Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

01 Ekim 2008

EDEBİYATÇILARIMIZDAN YAZARLIK DERSLERİ

Ekim 01, 2008 0
EDEBİYATÇILARIMIZDAN YAZARLIK DERSLERİ

Edebiyatçılar Derneği, 08 Ekim 2008 tarihinde, yeni dönem “Yaratıcı Yazarlık Atölyesi”ni açıyor. Edebiyatçılar Derneği’nin gönüllü yazarların işbirliğiyle gerçekleştireceği Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, öykü, şiir, deneme, eleştiri gibi yazınsal türler üzerine kuramsal çalışmaları ve uygulamaları içeriyor.
Aysu Erden, Tekgül Arı, Çiğdem Ülker, Süreyya Karacabey, Cemil Kavukçu, Aynur Tunaboylu, Remzi Özmen, Gökhan Cengizhan’dan oluşan yürütme kurulu ve Nazlı Eray, Özcan Karabulut, Meltem Arıkan’dan oluşan konuk yazarlar tarafından yapılacak olan atölye çalışmaları, 06 Aralık 2008 tarihine kadar sürecek.

1992 yılında kurulan ve bugün 1100 üyelik birikimiyle, ülkemizin en geniş, en yaygın, demokratik ve bağımsız yazar örgütü durumuna gelen Edebiyatçılar Derneği, edebiyata yürekten inanan herkesi; okuma ve yazma eylemini yaşam biçimi olarak benimseyen birey olmaya çağırıyor.

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, yazma çabasının başlangıcında ya da herhangi bir düzeyinde bulunan tüm katılımcılar için geliştirilmiş bir programdır.

Söz konusu atölyeye katılmak için statü, kariyer, derece sahibi olmak gibi önkoşullar yoktur. Okumaya ve yazmaya ilgi duymak yeterlidir.

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, hiçbir sınıf, meslek, yaş ayrımı yapmaksızın, edebiyat uğraşıyla ilgilenen herkesin, entelektüel kapasite ve yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyor.

Yıllardır yazıyor ya da ilk metnini deniyor olsa da, yaratıcı yazma konusuna gerçekten ilgi duyanlara, Edebiyatçılar Derneği’nin düzenlediği atölyeler, gereksinim duyduğu katkıyı mutlaka sağlayacaktır.

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne katılmak isteyenler, ayrıntılı bilgi ve atölye programı için Edebiyatçılar Derneği’nin aşağıdaki adreslerine başvurabilirler.

Edebiyatçılar Derneği
Sakarya Caddesi, no: 32 / 15 Yenişehir-Ankara
Tel: 0312 434 46 65
Cep: 0506 583 58 75 (09.00-18.00 saatler arası)
e-posta: edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr

Haber: Dergibi

27 Eylül 2008

RAMAZAN BAYRAMI

Eylül 27, 2008 0
RAMAZAN BAYRAMI
Önce büyükler, sonra küçükler evden eve ziyaretler.
Oradan oraya yarım saatlik dilekler,
El öpmeler, şeker tutmalar, kahve, likör içmeler,
Yapmışsa ev sahibi eşe dosta, tatlılar börekler yemekler…

Hatırlamalar yılda bir kez, o da bayramlara kısmet.
Unutulmaya yüz tutmuş gelenek / görenekler.
Kapıya gelen çocuklar, mendil içinde harçlıklar,
Kulaklara dolan bir ses radyoda “Barış MANÇO” dan,
Dinleyelim hep birlikte, “BUGÜN BAYRAM ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR”…

Gelişi tatlı, gidişi hüzünlü, rızkı bol, sevabı çok Mübarek Ramazan.
Bir aydır misafirdin bizlere, şimdi gidiyorsun işte.
Orucumuzu tuttuk, nefsimizi savdık kabul etsin YARADAN.
Yine bekleriz seni gelecek seneye.
Ölmez de sağ kalırsak eğer, misafir edeceğiz evlerimize.
Tutacağız yine oruçlarımızı milletçe…

Şimdi bayram zamanı, bir telaş tufanı.
Gelecek olanlara ikram etme zamanı.
Ağzımızı tatlandıralım, hoş-sohbet edelim.
Bir şeker yiyelim bir meşk edelim,
BU BAYRAMI DA HEP BİRLİKTE AĞIZ TADIYLA GEÇİRELİM…

Mehpare ÖĞÜT

26 Eylül 2008

BİR BAYRAM HİKAYESİ: COCUK VE ELBİSE...

Eylül 26, 2008 0
BİR BAYRAM HİKAYESİ: COCUK VE ELBİSE...

Yaşlı adam bir konfeksiyon mağazasının vitrine uzun uzun baktıran sonra
ilerideki yeşillikte oynayan çocukların en zayıfına dönerek “Küçüüük!”
diye seslendi , “Bana biraz yardımcı olur musun?”

Çocuk, hafta sonlarında yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp geldi. 7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler tek
kelimeyle dökülüyordu.

Yaşlı adam çocuğu, saçlarını aksadıktan sonra
“Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim. Bakalım üzerine uyacak mı?” dedi.
Çocuk bu teklifi ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi.
Onunla birlikte mağazaya girerken ilk önce rüya da olup olmadığını, daha
sonra da şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü.
Genellikle aile deki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen
giyecekler elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır,
birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine
yamanırdı. Ama her zaman hasta dedikleri babasının ne kadar zor para
kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti. Şimdiyse
ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı. Üstelik bayram a üç gün kala…

Çocuk
yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde büyümüş olduğunu ilk defa
fark etti. Hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık
üşümeyecekti. Çocuk misketleri onun cebine bıraktığında iyice keyiflendi,
irili ufaklı misketler gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı.
Demek ki her bir cep en az elli misket alabilirdi.

