Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

08 Ağustos 2010

....

Ağustos 08, 2010 0
....


Yaşamda bugün bile birçok hazinenin kapısını açabilecek pek çok anahtar mevcut ancak ne yazık ki ne hazineler, ne de açılabilecek kilitler hakkında hiçbir ilgimiz yok. Ve ne hazine, ne de kilitler hakkında hiçbir şey bilmediğimiz zaman elimizde tuttuğumuz şeye anahtar bile denemez. Ancak bir kilidi açmaya yarayan şeye anahtar denir. Aynı anahtar geçmişte bir çok hazineyi açığa çıkarmış olabilir ama bugün hiçbir kilit açılamıyorsa o anahtar da bir yüke dönüşmüş demektir ama buna karşın hala onu fırlatıp atamıyoruz.

OSHO

....

Ağustos 08, 2010 0
....


İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek şey vardır. kendisi...

Başlamak için en uygun olan zamanı beklersen hiç başlayamayabilirsin. Şimdi başla, Şu an bulunduğun yerden başla, Elindekilerle başla.

YABANCISIN BANA

Ağustos 08, 2010 0
YABANCISIN BANA


Sustum , susmayı yeğledim tüm gece.
Oysa, elini uzatsaydın bana gecenin sessizliğinde,
Giderdim ardın sıra seninle..
Sessizlikte kaybolup, çoğalmak isterdim seninle.
Ne güzel olurdu, eğer ki sen konuşsaydın benimle,
Dökseydin içini, söyleseydin sevdiğini,
Ben de susmazdım böyle..
Böyle derinlere dalıp da,
Açılmazdım kendi yalnızlığımda uzaklara,
Seni de alırdım yanıma,
Birlikte çıkardık tüm yolculuklara.
Tüm sabahları birlikte ağırlayıp odamızda,
“Günaydın” derdik tüm güzelliklere…
Ama sen konuşmadın, her zaman ki gibi sessizdin,
Sessizliğinde boğuldun tüm gece, hiçbir şey söylemedin.
Hiçbir şey demeden çekip de gittin,
Bıraktın beni yarını olmayan bir akşamda.
Böyle olmamalıydı, zaman durmamalıydı.
Ama durdu ve her şey bitti işte.
Sen gittin ve ben alıştım nasıl olduysa sensizliğe.
Şimdi sıradan birisin, yoldan geçen herhangi biri gibi,
Yabancısın bana,
Hiç tanışmamış gibi,
Elsin bana…


Mehpare ÖĞÜT
2010

YALNIZLIK

Ağustos 08, 2010 0
YALNIZLIK



Yalnızlık nedir?” diye sordu çocuk
Gülümsedi kadın
“Memeden kestiğimde seni
İçimde doğan boşluk gibidir” dedi.



“Kokundan uzak kaldığım an gibi mi?” dedi çocuk
“Ses sağnağında yüreğine tek bir tınının değmemesi gibi,
Düşsüz uyku gibi,
Renksiz düş gibi,
Çocuksuz ana kucağı gibi” dedi kadın.



“Yalnızlık nedir?” diye yeniden sordu çocuk
“Aşksız bahar gibi,
Kokmayan çiçek gibi,
Arı konmayan renk gibi” dedi kadın.
Hüzünlendi çocuk,
Gamzelerine iki büyük çaresizlik doldurarak
“Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın.



“Ağlatacak kadar güçlü müdür?” dedi çocuk,
Sarıldı kadın çocuğa
“Sana akan bu sevdam kadar keskindir” dedi
“Gülümsemene büyüttüğüm umudum kadar güçlü..”



“Acıtır mı insanın canını?” dedi çocuk
“Seni kaybetmenin korkusu kadar acı,
Senin gözyaşlarının ateşinden daha yakıcı” dedi kadın.



“Hep yalnız mıydın?” dedi çocuk
Daldı anılara kadın,
Eski bir aşkın kalıntılarında dolaştı biraz,
Biraz eski mutluluklara dokundu.

Çekingen.. Biraz da özlemli
Bugündeki yalnızlığını yaratan büyük aşkını düşündü.



“Hiç bitmez mi yalnızlığın?” dedi çocuk
O’nun gibi bakmayan
O’nun gibi gülümsemeyenler geldi aklına.
O’nun sarmalarındaki sıcaklığı yaşatamayanları düşündü.
“Büyük aşklar büyük yalnızlıklar doğurur` dedi kadın
Sarıldı çocuğa kadın
Umuda sarılır gibi
Yalnızlığını yıllara gömer gibi
Sarıldı sevdasının en güzel meyvesine…



Gassan SATAR

04 Ağustos 2010

YALNIZLIĞI ANLAT BANA...

Ağustos 04, 2010 0
YALNIZLIĞI ANLAT BANA...


