Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

30 Ağustos 2009

BU DA GEÇER YA HUU

Ağustos 30, 2009 1
BU DA GEÇER YA HUU


Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye
ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak
verecek biri olup olmadığını sorar.

Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu
söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık
verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların
anlattıklarından, Şakir'in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu
anlar.

Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir.
Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir,
yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü
geniş insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür
ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise şöyle
cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin
kendisi değildir. Bu da geçer..."

Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun
düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir'i
hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet
ederken Şakir'den söz eder. "Haa o Şakir mi?" der köylüler, "O iyice
fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor." Derviş hemen Haddad'ın
çiftliğine gider, Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski
püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları
telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için
tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan
Haddad'ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad'ın
hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde
misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken
Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den
şu cevabı alır: "Üzülme... Unutma, bu da geçer..."

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.
Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi
olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu
Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır, kocaman
arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş
eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı
cevabı alır: "Bu da geçer..."

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler.
Tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer."
Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir'in
mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de
mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir'den geriye bir iz
dahi kalmamıştır...

O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını
ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu
olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini
hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz.
Sultanın adamları da bilge Derviş'i bulup yardım isterler. Derviş,
sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra
yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade
bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve
yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: "Bu da geçer" yazmaktadır.
Bu da geçer Ya Hû ...

27 Ağustos 2009

SESSİZ MEKTUPLAR -I-

Ağustos 27, 2009 1
SESSİZ MEKTUPLAR -I-
Sana söyleyemediğim, söylemekten korktuğum nice duygular hatırına susuyorum. Aslında korkum seni kaybetmek, senin gözlerinden mahrum kalmak adına; sensizliğe düşme korkusundan yana …

Sanıyor musun ki sensiz nefes alabilir ve hatta yaşayabilirim. Sen yoksan eğer, kalbim sıkışır, boynum bükülür ve gözlerimde her dem yaş ile birlikte dökülür tüm sözler yüreğimden …

Seni tanıdığım günden beri yüreğime ılık ılık bir şeyler indi adını koyamadığım…
Sen farklıydın herkesten; daha bir başka bakıyordu gözlerin ve daha bir sıcaktı yüreğin.
Adını her andığımda kalp atışlarım hızlanıyor, nefesim kilitleniyordu adeta. Neydi beni böyle yapan, tüm vücudumda ürpertiye sebep olan. Yoksa , yoksa aşk mıydı bu anlam veremediğim duygunun adı !!!

Her şeyin bir ilki vardı elbette. En nihayetinde iki iyi arkadaştık seninle. Aşk olur muydu aramızda. Neden olmasın diye bir cümle geçti o an beynimle yüreğim arasından.
Aşk’tı bu. Kime, ne zaman ve nasıl geleceği belli olmayan.. Ve şimdi anlıyorum ki sana dair hissettiklerim aşk’a dair dönüşmeye başlamış olan duygularımın parçalarıydı. Her şey sana bağlıydı, senin bir işaretinle o parçalar birleşecek ve kocaman bir sevgi selinin ortasında bulacaktım kendimi …

Her günüm seninle geçiyor ve ben kendimi seni düşünmekten alıkoyamıyorum. Şimdi ne yapıyor, kiminle konuşuyor, iyi midir yoksa o da beni düşünüyor mudur gibi sorularla meşgul beynimin her bir köşesi.

Şimdi desem ki uzak bir çöldeyiz seninle ya da hiç kimsenin bilmediği dünyanın ücra bir köşesinde. Ve seninle el ele, çarpan iki yürek eşliğinde atıyorsak tüm adımlarımızı, razıysak bilmediğimiz bir sonla noktalayacağımız bu hayatta birlikte yaşamaya / yaşlanmaya, var mısın benimle gelmeye !...

Sana söyleyemediğim tüm bu duygularımı ve daha nice gün ışığına çıkmamış tüm düşüncelerimle birlikte sesleniyorum sana bu satırlar üzerinden.
Belki sesimi duyar gelirsin diye, belki sen de beni seviyorsundur da söyleyemiyorsun diye, tüm cesaretimi toplayıp haykırıyorum sana, senin gözlerine hiç korkmadan bakarak, tüm vücudumda hissettiğim sevginin coşkusuyla söylüyorum işte sana ve diyorum ki “SEVİYORUM SENİ” hiçbir etki altında kalmadan, duygularımdan yanılmadan, sabretmeyi bilecek kadar ve senin de bir gün gelip cevap vereceğin o güne kadar bekleyeceğim suskun yüreğimle birlikte ….


Mehpare ÖĞÜT
2009

BELKİ BİR GÜN

Ağustos 27, 2009 0
BELKİ BİR GÜN


Belki bir gün geleceksin
Ve hatrına düştüğüm gecelerden birinde,
Dönmek isteyeceksin yana yakıla,
Ağlayacaksın yağmur misali gök delinircesine,
Söylediğim her şarkının eksik notası olarak kalacaksın yüreğimde…

Belki birgün sevdiğini söyleyeceksin
Vakit çoktan geçmiş olacak.
Yalvarmalar boşuna boşuna sızlanmalar,
Ellerin bomboş kalacak..

Ve sanki bir bahar sabahında
Terk edeceksin bu şehri ardına bakmadan.
Ve bilsen ki bir daha dönüşün olmayacak geçtiğin bu yollardan.
Kırılan bir kalbi onaramayacağını anlayacaksın,
Ama gücün yetmeyecek ve bir ömür boyu ağlayacaksın…


Mehpare ÖĞÜT
2009


....

Ağustos 27, 2009 0
....