Bu Blogda Ara
31 Ocak 2010
Ellerimde gecenin teri, "nihavent yalnızlık" vaktini vuruyor saatler. Makama uygunsuz halim laf anlamaz çocuk gibi tutturmuş hep o şarkıyı istiyor.
Kendi kendine konuşmanın, biriken gözyaşlarının, çok beklemiş, çok susulmuş zamanları ters yüz eden o şarkıyı.
Soruyorum hayata :"Var mı, repertuarında zamanın iyileştiremedi...ği, iç kırıklığını bir seferde kaynatan şarkın?"
"Yok" diyor, "hiç olmadı "
Günlere, haftalara, aylara sürüyorum deli kısrağımı, geçiyor hepsinden dörtnala. Ruh üşümesi dört mevsim geçmiyor.Uykusuz geceler sokağından fesleğen kokulu sabahlara varılıyor.
İğde yaprağı gibi aşk buram buram tüterken, şairin en ustura ağzı şiirinin sayfasına kendini bırakıp kuruyor, yine akşam oluyor. Ne zaman okunsa o şiir, sayfalar arasından solmuş bir aşkın tutanakları dökülüyor.
Aynı tekinsiz gece beni yolunun üstünde bekliyor.Bu nakaratı bozacak bir şarkı istiyor canım. Tınısı kulağımda. Bulsam da görsem gözleri menevişlenen bir kadının dilinde nasıl çiçeklendiğini. Görsem de yıllara kök salmış bir ağacın kovuğunda serpme bir sevinçle dinlesem.
Bir şarkının peşinde yıllar geçti, söndü sönecek hevesim. Sözü dilimde parça parça. Makamı nihavent.
Arayıp duruyorum.
Hiçbir şarkı yerini tutmuyor. Ne çalsa yalan. Sadece o bilir, o anlatır, ondan dinlenir. O taşır lâl halleri.
Öyle bir şarkı ki...Çalındığında kulağa, sus çiçekleri açar.
Hah dersin, tam orası. Öyle bulur sızılayan yareni, derman olur.Hangi makamında kaybettim ömrümün, nerede bulurum bilinmez.
Adı yok şarkımın, makamı nihavent.
Alıntıdır...
Verdiği kırkın her biri bir tohumdur ki, onlar da bire kırk verir.
Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir.
Verdiği yüzün her biri bir tohumdur ki; onlar da sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.
Zeka sudur, tohumları yeşertir; yalanı da, bilgiyi de.
Yetenek topraktır, ne ekersen onu biçersin; ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.
Emek güneştir, tohuma da, suya da, toprağa da hayat verir.
Kader, çadırındaki kilim gibidir, ipliğini Ulu Manitu verir; sen dokursun, deseni sendendir, renkleri Tanrı’dan.
Şans doğal gübredir, ne zaman nereye düşeceği belli olmaz; kilimine düşerse kirletir, desenini değiştirir, oysa toprağına düşerse besler.
İngiltere''de yargıçların maaşı yoktur.
Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları
kredisi sınırsız çek defterleri vardır.
İngiliz devleti hakimlerine o kadar güvenir.
Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip
1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş.
Tabii ortalık birbirine girmiş.
Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan
bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen
İçişleri Bakanlığı''na, Adalet Bakanlığı''na ve Başbakanlığa telefon etmişler.
Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYIN!
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş.
Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş.
Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim çıkagelmiş.
Parayı bankaya geri vermek istiyormuş.
Banka yönetimi şaşırıp kalmış.
Hemen Adalet Bakanlığı''nı aramışlar.
Derhal Bakanlık müfettişleri devreye girmiş
ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar.
Hakim ''Kraliçenin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu?
Onu sınadım.'' cevabını vermiş.
Raporlar Bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş.
Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:
''Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.''
Güven çok ince bir çizgidir.
Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey,
''iki taraflı'' olmasıdır





