Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

15 Temmuz 2010

ADAM VE ÇOCUK...

Temmuz 15, 2010 0
ADAM VE ÇOCUK...

Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

- Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.

Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan... sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
Çocuk:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- İyi ama demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini farkettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
- Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğündür.

ŞEMS-İ TEBRİZİ'DEN BİR ALINTI...

Temmuz 15, 2010 0
ŞEMS-İ TEBRİZİ'DEN BİR ALINTI...

Şems-i Tebrizi hazretleri, Sivas'ta ikindi namazını kılıp tam yola çıkacakken, caminin duvarının dibinde birinin yüksek sesle şöyle dua ettiğine şahit oldu.
''Allah'ım rahmet kapısını aç''
Şems-i Tebrizi hazretleri,'' Allah'ın rahmet kapısı kapalı mı açmasını istiyorsun?
Rahmet kapısı her zaman açık. Kapın açık mı sen ona bak!''
''Nasıl dua edeyim?''
Şems-i Tebrizi hazretleri,''Günahları terk etmekten daha güzel dua mı var? Sen dünyayı ahirete götüremeyeceğine göre, öyle yaşa ki,dünya seni ahirete götürsün..''

EDİTH PİAF & SOU LE CİEL DE PARİS

Temmuz 15, 2010 0
EDİTH PİAF & SOU LE CİEL DE PARİS

28 Haziran 2010

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI ...

Haziran 28, 2010 1
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI ...


BİZLERDEN BİRİ VE "HAYATA DAİR NE VARSA" BLOĞUNUN SAHİBİ,
SEVGİLİ VE ÇOK DEĞERLİ ARKADAŞIM BORA DURMUŞ,,,

26 HAZİRAN GÜNÜ SEVGİLİ ANNESİNİ KAYBETMİŞ OLUP,
27 HAZİRAN GÜNÜ DEFNEDİLMİŞTİR...

KENDİSİNE VE DEĞERLİ AİLESİNE BAŞSAĞLIĞI,
MERHUMEYEDE TANRI'DAN RAHMET DİLİYORUM...


MEKAN-I CENNET, RUHU ŞAD VE TOPRAĞI BOL OLSUN....

SAYGILARIMLA,,,,

MEHPARE ÖĞÜT

25 Haziran 2010

TOLSTOY VE GORKİ

Haziran 25, 2010 0
TOLSTOY VE GORKİ

Bir gün ; Tolstoy ile Maksim Gorki, Kırım’da gezinirlerken ; Tolstoy bir kuşun ötüşünü duyar.. Kuşu merak ettiğini hisseden Gorki, Tolstoy’a daha bu ne kuşudur dedirtmeden, ispinoz olduğunu söyler.. İspinozun hep aynı öttüğünü de sözüne ilave eder...

Sonra filozofiye dalıverirler..Tolstoy, bir husustaki görüşlerine... muhalif şeyler söyler..Oysa daha önce farklı düşünmüş, farklı söylemişti..Bu farklılığı gören Gorki hemen soruverir;

Üstad..! Önceleri böyle düşünmüyordun, farklı düşünüyordun..Oysa görüyorum ki şimdi yeni şeyler söylüyorsun..Kendinle çelişmiyor musun..?

Tolstoy şu cevabı verir : Gorki..! Ben ispinoz kuşu değilim ki, her zaman aynı türküyü söyleyeyim..İnsan kalbinin bin türlü nağmesi var..Bu gün de başka bir nağmemi terennüm ediyorum...

MEVLANA'DAN...

Haziran 25, 2010 0
MEVLANA'DAN...
Bir kimse, Hz Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’nin huzurunda geçim darlığından ve fakirlikten şikâyette bulundu. Bunun üzerine Hz Mevlânâ o kimseye: “Eğer sana, organlarından birini mesela gözünü alıp yerine bin altın verelim deseler, râzı olur musun?” diye sordu.
O da: “Hayır, râzı olmam,” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Mev...lânâ şöyle buyurdu: “Ey kardeşim..
Mâdem ki râzı olmazsın, niçin geçim sıkıntısından şikâyette bulunursun? Fakirim diyorsun? Bu kadar altından daha kıymetli organlara sahipken, vücudun sıhhatte ve âfiyette iken, tencerende çorban da kaynıyorken niçin bunları sana bağışlayan ALLAH’a şükretmiyorsun?
Düşünmez misin ki, nice zenginler vardır ki sende olan bu nimetlerden mahrumdurlar. Elde edebilmek için bütün servetlerini feda etmek isterler de yine de mümkün olmaz.

HUZUR

Haziran 25, 2010 1
HUZUR

Bir gün halkı tarafında sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini duyurdu.
Yarışmaya çok sayıda sanatçı katıldı. Sanatçılar günlerce çalıştılar, bir birinden güzel resim yaptılar. Sonunda da yapıtlarını saraya teslim ettiler.
Tablolara bakan kral yalnızca iki tablodan hoşlandı.
Resimlerde birincisinde bir göl vardı. Göl bir ayna gibi çevresinde yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktaydı. Üst taraf da pamuk beyazı bulutlar gök yüzünü süslüyordu. Resme kim baksa onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu.
Öteki resimlerde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar...
Üst taraf da gök yüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu.
Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardından kayalıklarda mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kurmuştu...
Ödülü kim kazandı dersiniz...
Tabi ki ikinci resim. Kral neden bu tabloyu seçtiğini şöyle açıkladı:
Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur zorluklara karşın yüreğinizin huzur bulabilmesidir.

