Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

08 Eylül 2008

DÜNYACA ÜNLÜ EDEBİYATÇILARIMIZIN ÖLÜM HİKAYELERİ HEPSİ GERÇEK VE İLGİNÇ

Eylül 08, 2008 0
DÜNYACA ÜNLÜ EDEBİYATÇILARIMIZIN ÖLÜM HİKAYELERİ HEPSİ GERÇEK VE İLGİNÇ
Euripides ,Yunan Oyun Yazarı- Makedonya kralı Archelaus’un çılgın köpekler tarafından parçalandı.


Francis Villon, Fransız Şair - Bir papazı öldürdü ve serbest kaldıktan hemen sonra linç edildi.


Christopher Marlowe, İngiliz Oyun Yazarı – Gelen hesap üzerine çıkan bir bar kavgasında hançerlendi.


Richard Lovelace, İngiliz Şair - Shoe Lane’de Gunpowder Sokağı’nda “çok adi bir konut”ta bir yoğaltmaya maruz kaldı.


Thomas Chatterton, İngiliz Şair - 17 yaşındayken arsenik içti. Görünüşe bakılırsa fazla tanınmadığından dolayı ümitsizliğe kapılmıştı. Öldükten sonra popülaritesi arttı. (Chatterton’un babası oturdukları şehirde belirsiz bir yeteneği yüzünden oldukça iyi tanınıyordu – yumruğunu ağzına alabiliyordu.)


Lord Byron, İngiliz Şair - Sıtma ateşini düşürmeye çalışan doktorlar tarafından öldürüldü. Son sözleri: “Artık uyumalıyım.”


Percy Bysshe Shelley, İngiliz Şair - İtalya, Spezia’da deniz yolculuğu yaparken boğuldu, vücudu daha sonra sahilde yakıldı. (Shelley’nin kalbi yakılmadı ve karısı Mary Wollstonecraft Shelley’e verildi.)


Honore De Balzac, Fransız Yazar - Çok fazla kahveden boğuldu.


Edgar Allan Poe, Amerikalı Yazar - Beyninde yaşadığı akut tıkanıklık yüzünden öldü. Ölümünden birkaç gün sonra Baltimore sokağında bir başkasının ayakkabılarını giymiş bulundu.


Leo Tolstoy, Rus Yazar - Soğuk bir kış gecesinde bir tren istasyonunda donarak öldü.


Ambrose Bierce, Amerikalı Yazar - Pancho Villa’nın ayaklanmasını bildirirken Meksika’da gözden kayboldu. Eşkıyalar tarafından öldürülmüş olabileceği söylenir.


Arthur Rimbaud, Fransız Şair - Bir sifilis kurbanıydı. Sağ bacağı kesildi, felç geçirdi ve yavaş yavaş komaya girdi.


Lionel Johnson, Britanyalı Şair - İnanılana göre içtiği bir gece bar sandalyesinden düşerek öldü.


Sherwood Anderson, Amerikalı Yazar - Bir kokteyl partisinde bir kürdanı yuttuktan sonra karınzarı iltihabı geçirdi ve öldü.


Jack London, Amerikalı Yazar - Aşırı doz morfin alarak uremiden 40 yaşındayken öldü.


Vachel Lindsay, Amerikalı Şair - Dezenfektan içerek kendini öldürdü.


Virginia Woolf , Britanyalı Yazar & Eleştirmen - Ceplerini taşla doldurarak kendini Ouse ırmağına bıraktı.


Franz Kafka - Veremden öldü ve vücudu Prag-Straschintz’de yakıldı. İsteği; tüm çalışmalarının ölümünden sonra yok edilmesiydi.


Ezra Pound - İkinci Dünya Savaşında faşist propagandanın yayılımını sağladığı için, vatana ihanetten tutuklandı. Daha sonra zihinsel hasta olduğu bildirildi ve Washington’daki St. Elizabeth Hastanesine kaldırıldı. 1958 yılında tahliye edildi ve İtalya’da münzevi bir şekilde öldü.


Maxwell Bodenheim, Amerikalı Yazar - Manyak bir bulaşıkçı tarafından 22 kalibrelik bir silahla öldürüldü.


Sergei Yesenin, Rus Şair - Bileklerini kesti kendi kanıyla en son şiirini yazdı (“Hoşça kal arkadaşım”) ve Leningrad’da bir otel odasında kendini astı.


F. Scott Fitzgerald, Amerikalı Yazar - Haftalık birkaç dolar alarak sinema yazarı olarak çalıştığı Hollywood’da kalp krizi geçirerek öldü. John O’Hara’ya göre Fitz “kitap dükkanlarına farkında olmadan dadanan erken göçen küçük yaşlı adam”dı.


