Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

08 Kasım 2008

BANA SENSİZLİĞİ ÖĞRET

Kasım 08, 2008 0
BANA SENSİZLİĞİ ÖĞRET

Her düştüğümde tutup ellerimden kaldıran ayağa, ellerinle silen gözyaşlarımı.. Titriyor dizlerim, geçtim yürümekten, adım atmaktan, ayakta bile duramıyorum. Yıkılıyorum ufacık bir fiskeyle bile boylu boyunca yere.

Su gibi akıp gidiyorsun ellerimin arasından, tutamıyorum.
Ellerimde bıraktığın ıslaklığını da alıp gitsen ya..
Aksa ya gözlerimden gözlerin gözyaşlarım gibi..

Bana yokluğunu öğret..

"Hiç bir şey güzel olmayacak bundan sonra" de, "Sen yoksun" de, "Ben yokum" de.

"Denizin lekesi de çıkar elbet bir gün", "Bundan sonra hiç gelmeyecek baharların, hep zemherilerde üşüyeceksin" de..

Köhnemiş bir hayatın içinden aldığın beni, bırak aldığın yere.

Bana gitmeyi öğret..

Zannettim ki çok kolay olacaktı, dönüp sırtımı ağır adımlarla yürüyecektim sadece. Hiç bir şey eksilmemiş gibi tutup hayatın bir ucundan, avutacaktım kendimi, kendi süslediğim yalanlarla.

Bilemezdim ki, öğrenmediğimi gitmeleri. Takıldı ayaklarım yıllara, sendeledim, sarsılıp kaldım olduğum yerde.

Bir adım bile atamıyorum şimdi ne önüme ne de ardıma, bekliyorum öylece.

Bana ıssızlığı öğret..

Kalabalıkların arasında duymuyorum hiç bir sesi. Ne bir sevda, ne de bir dost eli çekip çıkaramıyor beni ıssızlığımdan.

Koskoca dünyada bir ben kalmışım sanki tek başıma.

Oysa ki devam etmekte hayat, akıp gidiyor zaman herkes için. Gün yine doğuyor bir yerlerde, akşamlar oluyor. Şehrin ışıkları aydınlatıyor bir bir sokakları.

Yağmurlar yağıyor.. Derin bir nefes alıp, içime çekmek isterken fark ediyorum toprağın kokusunu bile hissetmediğimi artık.

Bana sensiz ağlamayı öğret..

Hiç bilmedim ki ben yalnız ağlamayı. Küçük bir kız çocuğu gibi sığındığım kollar, şimdi öylesine uzak, bir o kadar da yabancı..

Seninle olan çokluğumu bırakırken sende, benimle kalacak yalnızlığım yanıbaşımda bekliyor beni..

Bilirsin, hiç sevmedim "Elveda" ları. Kaç kez "Hoşçakal" dediğimi de saymadım sana..

Şimdi tek bir kelime bile etme, susuşalım sadece.

Son kez "Elveda" demeyi öğret, gitmeden önce...


Alıntı

AŞK MEKTUPLARI

Kasım 08, 2008 0
AŞK MEKTUPLARI


Rasim, bir akşam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, şu satırlar yazılıydı:

"Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin eşiniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nişanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canım sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır."

On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı. Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yaş büyümüş gibi gurur duyuyordu.

İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim' in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu.

"Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz mısınız?"

Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu. Bedia aynı zamanda meraklı bir kızdı. Bazen şöyle sorular sorduğu da oluyordu:

"Evlendiğimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya' ya mı gidelim, İsveç' e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yaşar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?" Yahut da "Sen Abdülhak Hamit Bey in Eşber ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım..."

Genç okullu, nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu. Bedia bir mektubunda ona söyle darıldı:

"Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mi boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim."

Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların peşinde mi geziyordu? Rasim dünyada Bedia' sından başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu.

Bir akşam, Rasim'in annesi Nedime Hanim kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla:

"Ah Bey, başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim in odasınıdüzeltirken mektuplarını buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul."

Ahmet Bey de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak:

"Korkma Hanım," dedi, "oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum. Rasim in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim. Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim."


Reşat Nuri GÜNTEKİN

AŞK VE İHTİRASIN KÖKENİ

Kasım 08, 2008 0
AŞK VE İHTİRASIN KÖKENİ

Öpüşmekten hoşlanır mısınız? Kontrol edilemez tutkunun kurbanı oldunuz mu hiç? Özlemden deliye dönüp bir aşk gecesiyle esrikleştiniz mi? Belki de hep sezdiğiniz şey, artık biyokimyasal yolla da kanıtlanıyor: Güçlü duygular mutluluk verir, bağımlılık yaratır ve zaman zaman da çıldırtır.

