Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

06 Eylül 2009

ŞAHRUS İLE SEYDUNA HİKAYESİ

Eylül 06, 2009 0
ŞAHRUS İLE SEYDUNA HİKAYESİ
Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan
İki ayrı yürekte durmadan kanayan
Seyduna’yla Şahrud
Yüreklerin akarken bıraktığı izi
Birbirlerinin gözlerinde aradılar.
Yoktu.
İki iklim farkıydılar
Ne zaman göz göze değseler
Yangın çıkmayacak denli uzaktılar.
Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
Üçüncü bir kente düşmüş suretleri

Şahrud gökyüzü geliniydi.
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.
Bir solukluk rüzgarda bile
Usul usul kanardı gelincik bedeni.

Seyduna yeryüzü cehennemi.
Ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı,
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.

İki iklim ayrıldılar.
“Ya Şahrud! ” dedi Seyduna
“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
Ardına bakma, gözyaşımla vurulursun.
Su gibi git.”

Şahrud’un yüzüne keder mayın gibi durdu.
Ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu.
Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak,
Yüzlerine oturdu.

Rivayet odur ki,
Şahrud vardığı denizlerde hala
Seyduna türküleriyle uyanmakta,
Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan
Masalla yaşlanmakta.

Alıntı…

UZUN YOL...

Eylül 06, 2009 0
UZUN YOL...

İncitmeyecek Kadar Uzak, Üşümeyecek Kadar Yakın Olmak.......

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler.

Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.

Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.

Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış.

Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.

Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.

İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.

Ama başka bir problem çıkmış ortaya.

Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.

Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş.

Ne var ki, her gece kâh uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.

KISACA ;

Bizim de uzun dikenlerimiz var.

Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.

Bazen faydalı, bazen de zararlı.

Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.

Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.

Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenenlerden olabilmek dileğiyle..

30 Ağustos 2009

....

Ağustos 30, 2009 0
....

HAYAT LİMANINDAN DEMİR ALDI ÖMÜR

Ağustos 30, 2009 1
HAYAT LİMANINDAN DEMİR ALDI ÖMÜR

Ne zaman adın düşse dilime, ayaklanır içimde mavi
Salarım yüreğimi başıboş zamanlara,


Yosun kokulu sahillere tutsak arzular,
Sürgündür hasret döktüğüm denizlere,
Ki, çaresizce sürüklenir, sularında sana yorgun bedenim,
Boğulurum, özlemlerin derinliğinde / hasret denizinde

Anılarımla yüzleştiririm / gecenin çığlığına sararken yalnızlığımı
Ki kışkırtır içimde özlemleri martı çığlıkları,
Yüreğimin kıyısına çarpan dalgalar / alır getirir bana kokunu
Fırtınalı denizlerde / varır umudu kumsala demirlerim

Dört mevsim nehirler geçiyor düşlerimin deltasından
Yüreğime vuruyor yüzümdeki yağmur bulutları,
Hesapsız sularda gezinir serseri ayaklarım,
Ki takılır avare martılara
Her gün, bir başka kıyıya atar beni, yoksulluğum


Ne zaman deniz düşse aklıma / sürükler beni duygular,
Derinlerimden esen rüzgârdan anlarım-
__ yunusların benim için ağladıklarını
Sonra vururum kendimi sokaklara,
Kül rengi akşamlar da çiseleyen yağmura inat
Aydınlanır ümitlerim, usumda boğulur iken aykırılık

Ey mavi deryasına sevdalandığım hayat,
kaç kaçamak öpüş düşledim sularında bir bilsen
Bütün sevgilerin harareti sensin / ellerinin sıcaklığı üşür yüreğimde
Gümüşe çalan kıyılarında / meneviş rengi duygular ıslanır gözlerimde_
Dilimde henüz kavuşulamamış bir özlem türküsüdür, şiir


Şimdi genzi yakan nem kokusunda,
Karnını yarıp yüreğini çekmek vardı
Bir kuşluk vakti ağlara…

Uçurumlarına ağıtlar yazdığım / denizler çarpıyor yüreğime,
Anılardan süzülüp gelen güvercin güzelliğinde,
Vurur göğsüme dalgalar da / dağılır içime sızın
Ardından ılık bir yel eser inceden,
Yosun kokar esinti martı kanadından süzülürken

Denizin kızıllığından bilirim iş dönüşü akşamları
Serin sularında maviye kulaç atmanın düşleri,
Nasılda sevdanın sancısına düşürür yüreğimi bir bilsen



Gayrı hayat limanından, demir aldı ömür / ki nereye varır bilinmez
Şimdi bir el sallamak kaldı bana / bizden uzaklaşan teknelere…

Abdullah ORAL

MURATHAN MUNGAN'IN KALEMİNDEN...

