Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

13 Şubat 2009

EFSANE AŞKLAR…

Şubat 13, 2009 1
EFSANE AŞKLAR…

AFRODİT İLE (VENÜS) ÇOBAN ANAHİS

Mitolojiye uzanırsak önce aşk ve güzellik ilahı Afrodit ile (Venüs) çoban Anahis'in aşkı akla geliyor. Efsaneye göre de Truvalı çobanın ve ondan sonra gelen bütün çobanların yanık kavalları hep bu aşkı fısıldamış.


HELOİSE İLE ABELARD

Paris'te 1101 de doğan Heloise ile ondan 22 yıl önce Nantes'te dünyaya gelen Abelard'ın ilişkisi sonucunda edebiyat tarihi en ünlü aşk mektuplarını kazandı.


DANTE ALİGHİERİ İLE BEATRİCE


1200'lü yılların başında ünlü İtalyan şairi Dante Alighieri henüz 9 yaşındayken ilk kez gördüğü Beatrice'yi ömrü boyunca sevdi. Dante onu üne kavuşturan en büyük eseri 'Commedia Divina'yı büyük aşkı için yazdı.


ŞEKER AHMET PAŞA İLE KAYA

Padişah 4. Mehmet'in en küçük kızı güzeller güzeli Kaya daha gencecik bir kızken Şeker Ahmet Paşa ile evlendirildi. Hülyalarının sahibini bekleyen Kaya karşısında gür sakallı bir ihtiyar görünce çılgına döndü ve tam yedi sene kendisini Paşa'ya teslim etmedi. Yedi sene gecikmeyle gelen birleşme Kaya'nın ruhunda fırtınalar koparttı ve kocası Şeker Ahmet Paşa'ya çılgınca aşık oldu. Kızı dünyaya geldiği zaman ise aşkı zirveye ulaştı. 27 yaşında ikinci çocuğunu doğururken ölmesiyle sona erdi ama bu müthiş aşk yıllarca dilden dile dolaştı.



NAPOLYON İLE JOSEPHİNE


Fransa İmparatoru Napolyon henüz 27 yaşındayken kendinden beş yaş büyük olan dul Josephine'i görür görmez aşık oldu. Josephine ise eğlenceyi seven bir kadın olduğu için ülkeleri dize getiren Napolyon'u hep küçümsedi. Napolyon'un Josephine karşı duyduğu bitip tükenmeyen sevgi karısının kusurlarını görmesine de engel oldu. Ondan boşandıktan sonra bu sevgiyi söküp atmak pek kolay olmadı ama karşısına Emilie çıkınca kalbi yine çarpmaya başladı. Üstelik bu aşk Josephine ile olduğu gibi tek değil çift taraflıydı.


KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN İLE HÜRREM SULTAN

Ülkeler fatihi Kanuni Sultan Süleyman'ın gönlünü de Rus asıllı Hürrem Sultan fethetti. Hürrem Sultan'ın Muhteşem Süleyman'a hakimiyeti sevgili kocasının kolları ve gözyaşları arasında ölmesine kadar devam etti. Aşk mı? Onu da bir tek Kanuni hissetti.



8. EDWARD İLE WALLİS SİMPSON

Yıl 11 Aralık 1936; radyoların başında oturan milyonlarca kişi İngiltere Kralı 8. Edward'ın deli gibi aşık olduğu Amerikalı Wallis Simpson ile evlenmek için tahtan indiğini heyecanlı ama kararlı bir ifadeyle duyurdu. İki kez evlenip boşanmış bir kadınla beraber olabilmek için krallığı bırakan Edward 20. yüzyılda aşk için tahtını bırakabileceğini gösterdi.


ALBAY JUAN PERON İLE EVA DUARTE

Arjantin'in eski Devlet Başkanı Albay Juan Peron kendinden 25 yaş küçük olan oyuncu Eva Duarte ile tanışınca hayatı değişti. Birbirlerine çılgınca aşık oldular ama Peron'un ünü ve politik başarısı bir oyuncuyla evli olduğu için çok zedelendi. Genç yaşta kansere yakalanan Eva Peron öldü ama tutkulu aşk kitaplara filmlere hep konu oldu.



PRENS RAİNER İLE GRACE KELLY

Monako Prensi 3. Rainer gerçek bir prensti. Güzeller güzeli Grace Kelly ise gerçek bir Hollywood yıldızı. 1956'da başlayan evlilikleri 1982'de Kelly'nin bir otomobil kazasında hayata veda etmesiyle sona erdi. Eşinin ruhunun sarayın her köşesinde hissedildiğini söyleyen Prens Rainer ise bir daha evlenmedi.


LİZ TAYLOR İLE RİCHARD BURTON

Liz Taylor ve Richard Burton "Kleopatra" filminin setinde tanıştı. Birbirlerine delicesine aşık olunca eşlerinden ayrılıp evlendiler. 22 yıl boyuncu bir dargın bir barışık yaşayan çift 1984'te Burton'un zamansız ölümüyle ayrıldı.

BEATLES JOHN LENNON İLE YOKO ONA

Efsanevi Beatles grubunun solisti John Lennon Japon sanatçı Yoko Ona'ya aşık olup evlenince grup dağıldı. Milyonlarca Beatles hayranı Yoko'yu "Japon Cadısı" olark lanetledi. Bu delicesine tutku 1980'de bir fanatiğin namlusundan çıkan kurşunlara hedef olan Lennon'un ölümüyle noktalandı.

SALVADOR DALİ İLE GALA

Salvador Dali ile tanışıp sınırsız bir aşka sürüklenen Rus ressam Gala severek evlendiği eşiyle çocuğunu bırakıp çılgın ressama koştu. Dali ile çılgınlıklarla dolu 50 yıl geçiren Gala bu aşktan da hiçbir zaman pişmanlık duymadı.


ASUMAN İLE ZEYCAN


Ayni elmadan yiyerek çocuk sahibi olan iki ana babanin biri kiz biri erkek çocuklari arasindaki aski anlatan Türk halk öyküsü. Erzincan beyi Kaleli Bey ile kahyasi Dervis Ahmet"in çocuklari olmamaktadir. Bey ve kahyasi kilik degistirerek geziye çikarlar. Bir yaylada karsilastiklari bir dervisin verdigi elmayi esleriyle birlikte yiyen babalar çocuk sahibi olurlar. Beyin kizi kahyanin oglu olmustur. Dervis kizin adini Zeycan oglanin adini da Asuman koyar onlarin birbirleriyle besik kertmesi nisanli olduklarini büyüdükleri zaman evlendirilmelerini söyler. Çocuklar büyüyünce birbirlerini severler ancak Zeycan"in annesi Kaleleli Bey"i etkileyerek iki gencin evlenmesini engeller. Asuman ve Zeycan düslerinde bade içerek asiklik gücü kazanmislar saz çalarak deyisler söylemeye baslamislardir. Asuman kilik degistirerek beyin huzuruna çikar ve ondan atismak için asik ister. Kaleli Bey Asuman"in karsisina asik olarak kendi kizini çikartir. Bu atismada kaybeden kazananin kölesi olacaktir. Iki sevgili arasindaki sazli sözlü mücadeleyi Asuman kazanir. Ama Kaleli Bey sözünde durmadigi gibi Asuman"i da öldürtmek ister. Sevgilisinin yardimiyla kaçip kurtulan Asuman Basra"ya gider bir kahvede asiklik yapmaya baslar. Asiklikta gösterdigi basari Basrali asiklarca kiskanildigi için bir kuyuya atilan Asuman"i dügünde elinden bade içerek asik oldugu dervis kurtarir Erzincan"a getirir