Yaşlı adam çocuğu sağa
sola döndürdükten sonra elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve iş
tamamlandığında tezgâhtara dönerek “Elbiseleri torunuma alıyorum.” Dedi,
“Kendisine sürpriz yapacağım için onları bu çocuğun üzerinde denedim.”
Çocuk bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi. Ama
artık büyüdüğüne göre bir şey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa
baktıktan sonra üzerindekileri yavaşça çıkartarak bir kenara bir kenara
fırlattığı eskileri giydi.

Adam elbiselerin torununa uyacağından emindi.
Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası vermek istediğinde onu
yanında göremedi. Haylaz velet, belli ki bu işten sıkılmıştı. Çocuk
arkadaşlarının yanına döndüğün de bir kenara çekilerek onları seyretmeye
koyuldu. Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı. Arkadaşları, “Niçin
oynamıyorsun?” diye sordular, “En güzel misketleri sen kazanmıştın.” Çocuk
inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken
“Misketlerim bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi.” Dedi, “Bu
yüzden onları bayramlık kabanımın cebine sakladım!”

BAŞKA BAYRAM

Eylül 26, 2008 0
BAŞKA BAYRAM
Bir bayram sabahı imiş. Günlerden Cuma, aylardan kasım, mevsimlerden de sonbaharmış. Havada yağmur bulutları geziyormuş. Herkes ve her şey bayram olduğu için çok mutluymuş.

O sabah Efil erkenden uyanmış. Akşamdan hazırladığı bayramlıklarını sandalyenin üzerinden özenle almış. Beyaz çorabını, kırmızı çiçekli pantolonunu, pembe çizgili kazağını önce okşamış, sonra da giymiş. Yeşil fiyonklu ayakkabılarını da unutmamış. Hemen aynanın karşısına geçip saçını taramış. Ortasında kocaman bir gül olan tokasını takıp kendisine gülümsemiş. “Merhaba Efil” demiş hefifçe öne eğilerek. “Bayramın kutlu olsun.”

Efil neşeyle etrafında dönmüş. Kendisini bayramlıkları gibi yepyeni hissetmiş. Sonra odasına göz gezdirmiş. Bayram için odasına astıkları rengarenk balonları tek tek saymış. “Tam otuz-yedi balon” demiş heyecanla. Pencereye doğru koşup yavaşça perdeleri çekmiş. Vakit çok erken olduğu için gökyüzü çok aydınlık değilmiş. Bir de yağmur bulutları griye boyamış gökyüzünü.

Efil gri yağmur bulutlarının bayramını da kutlamış. Pencerenin önünde duran çiçeklerine “günaydın” dedikten sonra onların da bayramını kutlamış. Bu sırada Efil odasında bazı fısıldaşmalar duymuş. Dikkatle dinleyince odada bulunan her şeyin bayramlaştığını görüvermiş. O da bu bayramlaşmaya katılmış. Odadakiler Efil’in etrafında dönmüşler, dönmüşler, dönmüşler. “Bayramın kutlu olsun Efil” demişler. Sonunda hepsi de çok yorulmuş. Halının üzerine uzanıp dinlenmişler. Efil masasının başına geçip “bir bayram sabahı” resmi çizmeye başlamış. Efil resmini çizerken içeriden gelen sesleri duymuş. “Uyandılar, uyandılar” diye bağırmış ve koşa koşa annesiyle babasının yanına gitmiş. Önce babasına sarılmış, elinden öpüp “Bayramın kutlu olsun babacığım” demiş. Sonra da annesine sarılıp onun da elini öpmüş.

Efil’e bayram parası vermişler. Efil parasını hemen kumbarasına atmış. Babası Efil’e “Ben eve dönünce hep beraber bir yere gideceğiz” demiş. “Orada bir sürü çocuk var. Onların bayramını kutlayacağız. Yanımızda onlar için hediyeler de götürürsek iyi olur. Sen de düşün ve verebileceğin hediyeler varsa hazırla.”

Efill babasının dönüşünü beklerken odasında oturup uzun uzun düşünmüş. Ama bir türlü ne verebileceğini bulamamış. Bir ara yeleklerinden turuncu olanı raftan atlayıp “beni versene” demiş. “Bayramda bir çocuğu sevindirmek ne güzel olur.” Birden odada bir kargaşa olmuş. Herkes “beni de, beni de” diyerek zıplıyormuş. Efil şaşakalmış. Bütün oyuncaklarını büyük bir çantaya doldurmuş. Masal kitaplarını, küçük gelen kıyafetlerini, tokalarını, şapkalarını da başka bir çantaya koymuş. Babası geldiğinde Efil hediyeleriyle birlikte hazır bekliyormuş.

Kahvaltıdan sonra hiç zaman kaybetmeden Efil annesi ve babasıyla bereber kimsesiz çocukların kaldığı yere gitmişler. Orada o kadar çok çocuk varmış ki Efil hayret etmiş. Ne diyeceğini bilememiş. Bu sırada içinden bir ses ona “Hadi onların bayramını kutla” demiş. O an Efil getirdiği çantaları açıp her çocuğa bir hediye vermiş.

O gün Efil çok farklı bir bayram görmüş. Bayramların başka başka yaşandığını, herkesin bayramının değişik olduğunu anlamış. Böyle bir bayramdan sonra Efil kıyafetlerini daha temiz giymeye, oyuncaklarıyla daha dikkatli oynamaya başlamış. Çünkü onlara ihtiyacı olan sayısız çocuk olduğunu artık biliyormuş.

Naz FERNİBA