"Söz düşünceyi fetheder, ama ona hükmeden yazıdır" Walter Benjamin

ŞİİR ÜZERİNE



Gençlik yıllarında şiir yazmayanımız yok denecek kadar azdır bilindiği gibi…Alırız kağıdı kalemi elimize, kafiyeli, genellikle aşk temalı şiirimizi oluştururuz büyük bir mutlulukla…Çoğunlukla taklit şiirlerdir bunlar…Edebi değeri yoktur…Biz edebi değerde olup olmadığına da aldırmayız zaten…O, bizim şiirimizdir ve duygularımızı yansıttığı için çok değerlidir; yürekten kopup gelmiştir çünkü….Öğretmenlik yıllarımda, öğrencilerim şiirlerini getirirlerdi bana…”Hocam nasıl olmuş?” diye…Şiirin yazılması ve öğrencinin bunu zevkle yapması bile yeterli bir özelliktir benim için…Onların heveslerinin kırılmaması çok önemlidir o dönemde…Bu yaşta yazılan şiirlerin, edebi değer taşıması da beklenemez zaten… St. john Perse:”Şiir, insanın görünmez yüzüdür…” diyor…Ne kadar doğru….Yazdığı şiirle, şair görünmeyen yüzünü açığa çıkarmaktadır aslında…

”Otuz Beş Yaş” şiirinin şairi, Cahit Sıtkı Tarancı, şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer verir, hep ölümün üstüne üstüne gider...Bunu neden yapar bilinmez… Yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olur... Ölüm temasını bu kadar çok işlemesi, Cahit Sıtkı’nın görünmeyen yüzünü yansıtır bize…

”Merdiven” şiirinin şairi Ahmet Haşim, şöyle açıklar şiir anlayışını: “Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir… Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için söz konusu olamaz… Düzyazı us ve mantık doğurur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır… Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür… Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir… Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir… Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir…” Evet! Burnundan nefret eder Ahmet Haşim, hiç beğenmez burnunu…Onun melankolik hali, şiirlerine de yansır…Haşim'in sosyal tarafı bulunmayan içe-kapanıklığı, çirkinlik ve yabancılık kompleksleriyle açıklanabilir…

“İstiklâl Marşı” şairimiz olarak bilinen Mehmet Akif Ersoy, aruzu kullanmadaki başarısıyla dikkat çeken şairlerimizdendir…”Çanakkale Şehitleri” şiirini, her okuyuşumuzda tüylerimiz diken diken olur, duygulanırız…Cehaletten, gafletten, yanlış tevekkül anlayışından, birliğimize-beraberliğimize sokulan fitne fesattan, kula kul olmaktan, ilimden irfandan uzak kalmaktan, hep yaka silkmiştir Mehmet Akif…

“Sessiz Gemi” şiirinin şairi, Yahya Kemal Beyatlı, İstanbul şairi olarak da anılır…Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştır, büyük şair…Aruzu mükemmel kullanır…Lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına neden olur…

Han-ı Yağma “ şiirinin şairi Tevfik Fikret’in dünya görüşü, çağının koşullarını aşar... Özgürlük ve eşitliğe inanır, o… Sınıfsal çıkarlara dayalı yönetim biçimini eleştirir, belli egemen sınıfların yönettiği devlete ve bu devletin koyduğu yasalara karşı çıkar. ..Zaman içinde küser ve Aşiyan’ına çekilir…”Sis” şiiri de unutulmazlar arasında yer alır…

“İstanbul’ u Dinliyorum” şiirinin şairi Orhan Veli Kanık, şiire getirdiği yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırganır, çok sert eleştiriler alır ve küçümsenir…Onun şiirlerinin şiir niteliği taşımadığı bile söylenir…Garip akımının Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte öncüsüdür o…Orhan Veli’nin şiirleri içinde “Anlatamıyorum” ayrı bir yer tutar…Bu şiir, tek sözcüklü bir dizeyle biter ve anlatamıyorum sözcüğü, aslında çok şey anlatır, okurlarına…

Nazım Hikmet, bir dönem adının anılmasının bile suç olduğu büyük bir şairdir…”Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum, hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler. ..Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin daha güzel günler için savaşından, hem bir tek insanın sevda kederlerinden söz eden şiirler yazmak istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan söz eden şiirler yazmak istiyorum, der Nazım Hikmet…Kendisine yapılan haksızlıklara rağmen, insanını seven ve bundan hiç vazgeçmeyen şairimizin şiirleri bugün de beğenilerek okunur…

Şiir dünyası bir deryadır…Bu deryadan bir damla sundum sizlere…Tadımlık…

Sevgiyle kalın! Asla şiirsiz kalmayın!


Asım ERDOĞAN





Yorum Gönder