Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

22 Aralık 2008

ÇİÇEK AÇMIŞ GENÇ KIZLARIN GÖLGESİNDE

Aralık 22, 2008 1
ÇİÇEK AÇMIŞ GENÇ KIZLARIN GÖLGESİNDE

Iki yil sonra, buyukannemle Balbec'e gittigimde, Gilberte konusunda
neredeyse tam bir ilgisizlige ulasmistim.Yeni bir cehrenin buyusune
kapildigimda, Italya'nin gotik katedrallerini, saraylarini ve bahcelerini,
bir baska genc kizin yardimiyla tanimayi umdugumda, askimizin, belirli bir
insana olan askimizin, belki de pek gercek bir sey olmadigini dusunuyordum
huzunle; cunku tatli veya aci tahayyullerin cagrisimlari, bir sure boyunca
bu aski bir kadina baglasa ve hatta bu askin, zorunlu bir bicimde o kadindan
esinledigini dusundurse bile, kendi istegimizle veya farkinda olmadam bu
cagrisimlardan uzaklastigimizda, bu ask, sanki aksine dogallikla, sadece
bizim icimizden kaynaklanircasina yeniden dogar ve bir baska kadina ait
olur. Bununla birlikte, Balbec seyahatinin baslangicinda ve oradaki ilk
gunlerimde, ilgisizligimde kesintiler olmaktaydi hala. Pek kronolojik
olmayan hayatimizda, gunlerin birbirini izleyisinde tarihe aykiriliklar
gorulur sik sik; ben de sik sik, dunden, evvelki gunden gerilere gidip,
Gilberte'i sevdigim o eski gunlerde yasiyordum. Boyle zamanlarda, artik
Gilberte'i gormemek, birden istirap veriyordu bana; tipki o eski gunlerdeki
gibi. Artik yerini bir baska benlige neredeyse tamamen birakmis olan eski
benligim, Gilberte'i sevmis olan benligim, bu zamanlarda tekrar ortaya
cikiyordu; cogunlukla da bu benligimi geri getiren, onemli bir sey degil,
ufacik bir sey oluyordu. Mesela, Normandiya yolculugumun basinda, Belbec'te,
mendirekte yanimdan gecen bir yabancinin, "Ulastirma bakanligi ozel kalem
mudurunun ailesi," dedigini duydum. Bu sozlerin, (bu ailenin hayatimda
oynayacagi rolu o sirada bilmedigime gore) benim icin hicbir anlami olmamasi
gerekirdi, oysa keskin bir aci hissettim; uzun zamandir buyuk olcude ortadan
kalkmis olan benligimin, Gilberte'ten ayri olmaktan oturu duydugu aciydi bu.
Gilberte'in babasiyla "ulastirma bakanligi ozel kalem mudurunun ailesi"
hakkinda, benim yanimda yapmis oldugu bir konusmayi, o gune kadar hic
hatirlamamistim. Oysa aska iliskin anilar, hafizanin genel yasalarindan
bagimsiz degildirler; hafizanin kurallari da, Aliskanligin daha genel
yasalarina tabidirler. Aliskanlik herseyi zayiflattigi icin, bir insani bize en
iyi hatirlatan sey, aslinda unuttugumuz seydir (onemsiz oldugu icin unutulmus
ve bu sayede butun gucunu koruyabilmistir cunku). Iste bu yuzden, hafizamizin
en guclu kismi bizim disimizda, cisentili bir ruzgarda, bir odanin rutubet
kokusunda veya yanmaya baslayan bir atesin ilk andaki kokusundadir; kendi
benligimize ait, zekamizin ise yaramaz diye kucumsedigi seyi, gecmisin son ve
en guclu kalintisini, butun goz yaslarimiz dinmis gibi gorunurken hala bizi
aglatabilen seyi buldugumuz her yerdedir. Bizim disimizda mi? Daha dogrusu
icimizdedir, ama bizim kendi bakisimizdan gizlenmis, iyi kotu devam eden bir
unutusa gomulmustur.

Ancak bu unutus sayesindedir ki, arasira eski benligimizi bulur, olaylar
karsisinda o eski benlik gibi tavir alir, artik kendimiz degil, o insan
oldugumuz icin ve simdi bizim ilgisiz kaldigimiz seyi o insan sevdigi icin,
yeniden aci cekeriz. Gunluk hafizanin parlak aydinliginda, gecmisin
hayalleri yavas yavas solar, silinir, sonunda geriye bir sey kalmaz; onlari
bir daha bulmamiz mumkun degildir artik. Daha dogrusu, bazi kelimeler
(mesela "ulastirma bakanligi ozel kalem muduru" gibi) ozenle unutusa
gomulmus olmasaydi, bu hayalleri bulmamiz mumkun olmazdi; tipki bir nushasi
Ulusal Kutuphane'ye teslim edilmeyen bir kitabin bulunmasinin imkansiz
olabilecegi gibi.

