Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

01 Mayıs 2010

VERMEK ÇOĞALMAKTIR...

Mayıs 01, 2010 0
VERMEK ÇOĞALMAKTIR...
Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında k...öylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı. “Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri. Size hediye olarak getirdim.” “Teşekkür ederim” dedi talebe. “Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok memnun olacaktır.”
“Hayır, hayır” diye atıldı köylü. “Ben bunları sana getirdim.”
“Bana mı?” Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.
“Evet!” diye ısrar etti köylü. “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana hergün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel İlâhî rahmeti getirir. Çünkü, bak, ne güzel yaratılmışlar.”
Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu.
Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı.
“Üzümleri ona hediye edeyim. Kimbilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa bulur.”
Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü:
“Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.”
Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti:
“Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harikalarla en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu İlâhî sanat eseriyle ne yapılacağını en iyi sen bilirsin.”
Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti.
Üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile İlâhî sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği bu sanatın ve güzelliğin Sahibine sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı da.
Ve böylece daha akşam olmadan, çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile.
İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve bir şeyi daha anladı. Cömertlik dostluğun en parlak bir nişanıydı

AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR

Mayıs 01, 2010 0
AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR

Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle ta...nımlamak ister, aşkı sende tanmak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak isterdim.

Sevgili!..

Şimdi senden uzakta aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kadırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünkü o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf'ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif'lerle he'lerden. Sensizlikle hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz; canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..

Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvî acıydı aşk; ve maddeyi manaya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin özüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan ahenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr' u dâra takan da, Halil'i oda yakan da oydu ve oydu Eyyub'u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.

Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misal-i taşa benzer. Hayatı Aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kement olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem babalarca bent olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nagehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebed olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebed kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.

***

Sevgili!..

Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.
Bir nihânîce gamzene gamzede aşıkların adına.. Hani uykuya dalınca kenti ve yalnız başına kalınca kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri ve hal üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri.. Vicdan sesinden bîzar kürek mahkumlarınca, hani aşıkların hasreti özlemle karınca.. Hani gurbetin ucunda gönlüme gönmende seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende.. Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi aşığı aydınlatırken.. Gel ey Sevgili bir hüzmecik bahşeyle asi ve aciz üftadene ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..

Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.

İskender PALA

NEYLE ÖLÇÜYOR İNSAN KENDİ GÜCÜNÜ ?

Mayıs 01, 2010 0
NEYLE ÖLÇÜYOR İNSAN KENDİ GÜCÜNÜ ?

Uğradığımız yenilgilerle zayıflıklarımız yüzünden nerede başarısız olmuşsak orada kendimizi aşağı gö...rür , utanırız.. oysa güçlü olduğumuz noktalarda aşağıladığımız şey kendi yenilgimizdir , utanç duyduğumuz şey de talihsizliğimizdir.. zafer ve talihle mi ölçüyoruz gücümüzü ? en köklü zayıflıklarımızı , hiçbir şeyin zafer ve talih kadar kolayca açığa çıkaramadığını bilmeyen var mı ? bir mücadelede ya da aşkta kazanılan bir zaferden sonra , zayıflığından dolayı şaşkınca ve ürperircesine sevinerek içinden ‘bu ben miyim ? ben ki en zayıfıyım , bütün bunlar bana mı ?’ sorusunun geçtiğini hissetmeyen var mıdır ? ayağa kalkmanın bütün hilelerini öğrendiğimiz ve utançtan yüzümüzün kıpkırmızı kesildiği yenilgilerse başka.. şöhret , alkol , para ya da aşkla , gücü hangi alanda olursa olsun , insan orada ne doğru dürüst davranmasını bilir , ne onur tanır , ne rezil olma korkusu.. en bezirgan yahudi bile müşterisi önünde casanova’nın , charpillion’a karşı davrandığı kadar küstah hareket edemez.. bu tür insanlar kendi güçleri çerçevesinde idare ederler ortalığı.. ama asıl fecaat güçlü olmanın bedelindedir.. bir sarnıcın içinde oturup yaşamaya çalışmak.. içinde yaşarsak budalayızdır , bize yaklaşan olmaz , çukurlara yuvarlanır , ne kadar engel varsa hepsine takılır kalırız , pislikleri eşeleyip durur toprağı da rezil ederiz.. ama pisliğe ancak böylesine bulaşmışken artık yenilmeyiz

Walter BENJAMİN

BU GEMİ NEREYE GİDİYOR USTA?

Mayıs 01, 2010 0
BU GEMİ NEREYE GİDİYOR USTA?

Bu gemi nereye gidiyor usta? İcim bos gemiler bos!Bu gemi nereye gidiy...or usta? Bir kiz vardi! Saçlarini ruzgara satan kiz. Bir nehir kiyisindaydi bir gece karsiya gecmek istedi. Goz kapaklarindaki kan canaklarında sunulmustu hayat. Hayat agir geliyordu goz kapaklarina. Çekik gozlerinde yuklu sevdalar yasiyordu. Nehrin karsisina gecmekti sadece niyeti. Bir seyler geri cekiyordu ö nce sustu! dinledi.. Nehri ruzgari.. Yuzunu kesislemeye dondu ve satti saclarini! Kısınca gozlerini hayat akar giderdi kenarlarindan. Karsinindaki nehir icinden gecerdi ve o hic icinden nehir gecen sarkilari bilmezdi. Susardi! Dinlerdi sesleri.. Bir adam vardi karsida susan bir adam! Konussa bilecekti gitse, gelicekti. Konusmadi, gitmedi.. oylece durdu! Nehir saclarini ruzgara satan kizin icinden geciyordu! Gerisi yokluk, gerisi hiclikti! Bu gemi nereye gidiyor usta dedi! Biliyordu! kopru az otedeydi.. İcinden nehirler gecen sarkilar duydu! Kesisleme bir ruzgar vardi! Ve hala saclarini ruzgara satiyordu. Bitip yitip baslamanin huzunlu bekleyisindeydi. Ne kalabiliyordu ne gidebiliyordu simdi. