09 Aralık 2012




Bütün planlarımızı gelecek üzerine kuruyoruz…Ama hiçbirimiz ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz…Cahit Sıtkı’nın dediği gibi “Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında/ bir namazlık saltanatımız olacak o musalla taşında”… Gerçekten bilseydik ölüm yaşımızı, acaba neler hissederdik?.. Hiç düşündünüz mü bunu?..Varsayalım 72 yaşında öleceğiniz size bildirildi ve siz 30 yaşındasınız…Hesap ediyorsunuz…42 yıl daha var…Uzun gibi görülebilir size biçilen bu ömür; ama yine de huzursuz olur kalan yıllarınızı mutlu bir şekilde yaşayamazdınız…Ayrıca, bir trafik kazası da mı olmayacak, bir cinayete de mi kurban gitmeyeceksiniz, bir savaşta da mı şehit düşmeyeceksiniz, bütün bunlar, mümkün değil elbette!..Öyleyse ölüm yaşımızın bilinmemesi, çok daha iyi hepimiz için…Hiç olmazsa, gelecekle ilgili planlarımızı böyle bir baskı olmadan, rahatça yapabiliyoruz, bu sayede…

Dün, bugün, yarın gerçeğiyle karşı karşıyayız…Dünü, öyle ya da böyle yaşadık, hatalar yaptık, dersler çıkardık…Bugünü yaşıyoruz şimdi…İyisiyle, kötüsüyle…Dünün verdiği deneyimden de yararlanarak…Gelecekle ilgili de planlarımız var…Bunlar yakın, orta ve uzak gelecekle ilgili planlar…Bugün aklımızın, fikrimizin ne kadarını gelecek planları için kullanıyoruz?..Değerlendirmekte yarar var…Elbette kişilere göre büyük bir farklılık gösterir bu…Yarını için hiçbir plan yapmayan ve sadece bugününü düşünen insanlar da gördüm, tanıdım ben…Bugününü ihmal edip sadece gelecek için çırpınan, bugünkü birikimlerini gelecek kaygısıyla hiç harcamayan, sürekli artırarak yarınlara aktaran, bir anlamda bugününü zehir eden insanlar da gördüm, tanıdım ben…Her ikisi de yanlış bir tutum içinde olduğunun farkına vardığında ne yazık ki iş işten geçmiş oluyor…Dün, bugün ve yarını iyi tahlil edebilmek bu nedenle çok önemli…İşin püf noktası da burada gizli…

Yarın, bugünden kurulur…Dün bugünü oluşturur…Tüm planlar, bu üç dönemin önemine uygun tasarlanmalıdır…Ekonomik gücünüzün ölçüsünde, akıllıca planlar yapılabilir…Ben, yaşamım boyunca bu hassas dengeyi bozmamaya özen gösterdim…Dünkü kazançlarımın tümünü harcamadım…Tümünü de tasarrufa ayırmadım…%50 bugün için %50 yarın için formülünü uyguladım…Yaş ilerledikçe bu oran %60 % 40 ya da %70 %30 arasında gidip geldi… Böylece hem bugünümü huzurlu yaşadım hem de yarınımı garanti altına aldım…Benim dönemimde har vurup harman savuranlar şimdi üç kuruşa muhtaç ya da hep tasarrufa ayıranlar, anti-sosyal yaşantılarıyla eve mahkum; ama parası çok bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar…Her ikisi de yanlış tutum ve davranışlarının bugün cezasını çekiyorlar…Kimseye muhtaç olmadan, onuruyla yaşamak, insan olmanın temel niteliğidir bana göre…”Ayağını yorganına göre uzat!..” atasözünü bu nedenle çok severim…Yorgan ne kadarsa harcama da ona göre olmalı…Hayat felsefemiz bu ilke üzerine kurulmalı…Tasarrufta da harcamada da aşırıya kaçmamalı…Gerektiği kadar, her ikisi de kullanılmalı…

Hepimizin bilmediği gibi ben de ne zaman öleceğimi bilmiyorum…Merak da etmiyorum…Benim için önemli olan, nefes alıp verdiğim süre içersinde, yaşamın, doğanın ve tüm güzelliklerin farkına varabilmek, bütün bunlardan doyumsuzca haz alabilmek, ”Ağaçlar, ayakta ölür” düşüncesiyle dimdik ayakta durabilmek…Onurlu, güçlü, özüne ve sözüne güvenilir bir kişi olarak da bu hayata veda etmek…

Samuel Johnson: “Geleceği satın alabilecek tek şey, bugündür…” diyor…Bu söze katılmamak mümkün mü?..

O halde, bugünümüzü iyi değerlendirip, yarınımızı sağlam kuralım…

Unutmayalım her şey bizim elimizde…

Asım ERDOĞAN



ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates