Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

19 Ağustos 2009

SUS(TURUL)MUŞ KADINLAR !...

Ağustos 19, 2009 0
SUS(TURUL)MUŞ KADINLAR !...


''Biz ağaca bakıp geçtik hep, erkek egemen anlayışın göz yaylasına takılan buydu. Bakmamızın nedeni meyvesine olan açlığımızı gidemek içindi. Bu görme biçimi çıkarımızla da örtüşüyordu. Oysa kuruyan çıplak dallarını bir türlü yapraklarından göremiyorduk.''(Adil Duran)

Bu kadınlar tıpkı susturucu takılmış silahlar gibidir. Tetiğe bastığınızda hiç sesleri duyulmaz fakat bu silahlar hep geri teper ve kadın hep kendini yaralar. Her yara aldıkça daha fazla kan kaybeder gibi kişiliklerinden eksilirler. Ve birgün ne damarda akacak kan, ne kişilikten verilecek ödün kalır. Ezilen değil; yok olan kadındır. Kişiliğinden o kadar ödün verdikten sonra hayatın ne anlamı kalıyor ki?
Peki bu kadınların hergün daha da derinleşen açık yaralarla, hergün biraz daha tükenerek yaşam mücadelesi vermeye çabalamasında suçlu kim? ''Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin! '' diyerek hayvanla kadını bir tutan zihniyetle büyütülmüş erkek mi, yoksa; ''Erinin dediğinden çıkmayacaksın, o ne derse o olur, hem kocanın vurduğu yerde gül biter! '' diyerek erkeğin sözü ile Tanrı kelamını bir tutan zihniyetle beyni yıkanarak büyütülmüş zamanın kız çocukları, şimdinin kadınları mı? Tabularla, günahlarla büyütülmüş, flört etmesine izin verilmemiş, ömründe ilk tanıdığı erkek eşi olan kadınlar mı, erkeğe herşey serbest, hem erkeğin tecrübelisi makbuldür diyerek tecrübe ! kazanmış erkek mi? Evlilik imzasını atınca kadının tüm haklarını ele geçirdiğini düşünür bu susturucu erkek tipleri. Ve geçirirler de. Kadın ilk başlarda büyük aşkından dolayı susar. Sonraları aşk bitip yerini sorulara bırakınca konuşmaya çabalar ama bu sefer belki de aşağılanarak susturulur. Hiç bir işe yaramadığı, kafasının çalışmadığı, her yanlışın sorumlusunun kendisi olduğu öyle ustaca işlenir ki beynine, bir süre sonra kadın mankutlar gibi efendisinin sözünden çıkmamaya başlar. Taki; sevgi tükenene kadar.
Kadının sesini çıkarabilmesi için ekonomik özgürlüğünün elinde olması gerekir diye düşünülebilir. Ama günümüzde birçok kadın madden erkeğe bağımlı olmamasına rağmen hala susturulmakta. Dünyanın birçok ülkesinde ve bizim ülkemizde de kadınları koruma altına alan dernekler mevcut. Hele yabancı bir ülkede iseniz ne aç nede açıkta kalma gibi bir korkunuz asla olamaz. Neden mi katlanılıyor peki ? Katlanmak saçmalık elbette. Ama o kadın anne ise hele de birden fazla çocuk annesi ise bir yerde bağımlı olmaya mecbur kalıyor. En azından bir ayrılık durumunda biliyor ki çocukları da ayrı büyümeye mahkum olacaklar. Ve buna kimsenin hakkı yok diye düşünür bir anne. O uğruna hergün bir parça daha kaybolarak gezdiği çocuklarının, gün gelip ona hiçbir faydaları olmayacağını bile bile... Bazen bir kaç adım geride, bazen ısrarla önde kendini inandığı amaçlara adayan analar..
Belki abartıyorsun diyeceksiniz. Hayır az bile söylüyorum. Bunlar ister Anadolu olsun, ister İstanbul, isterse Avrupa. Her yerde karşılaşabileceğimiz hayat hikayeleri. Sonu ne mi olur? Umulur ki kadın bir an önce sessiz çığlıklarını dışa vermeye başlar. En sabırlısı eğer çocukları yüzünden susturulmaya katlanmışsa; onların kendi başlarının çaresine bakabilecekleri zaman sesini duyurmasıdır artık. Çocuk yüzünden değilse suskunluğu affınıza sığınarak aptal olduğuna kanaat getireceğim.
Erendiz Atasü'nün kitabından bir alıntı sunuyorum son söz olarak:
Yazara göre kadınlık "duygulardadır...'' Beden bir bitki gibidir, onun dilinden konuşman gerekir... Kendi kuralları vardır.. "Oksijensizliğe üç dakika, susuzluğa beş gün, sevgisizliğe her gün tükene tükene bir ömür boyu dayanır... "

alıntı

HAYATIN YEDEĞİ YOK…

Ağustos 19, 2009 0
HAYATIN YEDEĞİ YOK…
Hayat bazı anlarda dalından düşer, sen bir nehir olduğunda...
Önüne katıp sürüklersin onu.Yaprak kadar hafiflediği anlarda..
Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş..
En sevdiğin şey(ler)den ayrılmak, koyu kırmızı bir boşluk gibi oturur içine çoğu zaman.
Bir şeftalinin ortasındaki çekirdeği çekip çıkardığında görürsün aynı boşluğu...