ARZU İLE KAMBER

Birbirlerini kardeş sanarak büyüyen iki gencin asklarini anlatan ve 17. yüzyilda ortaya çiktigi sanilan Türk halk öyküsü. Konusu söyledir: Bir kervan yolda eskiya baskinina ugrar. Baskindan yalniz küçük bir erkek çocugu sag olarak kurtulur. Bir aile tarafindan evlatlik olarak alinan çocuga Kanber adi verilir. Bir süre sonra bu ailenin bir kiz çocugu olur adini Arzu koyarlar. Iki çocuk birbirlerini kardeş sanarak büyürler. Bir süre sonra aralarında ilgi veyakınlık başlar. Kardeş olmadiklarını ögrenince de evlenmek isterler. Arzu"nun annesi bu evlilige karsi çıkar ve kızını zengin bir tüccarla evlendirir. Ama adam kisa bir süre sonra ölür.Arzu ile kanber evlenmek için yeniden uığrasırlarsa da anne engel olur. Asıklar bir rastlantı sonucu birbirlerini bulurlar. Kavusmanin heyecaniyla ikisi de bayilir. Sürekli olarak kızını izleyen kötü yürekli anne onlari gene ayırmak ister ama gençlerin çevresi su ile kaplandigindan yanlarina ulasamaz. Az sonra iki sevgilinin gögüslerinden birer güvercin çikarak uçar ve böylece ikisi de orada can verirler


KEREM İLE ASLI

Kerem ile Aslı'nın aşkları asırlardır hiç tükenmedi.
Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyilda tesekkül ettigi yorumlanan Kerem ile Asli hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini tasir. Hikaye kahramani Asik Kerem Asli isimli bir Ermeni kizina asik olur. Onu kendisinden kaçiranlarin ardindan arkadasi Sofu ile saz çalarak türkü söyleyerek diyar diyar dolasir. Büyük bir askin ugrunda ne ölçüde fedakarlik yapilacak bir kuvvet oldugunu isaret eder. Zorlu macerasinin sonunda Haleb"de Asli"ya kavusan Kerem tam onunla evlenecekken bir kesis büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutusup yanar kül olur. Bu külün kivilcimi ile saçlarindan tutusarak ayni akibete ugrayan Asli ile ancak cennette bulusurlar...



LEYLA İLE MECNUN

Mecnun bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla nın annesi öğrenir.
Kızının bu durumuna kızan annesi kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.Kays okulda Leyla yı göremeyince üzüntüden çılgına döner başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.
Mecnun un babası oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla yı isterse de Mecnun (deli çılgın) oldu diye Leyla yı vermezler. Leyla evden kaçarak Mecnun u çölde bulur.
Halbuki o çölde âhular ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ yı tanımaz.
Babası Mecnûn u iyileşmesi için Kâbe ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.
Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi Leylâ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn çölde Leylâ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd den işitince çok üzülür. Leylâ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn a anlatır.Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.Bir müddet sonra Mecnûn un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.
Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak Mecnûn u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ çölde Mecnûn u bulduğu hâlde Mecnûn onu tanımaz.
Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn Leylâ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar ağlayıp inler;

"Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez."
Der kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca derler ki:

"Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular."

SEVGİLİLER GÜNÜ’NÜN ÖYKÜSÜ

Şubat 13, 2009 1
SEVGİLİLER GÜNÜ’NÜN ÖYKÜSÜ

Aziz Valentine’ın öyküsü III. Yüzyıl’dan gelir. O dönemde Roma tahtında İmparator II. Claudius vardı, “Zalim” adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu.


EVLİLİĞİ YASAKLADI

Öylesine ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi dahi yasakladı. Gençler şaşkındı, kimse sevdiği ile beraber olamıyor, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu. Kısacası aşk yasaklanmıştı. Bu sıralarda İmparator tüm Romalılar’ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hıristiyanlar’la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emretti.

Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus’da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator’un hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. Valentinus’un hapiste olduğu günlerde yaşananlar efsaneye dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

GÜZEL JULİA VALENTİNUS’A GİDER

Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia’nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus’un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus’un yanına getirir. Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı’ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus’un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur.

Bir gün sorar;
- “Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?”
Aziz gülümser;
- “Evet, herbirini.”
Julia;
- “Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.”,
Valentinus;
- “Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım.”
Julia, yere diz çöker ve;
- “Böylesine inanmak istiyorum, yardım et.”
Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içersi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır;
- “Valentinus, görüyorum, görüyorum.”

14 ŞUBAT’TA ÖLDÜRÜLÜR

Valentinus duaya devam etmesini söyler. Ertesi gün Valentinus’un ölüm emri gelir, Aziz Julia’ya son bir not yazar, Tanrı’ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını “Senin Valentine’ından” diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia’ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270′dir. Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından “Porta Valentini” adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür (Şimdi orada yani Roma’da Praxedes Kilisesi vardır.)