Ama bu istirap ve Gilberte'e olan askimin canlanmasi, bir ruya kadar surdu
sadece; cunku Balbec'te, bunlari surdurecek olan eski Aliskanlik yoktu
artik. Aliskanligin bu etkileri celiskili gibi gorunebilir; bunun sebebi,
ircok degisik yasaya tabi olmasidir. Paris'te, Aliskanlik sayesinde,
Gilberte'e karsi giderek daha ilgisiz olmustum. Aliskanliklardaki bir
degisiklik, yani Aliskanligin anlik olarak kesintiye ugramasi, Aliskanligin
basardigi isi Balbec'e gidisimle tamamladi. Aliskanlik, bir yandan
zayiflatir, bir yandan saglamlastirir, bir yandan parcalanmaya yol acar, bir
yandan da sonsuza dek surdurur. Yillardir her gun, ruhsal durumumu, bir
onceki gunku ruhsal durumuma gore iyi kotu ayarliyordum. Balbec'te yeni bir
yatak, sabahlari bu yatagin basucuna getirilen, Paris'tekinden farkli
kahvalti, Gilberte'e olan askimi besleyen dusunceleri ayakta tutamayacakti;
(her ne kadar ender de olsa) bazi durumlarda, yerlesiklik, gunleri
hareketsizlestirdiginden, zaman kazanmanin en iyi yolu, yer degistirmektir.
Balbec'e seyahatim, iyilestigini ancak o zaman anlayabilen bir hastanin
sokaga cikisi gibiydi.

....

Paris'te, fazlaca istirap cektigim bir gun, Swann bana, "Okyanusya'daki
harikulade adalara gitmelisiniz; emin olun bir daha donemezsiniz,"
dediginde, "Ama o zaman kizinizi bir daha goremem, onun hic gormedigi
seylerin ve insanlarin arasinda yasarim," diye cevap vermek isterdim. Oysa
mantigim soyle diyordu: "Ne fark eder ki, madem uzulmeyeceksin? M. Swann bir
daha donmeyecegini soylerken, donmek istemeyecegini soylemeye calisiyor;
donmek istemeyecegine gore, demek ki orada mutlu olacaksin." Mantigim,
aliskanligin -simdi bana bu yabanci odayi sevdirme, aynanin yerini,
perdelerin tonunu degistirme, saati durdurma gorevini ustlenecek olan
aliskanligin - baslangicta hoslanmadigimiz arkadaslari bize sevdirme,
yuzlere baska bir sekil verme, bir sesin tinisini sevimli kilma, kalplerin
egilimini degistirme gorevlerini de yerine getirdigini biliyordu. Tabii ki
mekanlarla ve insanlarla yeni dostluklar, eski dostluklarin unutulusu
uzerine orulur; ama mantigim da zaten, hatirasini saklamayacagim insanlardan
temelli ayri olacagim bir hayat fikrine korkmadan bakabilecegimi dusunuyor,
unutma vaadini kalbime bir teselli olarak sunuyordu, ama bu vaat aksine
kalbimin umutsuzlugunu kudurtmaktan baska ise yaramiyordu. Ayrilik
gerceklestiginde, aliskanligin agri kesici etkilerinden kalbimiz de
yararlanacaktir, ama o zamana kadar istirap cekecektir. Bugun bize en cok
mutluluk veren seyin, sevdiklerimizle gorusup konusma imkaninin elimizden
alinacagi bir gelecek korkusunu dagitmayan, aksine artiran bir sey daha
vardir: bize su anda daha da zalim gelen bir azabin, bu mahrumiyetin
acisina eklenecegi dusuncesi. Bu azap, acimizi bir aci olarak hissetmemek,
ona ilgisiz kalmaktir; cunku o zaman, benligimiz degisecektir; artik
cevremizde bulamayacagimiz sey, sadece ailemizin, sevgilimizin,
dostlarimizin buyusu olmayacaktir; onlara olan sevgimiz; bugun cok onemli
bir yer kapladigi kalbimizden oyle kokunden koparilmis olacaktir ki,
dusuncesi bizi bugun dehsete dusuren, onlardan ayri bu hayat hosumuza
gidecektir belki; yani benligimiz icin gercek bir olum olacaktir bu; evet,
olumun ardindan dirilis gelecektir, ama farkli bir benlikle; olume mahkum
eski benligimizin unsurlariysa, bu yeni benligi sevecek kadar kendilerini
asamazlar. Urken, itiraz eden unsurlar *bir odanin boyutlarina, atmosferine
anlasilmaz baglanislar gibi en silik olanlari bile- bunlardir iste; onlarin
isyaninda, olume karsi direnisin -hayatimizin butun suresine yayilan,
benligimizden her an, olu dokularinin uzerinde yeni hucrelerin cogalacagi
parcalar koparan parcal ve kesintisiz olume karsi, umutsuz, gundelik ve uzun
direnisin - gizli, kismi, elle tutulur ve gercek bir seklini gormek gerekir.
Benimki gibi sinirli bir bunyede (yani araci gorevi yapan sinirlerin
islevlerini yerine getirmedikleri, benligin kaybolup gidecek olan en mutevazi
unsurlarinin bile sikayetlerinin yolunu kesmedikleri, aksine bu belirgin,
yorucu, sayisiz ve sancili sikayetlerin bilince ulasmasina izin verdikleri
bunyelerde), bu yabanci ve asiri yuksek tavanin altinda duydugum kaygili telas,
tanidik ve alcak bir tavana olan ve icimde hala yasayan dostlugun itirazindan
baska bir sey degildi. Suphesiz bu dostluk kaybolup gidecek, yerini bir baskasi
almis olacakti ( o zaman olum ve sonra yeni bir hayat, Aliskanlik adi altinda
cifte gorevlerini yerine getirmis olacaklardi); ama bu dostluk olunceye kadar,
her gece istirap cekecekti; bilhassa o ilk gece, kendisine yer olmayan,
simdiden gerceklesmis bir gelecekle yuz yuze geldiginde isyan etti; kendilerini
yaralayan seyden uzaklasamayan bakislarim erisilmez tavana her yoneldiginde,
acikli cigliklariyla beni kivrandiriyordu.