Ağustos 30, 2009 1
MURATHAN MUNGAN'IN KALEMİNDEN...

Fırsatları sayısız sanıp, hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız birisini, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?

Karşımıza erken çıkmış insanları yolun dışına sürerken; bir gün geri dönüp, onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?

Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz;

Ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir...




Murathan MUNGAN

BU DA GEÇER YA HUU

Ağustos 30, 2009 1
BU DA GEÇER YA HUU


Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye
ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak
verecek biri olup olmadığını sorar.

Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu
söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık
verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların
anlattıklarından, Şakir'in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu
anlar.

Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir.
Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir,
yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü
geniş insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür
ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise şöyle
cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin
kendisi değildir. Bu da geçer..."

Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun
düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir'i
hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet
ederken Şakir'den söz eder. "Haa o Şakir mi?" der köylüler, "O iyice
fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor." Derviş hemen Haddad'ın
çiftliğine gider, Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski
püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları
telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için
tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan
Haddad'ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad'ın
hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde
misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken
Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den
şu cevabı alır: "Üzülme... Unutma, bu da geçer..."

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.
Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi
olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu
Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır, kocaman
arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş
eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı
cevabı alır: "Bu da geçer..."

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler.
Tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer."
Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir'in
mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de
mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir'den geriye bir iz
dahi kalmamıştır...

O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını
ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu
olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini
hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz.
Sultanın adamları da bilge Derviş'i bulup yardım isterler. Derviş,
sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra
yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade
bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve
yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: "Bu da geçer" yazmaktadır.
Bu da geçer Ya Hû ...

27 Ağustos 2009

SESSİZ MEKTUPLAR -I-

Ağustos 27, 2009 1
SESSİZ MEKTUPLAR -I-
Sana söyleyemediğim, söylemekten korktuğum nice duygular hatırına susuyorum. Aslında korkum seni kaybetmek, senin gözlerinden mahrum kalmak adına; sensizliğe düşme korkusundan yana …

Sanıyor musun ki sensiz nefes alabilir ve hatta yaşayabilirim. Sen yoksan eğer, kalbim sıkışır, boynum bükülür ve gözlerimde her dem yaş ile birlikte dökülür tüm sözler yüreğimden …

Seni tanıdığım günden beri yüreğime ılık ılık bir şeyler indi adını koyamadığım…
Sen farklıydın herkesten; daha bir başka bakıyordu gözlerin ve daha bir sıcaktı yüreğin.
Adını her andığımda kalp atışlarım hızlanıyor, nefesim kilitleniyordu adeta. Neydi beni böyle yapan, tüm vücudumda ürpertiye sebep olan. Yoksa , yoksa aşk mıydı bu anlam veremediğim duygunun adı !!!

Her şeyin bir ilki vardı elbette. En nihayetinde iki iyi arkadaştık seninle. Aşk olur muydu aramızda. Neden olmasın diye bir cümle geçti o an beynimle yüreğim arasından.
Aşk’tı bu. Kime, ne zaman ve nasıl geleceği belli olmayan.. Ve şimdi anlıyorum ki sana dair hissettiklerim aşk’a dair dönüşmeye başlamış olan duygularımın parçalarıydı. Her şey sana bağlıydı, senin bir işaretinle o parçalar birleşecek ve kocaman bir sevgi selinin ortasında bulacaktım kendimi …

Her günüm seninle geçiyor ve ben kendimi seni düşünmekten alıkoyamıyorum. Şimdi ne yapıyor, kiminle konuşuyor, iyi midir yoksa o da beni düşünüyor mudur gibi sorularla meşgul beynimin her bir köşesi.

Şimdi desem ki uzak bir çöldeyiz seninle ya da hiç kimsenin bilmediği dünyanın ücra bir köşesinde. Ve seninle el ele, çarpan iki yürek eşliğinde atıyorsak tüm adımlarımızı, razıysak bilmediğimiz bir sonla noktalayacağımız bu hayatta birlikte yaşamaya / yaşlanmaya, var mısın benimle gelmeye !...

Sana söyleyemediğim tüm bu duygularımı ve daha nice gün ışığına çıkmamış tüm düşüncelerimle birlikte sesleniyorum sana bu satırlar üzerinden.
Belki sesimi duyar gelirsin diye, belki sen de beni seviyorsundur da söyleyemiyorsun diye, tüm cesaretimi toplayıp haykırıyorum sana, senin gözlerine hiç korkmadan bakarak, tüm vücudumda hissettiğim sevginin coşkusuyla söylüyorum işte sana ve diyorum ki “SEVİYORUM SENİ” hiçbir etki altında kalmadan, duygularımdan yanılmadan, sabretmeyi bilecek kadar ve senin de bir gün gelip cevap vereceğin o güne kadar bekleyeceğim suskun yüreğimle birlikte ….