Julia, mezarın yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Günümüzde sevginin ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması buradan kaynaklanır.

GENÇLERİN İLK CİNSEL DENEYİMİ

İşin aslına bakılırsa, 15 Şubat tarihi Roma tanrıçalarından Februata Juno adına yapılan kutsama töreninin günüdür; birbirleriyle ilk kez cinsel ilişkiye girecek gençlerin adlarının yazıldığı parşömenler, o gün tanrıçaya sunulurdu. Papalık daha sonra yasaklanan bu geleneğin yerine, azizlerin adlarının yazılı olduğu listeleri sergilemeye başladı.

Biz yine Roma’ya dönelim. 15 Şubat’ta kutlanan gençlerin aşk festivalinin özgün adı Lupercalia’dır, geleneksel olarak hediyeler verilirdi. Kuşların çiftleşme döneminin başlangıcı kabul edilen Şubat ayı döneminde, gençler de onları örnek alarak eşleşirlerdi. Hıristiyanlığın güçlenmesinden sonra, Pagan inançları yasaklandı veya yerlerine Hıristiyan versiyonlar getirilmeye başlandı. Aziz Valentine Hıristiyanlığın simgesi olan sevgi ve evlilik kuramı ile kişiselleştirildi, onun Lupercalia Festivali’nin arifesinde öldürülmüş olması iyi bir raslantıydı, böylece Roma’nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hıristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Amaca ulaşılmıştı.

Günümüzdeki yorumuyla “St Valentine” yani Sevgililer Günü, Roma’daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus’un son mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanmaktadır. Aslında kökende yine birleşme, bütünleşme ve çoğalma güdüsü yani bereketlilik vardır. Aynı zamanda da, Tanrısal aşkla, dünyasal aşkın birleştiği yer, Julia’nın öyküsünde olduğu gibi birleştirilir. Ama ilginçtir ki, aşkı yasaklayan bir despotun binlerce yıllık anısı, Kozmik Şakacı’nın oyunuyla artık aşk yüzünden akla gelmektedir.

09 Şubat 2009

ANISI BİZ OLALIM

Şubat 09, 2009 1
ANISI BİZ OLALIM
Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri

bir arkadas evine uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz,ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi

belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmasık fısıldaşsın yine
gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen

Ahmet TELLİ

AYAKKABI

Şubat 09, 2009 2
AYAKKABI
Sanki gelecek ay gökten para yağacak. hem ev sahibim de zengin biri sayılmaz ki. kimseden borç istemeye de yüzüm kalmadı. 20 milyon da kiraya verince elde 10 kalacak, bakkal artık beklemez, 5 de ona. kalan 5 de bir hafta yeter ya sonra”.
adam evine geldiğini farketti. içeri girdi, sıkıntılarını olabildiğince ailesine yansıtmayan biriydi. yüzündeki sıkıntılı ifadeyi zorla da olsa değiştirdi, güler yüzle içeri seslendi;
--alo !. . . kimse yok mu? bu yorgun ve yaşlı adamı karşılayacak kimse yok mu?
hanımı koşarak geldi, ceketini aldı;
-kusura bakma bey, geldiğini duymadım.
-eh elimiz boş olunca yüzümüze bakılmıyor, ne yapalım.
-öyle deme bey.
-şaka yaptım canım şaka yaptım, hemen darılmaaa. . . elim dolu olsa da yüzüme bakılmıyor, diyecektim !. .
onun şakalarına alışmış olan karısı bu kez ses çıkarmadı, sadece gülümsedi.
-yorgun görünüyorsun.
-biraz yorgunun hanım.
-acıkmışsındır, hemen yemeğini getireyim.
-hanım acıktım acıkmasına da, zahmet olmazsa başka bir şey rica edecem.
-estağfurullah bey, buyur !. . .
-ya sen de yorgunsundur ama ayaklarım çok ağrımış, bir leğene az bir su koysan, sana zahmet.
-tabi hemen getiriyorum.
adam eşofmanını giyip oturmuştu ki, hanımı bir legen suyla girdi. adam yorgun ayaklarını suya daldırmadan merakla sordu;
- benim tatlı kızım nerde bakayım, saklandı mı yaramaz?
anne başını önüne eğdi,
-ne oldu, bir şey mi var? …söylesene canım.
-içerde…ağlıyor.
-ağlıyor mu !. . . niye?
-ayakkabı istiyor.
-daha önce konuşmuştuk, alamayacağımı söylemiştim. hem ayakkabısı eski değil ki?
-eskidiği için değil, arkadaşlarında gördüğü, yeni çıkan bir ayakkabıdan istiyor.
-hanım biliyorsun para durumunu…
-ben biliyorum da…
-bir daha konuşayım bakalım, benim kızım anlayışlıdır. çağır gelsin.
kadın kızını çağırdı, kalkmak istemeyen kızını, zor da olsa ikna ikna etti, babasının yanına getirdi. babası yanına oturttu. olabildiğince kırmamaya çalışarak konuştu;
-kızım, seninle daha geçen akşam konuşmuştum. ayakkabı alacak kadar paramız yok, hem ayağındakiler de eski değil.
-başkası nasıl alıyor?
-yavrum onların durumu daha iyiyse alabilirler. bizim şimdi iyi değil. bekle belki bir kaç ay sonra alabiliriz.
-banane arkadaşlarım aldı, ben de alacam.
yine ağlamaya başlamıştı.
-ne kadarmış o ayakkabı fiyatını biliyor musun?
-4 milyon.
-kızım sana o ayakkabıyı alırsak elimizde para kalmıyor. getir bakayım sen şimdi giydiğin ayakkabılarını.
kız hışımla getirdi, yere attı. adam çocuğun saygısızlığını görmemezlikten geldi. küçük çocuklar için böyle heveslerin ne derece önemli olduğunu biliyordu. hele arkadaşlarından biri onu kıskandırdıysa, o küçük dünyasında tüm hayali o ayakkabı olmuştur, başka birşey düşünemez bile, diye aklından geçirdi. fakat adamın da yapacak birşeyi yoktu. çok uzun bir sessizlik oldu, adam kızını kırmadan nasıl çözüm bulacağını düşünüyordu. hanımı ise kocasının, ayakkabıların yere atılışına sinirlendiğini düşünüp endişe ile bekliyordu. adam umutsuzca kızına bir daha sordu;
-kızım, bu ayakkabılar hiç de eski görünmüyor, bir kaç ay daha giysen.
-eski işte eski, giymem. bunlar eski !. .
adam’ın içi içini yiyordu. bir medet arar gibi hanımına baktı. yıllardır sıkıntı içinde yaşayan ama eve her gelişinde güler yüzünü eksiltmeyen vefakar karısı, yapacak birşeyi olmadığını göstermek için, ellerini iki yana açtı. adam birden ayağa kalktı, giyinmeye başladı.
-kızım madem benim, “ayakkabın eski değil” sözüme bakmıyorsun, giy ayakkabılarını dışarda az öne gördüğüm bir çocuğa soracağız, sen soracaksın. eğer sorduğun çocuk, bu ayakkabılar için, eski derse veya beğenmezse söz istediğin o ayakkabıları alacağım.
ayakkabı alınmasından tamamen ümitsiz olan kız bunu duyunca heyacanlandı. hemen hazırlandı. baba kız el-ele sokağa çıktılar. hiç konuşmadan bir kaç sokak geçmişlerdi ki, babası az ilerdeki köşeyi gösterdi;
-bak şu köşede oturan bir çocuk var, hemen hemen senin yaşlarında. sor bakalım ayakkabıların güzel mi değil mi !. . .
kız hevesle çocuğun yanına koştu ama durdu kaldı. çocuğun şaşkın bakışları arasında birkaç saniye orda kaldıktan sonra ağlayarak babasına doğru koştu. soramamıştı.
babası ağlayan kızını bırakıp, köşedeki çocuğun yanına gitti. cebindeki bozuk paraları, çocuğun önündeki mendile bırakıp döndü. çocuk hâlâ, ağlayarak uzaklaşan kıza bakıyordu, duvara yasladığı koltuk değneklerinin arasından.


Ahmet Ünal ÇAM
http://huzur.sehri.com