Oysa ertesi sabah! Bir hizmetkar gelip beni uyandirdi, sicak su getirdi;
sabah tuvaletimi yaptigim, bavulumda ihtiyacim olan esyalari nafile arayip
onlarin yerine hicbir isime yaramayacak seyleri darmadagin cektigim sirada,
ogle yemeginin ve gezintinin keyfini dusunmek, pencerede ve butun kitaplik
camlarinda, tipki bir gemi kamarasinin lombozlarindaki gibi, ciplak,
golgesiz, ama ince ve hareketli bir cizginin ayirdigi, yarisi tamamen
golgede kalan denizi gormek, birbiri ardindan tramplenden atlar gibi
ziplayan dalgalari seyretmek ne muthis bir mutluluktu!

Kısmi Alıntı…

Marcel PROUST
Kaynak: Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, YKY

SESSİZ SİNEMA

Aralık 22, 2008 0
SESSİZ SİNEMA

Yordu bütün yıl bizi işler
ve ilişkiler: Buraya ondan geldik.
Korkmuştuk korkularımızdan,
coşkularımızdan bıkmıştık,
ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu
çarklar, kimseye rastlamıyorduk,
kendimize bile: Buraya ondan
gelmiştik.

Bulduk aradığımiz yeni oyuncuları,
öğrendik ve öğrettik basit ve karmaşık
kuralları, neden böyle oldu pek
anlayamadık: Kağıtlar ve zarlar,
pullar ve kibrit çöpleri atıldı
tek tek bir köşeye: Bir gençlik
oyunuydu, benimsedik birden.

Kamera kontrol, döndü makaralar
geceden geceye: Rolden role girdik
gördüğümuz, görmediğimiz filmlerle;
güldük beceriksiz bir anlatıma, usta
bir kavrayışı içtenlikle alkışladık,
mimikler ve jestler arasında başka
durumlara ve kişilere öykündük:
Buraya ondan gelmiştik.

Kimbilir kim hatırladı piyanoyu
içimizden: Bıkmıştık sinemadaki
sessizlikten. Biraz buruk, çokca
esrik, kendimizden koparak yattık
sonra o gece. Buraya ondan mı
gelmiştik: Uyandık erkenden,
yeniden seslendirdiğimiz filimde:
Yabancıydık şimdi giyindiğimiz
kişiye, tıpkı gelmeden önce.

Enis BATUR

VAZGEÇTİM BU DÜNYADAN

Aralık 22, 2008 0
VAZGEÇTİM BU DÜNYADAN
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e,
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

William SHAKESPEARE

OSMAN EFENDİ

Aralık 22, 2008 0
OSMAN EFENDİ

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.
İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir,
gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer.
Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar.
Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak'ın ileri
gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.
Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de
bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri
uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul'a götürmeye karar verirler.
İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin
tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa
Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan
baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da
apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre
moda, Zurih'e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca
profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuç:
Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman
Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde-
geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader"
denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır
ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi
Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş
ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.
Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim?" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl
dönmüş olmasın" Bir bakar, "Hah işte der. "Kıl dönmüş." Osman Efendinin
şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı
çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya
koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın
ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar
koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman
Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması
geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp
gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o
zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına
gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır
ve ona bir servet bağışlar.

BU YAZIDAN ÇIKARTILACAK SONUÇLAR :

1. Vergiden turizme, sosyal güvenlikten adalet reformuna kadar Berber
Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.