Mehpare ÖĞÜT
2009

BELKİ BİR GÜN

Ağustos 27, 2009 0
BELKİ BİR GÜN


Belki bir gün geleceksin
Ve hatrına düştüğüm gecelerden birinde,
Dönmek isteyeceksin yana yakıla,
Ağlayacaksın yağmur misali gök delinircesine,
Söylediğim her şarkının eksik notası olarak kalacaksın yüreğimde…

Belki birgün sevdiğini söyleyeceksin
Vakit çoktan geçmiş olacak.
Yalvarmalar boşuna boşuna sızlanmalar,
Ellerin bomboş kalacak..

Ve sanki bir bahar sabahında
Terk edeceksin bu şehri ardına bakmadan.
Ve bilsen ki bir daha dönüşün olmayacak geçtiğin bu yollardan.
Kırılan bir kalbi onaramayacağını anlayacaksın,
Ama gücün yetmeyecek ve bir ömür boyu ağlayacaksın…


Mehpare ÖĞÜT
2009


....

Ağustos 27, 2009 0
....

YAŞAMAK HAYATI…

Ağustos 27, 2009 0
YAŞAMAK HAYATI…


Hayatı yaşamak doyasıya. Bir gün bu dünyayı terk edeceğimizi hiç unutmadan, kırmadan, gücenmeden, öfkelenmeden, kalbimizi daha fazla yormadan yaşamak keyifle…

Bazen odamın penceresinden dışarı bakarım, gözlerim bulutlara kayar. Orada olmak nasıl bir duygudur diye sorarım kendi kendime. Çocukça bir düş geçer aklımdan ve içimi gıdıklayan bir gülümseme yayılır yüzüme. Olmayacak şeyler vardır ya bazen, olmuş varsayarak dalarım hayallere. Bulutların üstüne oturarak gezmeye başlarım diyar diyar. Yüksekte olmak ayrı bir heyecan, ayrı bir duygu verir insana. Herkese yükseklerden bakmak, aslında ben dünyanın en güçlü, en zengin, en baba insanıyım diyenin bile, yukarılardan bakıldığında aslında ne kadar da küçük ve bir o kadarda zavallı olduğunu görmek. O nedenle insanoğlunun hayatı boyunca böbürlenmesi niye. Acizliğimizin ne kadar da büyük olduğunu görmek, aslında bir hayal kırıklığımıdır yoksa farkına varmanın hüznümüdür bilinmez ama, her şey yukarılardan göründüğü kadar küçük ve küçücüktür aslında…

Sonrasında yanımdan kanat çırparak geçen kuşlar beliriverir ansızın. Ne kadar özgür olduklarını düşünürüm. İstedikleri zaman istedikleri ülkelere uçarak gidebildiklerini. Bir kanat çırpıncaya kadardır her şey ya sonrası. Mutlu mudurlar acaba sürekli böyle uçmaktan derim ve ben de onlar gibi olsaydım, değişik yerler görmekten keyif alır mıydım diye kendime sorarım. Nereye kadar diye de bir soru gelir aklıma ve devam ederim gökyüzündeki yolculuğuma.

Ardından mavilikler karşılar beni. Eşsiz ve engin mavilikler. Ucu bucağı olmayan göz kamaştırıcı mavilikler. Güneşin ışığından sızan yansımalar ayrı bir ahenk katar mavilikler üzerinde. Bir yorgan misali üzerimizi kaplayan “mavi atlas iğne batmaz” tekerlemesi dökülürken dilimden, kendimi birden derinliklerde buluveririm. Neresidir burası diye sormaya fırsat bulamadan daha, bir başka alemde devam ederim düşsel yolculuğuma. Burası eşsiz bir dünya, eşsiz bir güzelliğe sahip olan belki de yeryüzünün altındaki cennettir diye düşünürüm. Bir tarafta adını bile bilmediğim değişik bitkiler, önümden sürüler halinde geçen tanımadığım balıklar. Ve sonrasında gördüğüm rüyadan uyanmak düşer bana.

Güzeldir yukarılardan seyretmek dünyayı ve neden normal hayatta farkında değilizdir ki bunca güzelliklerin. Neden yok etmek gereği duyarız ki. Neden ağaçları bir hiç uğruna kesip, sonra da yakarız ki. Neden, kendimizi nimetten sayıp da başkalarına tepeden bakarız ki. Bitip tükenmek bilmeyen nedenler sıralana dururken ardı ardına, hayatı doyasıya yaşamın tadına varalım bir kez daha. Bir kez daha nefes almanın….


Mehpare ÖĞÜT