Yaşamdır bu şarkısını söyler senin için, insanlar gönderir sana, görmezsen usulca kaybolurlar, çevirdiğin sayfaların arkasında kalırlar..
Üzerine o kadar fazla sayfa eklenir ki, hayatta olduğun sürece bulamazsın artık istesen bile...

Kuruntu ayaklarına paten geçirip hızlıca turlamaya başlar seni, ruhunu..
Aklını istemediğin ormanlara iter, iter ama ağaçlardan ormanı göremezsen, gözlerini suçlamamalısın...
Zihnin kum olur arada hayallerinin resmini çizersin, dalgalar hayal kırar silerler tüm resimlerini..

Oysa ki kalelerin vardır hiç yıkılmaz dediğin, kumdan kalelerin!..
Hani okulda kullandığımız uçlu kalemler vardır ya, gövdesindeki uç bitmeye yakın ufalır ama yine de çok az bir şeyler yazabileceğini umarsın,
işte öyledir kimi ilişkiler, sevdalar, yakınlıklar..
Bitmesine ramak vardır ama ağır hareket edersin..
Yelkovan topallasın dersin, hep o "son anı" kazırsın aklının derinliğine..
Duyarsın..Başına yıkılan duvarların seslerini.Yıkılan sözlerde ararsın ayakta kalan duvarları..
Böyle acıtan durumlarda, insan hep aynı şeyi yapar. Gözle görülür bir şey arar...

Kağıt hala beyazdır üzerindeki kahve lekesine rağmen. Lekeyi kabullenirsin kağıt gibi sonra gözün alışır buna..
Zaman en önemli kaynağımız ama buruşturur hepimizi..
Sen de buruşturup atarsın bir şeyleri.
Ve sonra anlarsın ki, yaldızlı kağıtlar gibi düzeltilmiyor kıvrıştırıp attığın "zaman".

Biliyorum hepimizin hayatı bir nevi dondurma..
Eriyip gitmeden avuçlarından, gecikme tadına varmakta..
Külah aracın olsun, muhteşem tadı daima amacın..
Küpeler tak kulağına sıcağı sıcağına ki, boynuna dolanmasınlar.
Biliyorsun ardında bıraktığını sandığın, onun seni arkada bırakmadığı olabilir..
Hayat üstüne bir sürü laf edilir ordan, burdan..
Söylenenler fragman gibidirler.
Kısa, çarpıcı.
Yaşamlarımızsa birer filmdir,
metrajının nerde bittiğini bilemediğimiz..
Başrol hep senindir ama rollerin sıkça değişir..
Senaryo bazen kahreder, yerlere vurur, mutluluktan uçurur, sarhoş eder, dansettirir, törpüler...
Hepsi filmin devamı için seni bekler..
Şerbet yapmayı bilmeli..
Yaşamın nabzına göre..
Korkmamalı üzülmekten, sürünmekten. Geldiğinde de vakit gülmeyi, neşeyi körüklemeli..
Sessizliğe bir kaç kelime borcun varsa, çıkıp söyle...
Her şeyin yedeği, yaması vardır ama hayatının yok ki .

alıntıdır

16 Ağustos 2009

....

Ağustos 16, 2009 0
....

DENİZDE BİR KUM TANESİ DE OLSA, UMUTTUR UMUT. YAŞAMAYA SEBEP...

Ağustos 16, 2009 0
DENİZDE BİR KUM TANESİ DE OLSA, UMUTTUR UMUT. YAŞAMAYA SEBEP...

Hiç bitmez istekleri insanoğlunun. Kendimizi bilir bilmez biran önce büyümeye can atarız. Böylece salmaya başlamış işte köklerimizi hayata. “Keşke hiç büyümeseydim” demeye başladığımız vakit, çaresizliğimi kabul eder ve devam ederiz yürümeye, büyümeye. Ağır ağır, isteksizce. Kimi zaman bir el iter sırtımızdan usulca, koşaradım kimi zaman. Bağlanmak için bir umut ararız, yığınla buluruz. Önce iyi bir okul bitirmek isteriz, ardından iyi bir iş. Nice sevgiler gelir geçer hayatımın orta yerinden, kiminde acı çeker, kiminde çektiririz. Bir eksilip, bir çoğalırız. Kaybederiz bilmeden, hiç aklımızda yokken kazanırız. Böylece oturur benliğimiz, köklerimiz daha da derinlere iner. Umutsuz kaldığımız zamanlar da olur elbet. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne çocukluğumuz geri dönebilir, ne değiştirmeye yeter gücümüz geçmişi. Hep tutunacak bir dal buluruz, ya da dallarımızı onaracak birilerini.

Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun...

Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyim şimdi. Bırak uçmaya, ayaklarımı yere basmaya yok mecalim. Uykusuz üç beş gecenin ardından iki kadeh içmiş gibiyim. Anlayacağın, bende mevsim hazan, hüzün soluyorum havadan. Köklerimden birkaçı sarsılmış, kopacak gibiyim yerimden. Ne kadar umutsuz kalsam da sensizliğimle, umut doluyum yine de işte. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne seni yar edebilirim kendime, ne dönebilirim artık gözlerimim sana değmediği yıllara. Tutunacak bir dalım var yine şükür ki, sesin çare olur yüreğime.

Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun…



Alıntı…