Yalnızlığı anlat bana !
Derin ve ipsiz kuyulara inmek gibi bir şey olduğundan bahset..
Duvarların üstüne üstüne geldiğinden, aynalara bakamaz olduğundan.
Bana sevgisizlikten ve en çok da aşksızlıktan bahset;
Geçemediğin köprülerden nasıl da korktuğundan…
Yalnızlığı bana sor sen, bir ben bilirim herkes den daha çok.
Ne yediğin bir lokma ekmeğin, ne de içtiğin bir bardak çayın eskisi gibi tat vermediğinden.
Ve yalnızlığın bir tek Allah’a mahsus olup bizler için olmadığını yinele yeniden.
Belki bir gün diyerek ümitle kapını çalacak ve seni alıp çıkaracak olan kişiyi beklediğinden.
Sen gel de bana sor yalnızlığı hiçbir yere gitmeden…


Mehpare ÖĞÜT
2010


03 Ağustos 2010

FAL

Ağustos 03, 2010 0
FAL

Hadi gel yıldızları sayalım seninle,
Papatyalardan fal tutalım kendimize.
En çok kimde çıkarsa “seni seviyorum” diye;
Bir buse konduralım habersizce…


Ya da istersen bir fincan kahve içelim
Hani kırk yıl hatırı vardır denilir ya hep,
Bizde de hatırı kalsın diye
Ardından fal bakalım birbirimize…


Belki de bir falcı görürüz yol üstünde
İnanmasak da bakla falına
Atar nasıl olsa iki üç kelime.
Yüreğimiz şenlenir hiç değilse…


Fallara kaldı diyorsan sonumuz
Ya talihine küseceksin ya da kapalı olan kısmetine.
Uğraştım da olmadı diyorsan o zaman arkadaş
Fala inanmasan bile kalmayacaksın falsız da.
Kim bilir beklide bir gün tutacaktır habersizce….



Mehpare ÖĞÜT
2010

02 Ağustos 2010

...

Ağustos 02, 2010 0
...

Pasif çatışmalarımız bazen pasif saldırganlığa dönüşebilir. Fiziksel ya da sözlü saldırganlıkta olduğu gibi, pasif saldırganlıkta da karşımızdakini susarak öfkelendirmeye çalışırız. Bu saldırganlık türünde “inat olsun diye bir şey yapmamak” söz konusudur. Örneğin bir erkek karısına başkalarının yanında “hanım sen sus” derse, kadın da bu söze alınıp bir ay ağzını hiç açmazsa bu davranışı pasif saldırganlık sayılabilir. Pasif saldırganlıkta, küsmeyi bir alışkanlık haline getirenlerin, susmayı bir silah olarak kullanmaları söz konusudur.



ÜSTÜN DÖKMEN

ÖZGÜRLÜK

Ağustos 02, 2010 0
ÖZGÜRLÜK

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider.

Krala şunu sorar

'Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?'

Kral

'Elbette' der,ve sorar:

'Kaç bacağın var senin?'

Adam soruya şaşırarak

'İki efendim' der.



Kral 'Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?'

'Elbette' diye cevap verir adam.



Kral 'O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver'.

Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir.

'Tamam' der kral 'Şimdi de öteki bacağını kaldır.'

Adam şaşırır

'Bu imkansız kralım' der.

'Gördün mü?' der kral

' Özgürlük budur.

Sadece ilk kararı almakta özgürsün.

Ondan sonrasında değil.'



Tiziano Terzani'nin "Atlıkarıncada Bir Tur Daha" adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan

özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı.



Hayat gerçekten böyleydi. ilk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu.



Hayat hata kabul etmiyordu.

ilk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldiysan, herşey zincirleme yanlış gidiyordu.



Mesela mesleğini seçerken...

Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun.



işinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun.

Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu.



Bazı insanlar vardı hayatta...

Onlar ise herşeyi ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurlardı.

Ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun.



Oysa göz ardı ettiğin birşey vardı.

Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.



Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu.

Yanlış bir karar aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi.



Aşk zorunluluğa dönüşebilir ve hayatını cehenneme çevirebilirdi. ilk kararı alıyordun, bu konuda özgürdün ama ,devamında senin kararına bağlı olmayan pek çok şey gerçekleşiyordu.



Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti.



Doğru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu,



Yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte senide yakıyordu.



Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi.



Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu.



Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu.



Çok daha önemli olan başka birşey vardı.



Kendini bilmek...



Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın.


Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun.


Ve kararlar birer kibritti...

Ya kendini yakıyordun ya da ısıtıyordun...

BİTEN BİR AŞK'TAN SONRA...

Ağustos 02, 2010 0
BİTEN BİR AŞK'TAN SONRA...

Hiçbir şey daha kötü olamaz

Kötü biten bir aşk sonrasından

Ahrazlaşırsın, gölgelenir nesneler

Her telaş ıssızlık taşır biraz

Kabahatli bir çocuk gibi çıkarsın

Sokağa, ki sokak puslu, alıngan

Kalbinden daha tenhadır dünya



Tenhadır sığındığın bütün kıyılar



Odan dağınıktır, tütün kokuyordur

Okusan da dilsizdir kitaplar

Bir fotoğraf düşer ansızın

Cam kesiği gülüşlerdir kanayan

Pencerende solgun bir ayışığı

Mahçup bir duruşla bakarsın

Susarsın. Sükût iyi gelir belki.



AHMET TELLİ

RESSAM

Ağustos 02, 2010 0
RESSAM


Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Geleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racigi ise artik eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru; “Sen artık ressam sayılırsın Racagi. Artık senin resmini halk değerlendirecek.” diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış.Racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Resmi alıp götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Racigi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Ranga Guru resmi tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış…Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyor. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru demiş ki;“Sevgili Racigi, sen ilk resminde insanlara firsat verildiginde ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı… Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma sevgili Racigi, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir. “

Alıntıdır..