William Faulkner, Amerikalı Yazar - Attan düştükten sonra kalp krizi
geçirdi.

Hart Crane, Amerikalı Şair - S.S. Orizaba’da New York yolundayken Karayip Denizine atladı; varsayılana göre son olarak “Hoşça kalın hepiniz” dedi.


Ernest Hemingway, Amerikalı Yazar - Idaho, Ketchum’da bir av silahı ile beyni uçuruldu.


Thomas Wolfe, Amerikalı Yazar - Beyinsel bir enfeksiyon geçirdiğinde 243 cm olan el yazmalarını editörlerine bıraktı. Kuzey Carolina, Asheville, Riverside Cemetery’de defnedildi. “…son sefer, en uzunu, en güzeli.”



Nathanael West, Amerikalı Yazar - Dur işaretine karşı çıktıktan sonra bir araba kazasında kendisi ve karısı öldü.


Robert E. Howard - Bütün akşamı komada olan annesinin başucunda nöbetçi olarak geçirdikten sonra sabah kendini vurdu; annesi de olayın olduğu akşam öldü.


Tennessee Williams, Amerikalı Oyun Yazarı – Hap almak isterken kutu kapağını yutarak boğuldu.


John Berryman, Amerikalı Şair - Mississippi Nehri’nin üzerinde bulunan köprüden aşağıya atladı. İnanılana göre yoldayken yoldan geçenlere el salladı.


Dylan Thomas, Galli Yazar - Amerikada konferans turundayken alkolden zehirlendi. “Peş peşe 18 viski içtim… Sanırım bu rekor.”


Roland Barthes, Fransız Eleştirmen & Filozof - College de France’in önünden geçen bir çamaşırhane kamyonunun altında kaldı. “Edebiyat soru eksi cevaptır.”


Jack Kerouac, Amerikalı Yazar - Florida, St. Petersburg’da annesinin evinde “The Galloping Gourmet”i izlerken mide kanaması geçirdi.


Anne Sexton, Amerikalı Şair - Evinin garajında karbon monoksit içip kendini zehirleyerek intihar etti.


Sylvia Plath, Amerikalı Şair - Kafasını fırına soktu.


Jerzy Kosinski, Polonya Doğumlu Amerikalı Yazar - Küvetteyken başına poşet geçirerek intihar ettiği söyleniyor.


Seth Morgan, Amerikalı Yazar - Golden Gate Köprüsünden San Francisco körfezine motosikletle bir giriş yaptı.


John O’Brien, Amerikalı Yazar - Leaving Las Vegas kitabının film haklarını sattıktan hemen iki hafta sonra intihar etti. Kitap bir intihar mektubu muamelesi gördü.

Aleksandr Puşkin: Rus şair, yazar. Eşinin sevgilisi olmakla itham ettiği Georges d'Anthès ile girdiği düelloda vuruldu. 3 gün sonra öldü.

Otto Weininger: İlk kitabı cinsiyet ve karakterin yayınlanmasından kısa bir süre sonra Beethoven'ında ölmüş olduğu evde kendini silahla vurarak öldürdü. 21 yaşındaydı.

Andrés Caicedo: Kolombiyalı yazar. Yaşam 25'inden sonra yaşamaya değmez dediği söylenir. Sözüne uymuş, 25 yaşında intihar etmiş.

Stefen Zweig: 1941 yılında Bezilya'da yaşarken, Avrupa'nın durumuna üzüntüden eşiyle birlikte intihar etmiş.

Urmuz: Dada akımının kurucularından. Sebepsiz yere intihar ederek herkesi şaşırtmış. Anlaşılan sanatına uygun olmak istemiş.

Emilio Salgari: İtalyan yazar. Samuray usülü boğazını ve midesini bir kılıçla keserek intihar etmiş.

Paul Verlaine, sefil sefil öldüğünde evlerinin merdiveni o kadar darmış ki, duvarını yıkarak cesedini çıkarmışlar

francis bacon, ölmüş tavukların soğukta çürüyüp çürümediğini denerken şiddetli soğuk alğınlığı sebebi ile ölmüş.


06 Eylül 2008

DERS ALMAK - ÜÇ HİKAYE-ÜÇ DERS-BİR SÖZ

Eylül 06, 2008 1
DERS ALMAK - ÜÇ HİKAYE-ÜÇ DERS-BİR SÖZ
1.Hikâye

Kavak Ağacı ile Kabak


Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?-On yılda, demiş kavak.-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!-Doğru, demiş kavak.Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:-Neler oluyor bana ağaç?-Ölüyorsun, demiş kavak.-Niçin?-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.


1.Ders:
Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.


