Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

10 Ocak 2010

....

Ocak 10, 2010 0
....

KİN TUTMAZ KALEMİM, BİLİRSİN

Ocak 10, 2010 0
KİN TUTMAZ KALEMİM, BİLİRSİN

Sen bir kitap kapağı gibi kapamışken adımı, ben her sözcükte seni okuyorum harf harf…

Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!
Gözü yaşlı satırlarımın k(c)an döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…
Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.
Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…
bir gün batım...ı huzuru…
uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…
ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…
züleyha’nın kaderine razıydım Yusufsun diye…
peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…
nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?

Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri…
Gitme demem, git şimdi!
Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına, bir buseyi çok görüp alnıma, en kara yazgıları sür de git!..

Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih’im…
Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin…
Ama dur, gitme!...
Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!
Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!
Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!
Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!

Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?
Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?
Ah yar…
en yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım…

Kin tutmaz kalemim, bilirsin.
Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim…
Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.
Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir “git” etmedi.
Yanında “me”si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama…
Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir “git”…
Eksİk ,mahzun, çaresiz…
İster al git, istersen k-al git-me Yar!...

Yar demişim sana… yokluğun dipsiz bir yar! İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...
Gitme, sensiz ıssız bu diyar…

Yoklukluğun ortasında yok olan bir varlığa tutundum. O hüzün ki sevdanın nefesi, en çok yakışan bize.

Kahraman TAZEOĞLU

CAN BORCU!

Ocak 10, 2010 0
CAN BORCU!
Adam genç kadına seslendi:
-Bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu:
-Nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı;
-Haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın. Adam mendilini çıkarıp borcunu sildi.
Adam seslendi yine;
-Bana mutluluk borcun var!
Genç kadın biraz mahçup sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam.
-Haydi yat dizlerim...e!
Genç kadın yattı dizlerine usulca.
Adam şefkatle taramaya başladı saçlarını kadının. Saçları güneşe ve yagmurlara hasret baharlara benziyordu.
Çaresizligini ördü sıra sıra.
Genç kadının gözlerinin içine baktı;
-Bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın
-Bu borcu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı
-Haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Adam sonkez seslendi;
-Bana can borcun var!
Kadın irkildi;
-Can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam,
-Evet... Can borcun car. Sensizlik öldürüyor beni.
Hoşuna gitti sözler kadının.
-Peki borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam biraz yaklaştı;
-Yum gözlerini!
Yumdu gözlerini. Adam da yumdu gözlerini. Masumca bir öpücük kondurdu kadının dudaklarına
-Bu ne şimdi yaptıgın? diyerek çattı kaşlarını kadın...
Adam kekeledi;
-Hayat öpücügüydü!
KIsa bir sessizlik ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
Adam şaşırdı;
-Ya bu senin yaptıgın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi;
-Veda öpücügü!
Kalan borçlarına karşılık yürek dolusu çaresizlik ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
-Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı;
-Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi;
-Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam;
-Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yagmura karıştı.
Kadın, yagmuru hissetmeyen kalabalıga...

SAKLANAN SEVDALAR

Ocak 10, 2010 0
SAKLANAN SEVDALAR

Çoğumuz duygularını saklamanın daha doğru olduğunu sanıp ne kadar yanılıyoruz değil mi? Oysa sevgi beslenmeli, karşılıklı özveriyle desteklenmeli. Her gün yeni bir sürpriz için çaba sarfedip sevgiyi yaşatmak için emek vermeli. Ama ne yazık ki evliliklerde garanti gözüyle bakıp hiç emek harcamadığımız ...gibi hesapsızca tüketip, har vurup harman savuruyoruz sevgileri.

Ne yazık...

Oysa ne zor bulunur sevgiler. Özellikle karşılıklı olanı yakalamak ne küçük bir olasılık. Ama
kaybetmek ne kadar kolay ve çabuk. Koca bir sevginin katili oluveriyoruz çarçabuk. Bence sevgi katilleri de yargılanmalı ve cezaya çarptırılmalı. Çünkü kapanması ve onarımı olanaksız bir ton yara bırakıyor ardında.Sonra bir ton da yaralı insan. Öleceğiz zannedip ölmüyoruz acısından. Ama sürüm sürüm sürünüyoruz.Sonrasında yeni sevdalara kuşkuyla bakıp olası mutluluklara kapatıyoruz pencerelerimizi. Korunmak adına anlamsız kaçak güreşler daha da yoruyor insanı.Şöyle kararlı, tutup koparıverecek, ayaklarımızı yerden kesecek kadar cesur birini bekleyip ömür tüketiyoruz. Bir de bakıyoruz ki yolun sonuna gelivermişiz. Ne çabuk geçmiş zaman. Ne kolay tüketilmiş sevdalar. Ne hesapsız harcayıp ne derin yaralar açmışız. Bir o kadar yara da biz edinmişiz hayattan. Hayatın son durağında, mevsim çoktan kışa dönmüş, gelecek vasıtayı bile kestiremez olmuşuz.

Neyin adına peki...

Ahh Korunma iç güdüsüyle sakladığımız seviler ahh...
Üstelik taze tüketilmesi gerekirken saklamaya kalkıştığımız, hem de saklama koşullarına da uyulmadığından çürümüş, kokuşmuş, çürüdükçe de etrafını çürütmeye devam eden, tümörleşen, duygu depocukları ne çok canımızı acıtmış. Bize sunulmadan bayatlamış ve sunulduğunda da besin zehirlenmesine yol açmış seviler. Hayat ne bayat noktasına gelmişiz bu yüzden. Ve ne kadar geç kalmışız hayata.
İşte hayat bu.
Ben de galiba hayat ne bayat noktasında, gelecek vasıtayı kestiremiyorum artık.Umarım siz tazeyken tüketmeyi becerebilirsiniz duygularınızı ve hayat arkadaşınızı besin zehirlenmesinden kurtarırsınız. Çok mutlu olmanız dileğiyle....


Can DÜNDAR