Fayton yolculuğu pek uzun sürmeyecektir. Belki bir saat. Bunu o da bilmektedir. Üstelik, yanında oturan güzel kadın evlidir. Onun için bile bu kadar kısa zamanda kadının aklını çelmek, başını döndürmek kolay olmayacaktır. Derken çapkın, değerlendirebileceği bir fırsatın çıktığını görür. Gökyüzünde kara bulutlar toplanmaktadır, çok geçmeden şimşek üstüne şimşek çakar. "100 adım önümüze yıldırım düştü. Atlar şaha kalktı ve yol arkadaşım korkuyla kasılıp sıçradı. Kendini göğsüme atıp kollarını sık sıkı bana doladı." Fırsatı kaçırmayacaktır: "Karşı koymadı ve bana teslim oldu. Çakan şimşeklere nasıl kafa tutabildiğimi sorduğunda, ona gökyüzünün benimle birlik olduğunu söyledim."
Giacomo Casanova (1725-1798), göz açıp kapayıncaya kadar yol arkadaşının gönlünü fethetmişti. Neydi İtalyan hovardayı bu kadar karşı konulmaz kılan? İlginç göründüğünü kabul etmek gerek. Zekiydi, sohbeti tatlıydı ve erotik tutku yüklüydü.
Ancak Casanova'nın nihai avantajı, doğru zamanlamada yatıyordu. Sezgisel olarak, erkek ile kadın arasındaki gerilimin özellikle kadınları heyecanlandıran durumlarda ortaya çıktığını biliyordu: Operada, baloda, at binerken ya da fayton yolculuğu sırasında patlayan fırtınada. Bu anlayış sayesinde Casanova modern aşk araştırmalarına yaklaşık 250 yıl fark atmış oluyordu.
Bugün bilim, Casanova'nın müttefikinin kim olduğunu biliyor: Adrenalin molekülü. Bu stres hormonu duyguları altüst ediyor. Bizi sadece yaklaşan bir kavgaya ya da kaçışa hazırlamakla kalmıyor, ilişkiler üzerine araştırmalarıyla tanınan Amerikalı Elaine Hatfield'ın ifadesiyle, "aşk da adrenalinle büyüyor." Bu nasıl bir derttir ki, gücünü hemen herkes günün birinde bizzat kendi vücudunda hisseder; kalbin deli gibi çarpması, ter boşalması ve midede garip bir his karşısında çaresiz kalır. Belirtiler herkesçe bilinir, teşhis hızla konur: Tutkulu aşk.
Vaka anlatımları da bol miktarda bulunur: Resim ya da edebiyat, müzik ya da sinema olsun, daha çok ilgi gösterilen bir ıstırap, azap türü olmamıştır. Ve bütün bunlara rağmen bu kontrol edilemez duruma yol açan nedenler büyük ölçüde karanlıkta kalmıştır. Belki etki eden gizemli güçler kavranamaz göründüğünden ya da belki kuru, soğukkanlı bilimsel yaklaşım bu etkilerin gücünü azaltmasın diye...
Bir zamanlar güzeller güzeli Psyche, her gece karanlıkta onu ziyaret eden aşk tanrısına, yüzüne asla ışıkta bakmayacağına dair söz verir. Ama merakına mağlup olan Psyche, bir gece âşığı uyuduğunda bir yağ kandili yakar ve uyanan Amor ortadan kaybolur. Aşkın çehresine açıkça bakmanın onun kaybına yol açabileceğine dair uyarı niteliğinde bir masal. Ama artık büyü bozuldu. Bilim adamları, hem de görüntülü yöntemlerin yardımıyla doğrudan tüm gönül işlerinin merkezine, beyne bakıyor. Nörotransmitterleri ve hormonları beden boyunca takip ediyor ve yüzbinlerce yıldır insanın aklını başından alan biyokimyasal maddelerin şifrelerini çözmeyi öğreniyorlar.


Yazı: Ines Possemeyer

AŞK KAPIMI ÇALMAZ OLDU EY YARİM

Kasım 08, 2008 0
AŞK KAPIMI ÇALMAZ OLDU EY YARİM


Yangınlar çıkardı gözlerine bakarken,
Sözler sukuta dönüşürdü sen konuşurken,
Bir hayale bakardı sanki gözlerim,
Sanki sen gerçek değilmişsin gibi,
Yanardı yüreğim…
Feryat figan dinlemezdi kalbim,
Sen varken bu alemde.
Gerisi yalan gelirdi ey yarim,
Şimdi sen gittin ya,
Söz dinlemez oldu yüreğim…

Hasretler biter sanırdım gün gelince,
Öyle değilmiş işin aslı anladım sen gidince,
Yalanmış aşk üzerine söylenen tüm sözler de,
Şimdi sen gittin ya,
Söz dinlemez oldu yüreğim,
Aşk kapımı çalmaz oldu ey yarim…

MEHPARE ÖĞÜT