2. Hikâye

En iyi Buğday

Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,-Neden olmasın, dedi çiftçi.-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.


2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.



3. Hikâye

Geleceğini biliyordum…

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı.Siperdeki diğer arkadaşı;-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim. Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…


3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulangüveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.



"Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir. Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır. Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmayabaşlasanız iyi olur. Afrika Atasözü Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar."

05 Eylül 2008

ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR

Eylül 05, 2008 1
ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR

1896'da İstanbul'da doğdu. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. İstanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu. Uzun süre İstanbul Kız Lisesi'nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı. Devrinin tüm şairleri gibi Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımı arasında sıkıştı kaldı. Güneş, Varlık, Aydabir, Çınaraltı, Şadırvan gibi dergilerde yayınlanan ve çoğu hece vezniyle yazılmış şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasındadır.


--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ:

ŞİİR:
Yıldızlar ve Gölgeler (aruz'la yazılmış şiirler 1919)
Hazan Rüzgarları (1927)
Gayya (1930)
Yakut Kayalar (1931)
Su (1933)
Sıla Yolları (1935)
Sabah Kuşları (1943)
Yerden Göğe (1960)
Şükufe Nihal / Şiirler (1975, ölümünden sonra toplu şiirler)

ROMAN:
Renksiz Istırap (1928)
Yakut Kayalar (1931)
Çöl Güneşi (1933)
Yalnız Dönüyorum (1938)
Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946)
Çölde Sabah Oluyor (1951)

ÖYKÜ:
Tevekkülün Cezası (1928)

GEZİ NOTLARI:
Finlandiya (1935)


DUYMAYAN KADINA

Topla eteklerini yerlere sürünmesin
Rüzgara cilvelenen tülleri görünmesin
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Süzülerek çıkarken bir barın kapısından
Haberin yok yurdumun eleminden, yasından
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Yerlere pırıltılar aksederken dizinden
Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere
Yükselen gururunla indir başını yere
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

NALINCI BABA HAZRETLERİ

Eylül 05, 2008 0
NALINCI BABA HAZRETLERİ

Adsız şansız bir Allah dostu
Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşaallah.
- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd'a çıkar, döner Vefa'ya. Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar 'Kimdir bu?' Ahali 'Aman hocam hiç bulaşma' derler, 'ayyaşın meyhur'un biri işte!'
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade ette bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.

Bir başkası tafsilata girer. 'Biliyor musunuz?' der, 'Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine' Hele yaşlının biri çok öfkelidir. 'İsterseniz komşulara sorun' der, 'Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?' Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam Vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.
- Nereye?
- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebamızdır. Defnini tamamlasak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim Ayasofya'dan, Süleymaniye'den. En azından Fatih Camii'nden.
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.

Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.
Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır 'Sultanım' der, 'yanlış yapıyoruz galiba'
- Nasıl yani?
- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?
- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

'BİZİM EFENDİ BİR ALEMDİ'

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. 'Hakkını helal et evladım' der, 'Belli ki çok yorulmuşsun.' Sonra eşiğe çöker ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. 'Biliyor musun oğlum?' diye dertli dertli söylenir, 'Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.'
- Niye?
- Ümmet-i Muhammed içmesin diye.
- Hayret.

BAK ŞU İŞE!

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. 'Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım' derdi. 'öyleyse şimdi dinleseniz gerek' O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. 'Öyle bir imamın arkasında durmalı ki' derdi, 'tekbir alırken Kabe'yi görmeli.'
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.
- İşte bu yüzden Nişanca'ya, Sofular'a uzanırdı ya. Hatta bir gün 'Bakasın Efendi!' dedim,
'Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada'.
- Doğru öyle ya?
- 'Kimseye zahmetim olmasın!' deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. 'İş mezarla bitiyor mu?' dedim. 'Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra 'Allah büyüktür hatun' dedi, 'Hem padişahın işi ne?'

MEVZUYU MU DAĞITTIK

Şimdi 'İyi de' diyeceksiniz, 'yazı dizisiyle bunun ilgisi ne?' Öyle ya bugüne kadar hep gölgesine sultanların sığındığı müderrislerden, şeyhülislâmlardan bahsetmeye çalıştık. Ama Allahü teâlânın öyle kulları da vardır ki, halk onları bilemez. Hoş bazen kendileri de makamlarının farkında değildirler. Hulûs-u kalp ile boyun büker ümmet-i Muhammed'e, halifeyi müslimine dua ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar sultana. Bir seher vakti göz yaşıyla yapılan dua, binlerle topun yapamadığını yapar, kralları yıkar, kaleleri paralar.

İşte Nalıncı Baba o adsız sansız Allah dostlarından biridir. Asıl adı, Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı'nda, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır.