sonra cinayete kadar gidebilmesi, hepimizi şaşırtmış ve üzmüştü…Nefretin nereye kadar uzanabileceğinin tipik bir örneğiydi bu olay…

Sevgili dostlar!..Ben nefret etmiyorum; ama kızdığım kişiyi sevgimden mahrum bırakıyorum…Ne nefret ediyorum ondan ne de seviyorum…Böylece, nötrlüyorum, yoldan geçen tanımadığım insanlar gibi görüyorum onu…Yüreğim yükten kurtuluyor, bu sayede…Sevgimi de boşuna harcamamış olmuyorum…Nefretle baş etmenin yolunu ben böyle buldum…

Nefretin aşka dönüşmesi ise daha da ilginçtir…Nasıl olur da nefret ettiğimiz bir kişiye aşık olabiliriz…Gerçekten şaşırtıcı bir sonuç…Ama, bu tür aşkların varlığını hepimiz biliriz…Öyle bir aşka dönüşür ki nefret, inanamazsınız, bu çelişkiye anlam veremezsiniz…

Mevlâna diyor ki:

Sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…

Sevgiyle kalın!..

Asım ERDOĞAN




Yorum Gönder