Alıntıdır...

DOĞRU YOLU BULMAK...

Haziran 25, 2010 0
DOĞRU YOLU BULMAK...
Dünyadaki deneyden amaç, maddelerden tiksinmek ve olaylardan kaçarak, yalıtılmış hayata girmek değildir. Bunun aksine, maddeleri amaç olarak kabul edip onların geçici olaylarına tapmak da değildir. Hem birinci, hem de ikinci yollar aynı derecede sakattır. Bunlar, dünyaya gelmekteki amaçları incitir ve başarısızlık etkenlerini hazırlar. Dünyalardaki maddeler tekamülün araçlarıdır. Bu bakımdan, onlara bağlanmak ve onların doğurduğu olaylardan kendimizi uzaklaştırmamak zorundayız. Fakat maddeler tekamülün amacı değildir. Bu da onlara, ancak belirli amaçlar uğrunda ve o amaçların gerçekleşmesi için bağlanmamız gerektiğini gösterir. Bu amaçlar gerçekleşince, maddelere olan bağlılıklar hemen kendi kendine çözülür ve çözülmelidir. İşte bu gerçeği duyarak anlayabildiğimiz oranda, yükseldiğimizi idrak etmiş oluruz.


Doğru yolu bulmak, iyi insan olmak, tecrübelerimizi dünyada başarıyla bitirmek; özetle, tekamül etmek için hiçbir ahlak hocasına gerek yoktur.
Bir ruh hakkında hoşgörülebilir olan az çok kötü bir hareket, diğer bir ruh hakkında en ağır sorumlulukları düşündürebilir. Bunu da dışarıdan kimse belirleyemez. Herhangi bir ruhun ihtiyacı karşısında verilen öğütler, başka bir ruhun ihtiyaçlarına yeterli olmaz ve ona yarar sağlamaz. İnsanın ahlak hocası dışında değil, kendi içindedir.


Alıntıdır...

GERÇEK UYANIŞ...

Haziran 25, 2010 0
GERÇEK UYANIŞ...

Küçük bir taş atsan göle, nasıl yuvarlak, sessiz sakin, küçükten başlayarak büyüyen, büyürken de şekli ve sakinliği hiç bozulmayan dalgalar olur. İşte insanoğlunun uyanışı da böyle olur. Yeter ki o ilk taşı birisi doğru yere, doğru şekilde atsın. Birbirinize yardımınız ancak böyle olabilir. İlk taşı doğru yere doğru şe...kilde atabilmek…

Doğru yer insanoğlunun kalbidir. Doğru, sizdeki saf sevginin onda tecelli etmesidir. Eğer siz kalbinizdeki okyanusa ulaşabilmişseniz, o zaman saf sevginiz bir başkasında tecelli olur. Uyanışı insanoğlunun daha sonra kendi kendinedir.

Gerçek uyanmış insanın pek birşey yapmasına gerek yoktur. Karşısındakini ondan daha iyi tanır, bilir neyin onun kalbindeki gölde taş etkisi yapacağını, bilir başlangıcını, bilir sonunu da…

Yapması gereken ne ise onu yapar. Belki tek bir kelime, belki susmak sadece dinlemek.

Asla ne yaptığı ile ilgili konuşmaz, bilgi vermez. Sadece sessizce insanoğlunun kalbindeki göle attığı taşın nasıl düzgün dalgalar oluşturduğunu, o dalgaların da o küçük gölü nasıl engin bir okyanusa dönüştürdüğünü seyreder. Tıpkı kendi okyanusunu bulduğu gibi…

Aslında oluşan, bulunan hiçbir şey yok. Okyanus her insanoğlunun kalbinde, yaradılışından beri hep orada duruyor…


Alıntıdır...

20 Haziran 2010

PAULO COELHO'NUN SİMYACI ADLI KİTABINDAN

Haziran 20, 2010 0
PAULO COELHO'NUN SİMYACI ADLI KİTABINDAN

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı...
Bulduğu... hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş..
Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir yanıtı olmalı
diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş..
Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki ...

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona:
-Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git
belki o sana aradığın yanıtı verebilir, demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri
girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş ..

Bilge "sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor"
demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve
içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş.
Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel ... Yalnız dikkat et, kaşıktaki
zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş
"kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?"
Adam şaşkın...

Amademiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki ...
Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip
gel, demiş Bilge...Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü
güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü ... Geri
geldiğinde bilge.adama "bahçe nasıldı" diye sormuş ... Adam gördüğü
güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş "ama
kaşıkta hiç yağ kalmamış" demiş ve eklemiş:

- Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp
gider,
sen farkına varmazsın... Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam
ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır ...

HAYATIN
ANLAMI SENİN BAKIŞLARINDA GİZLİ
.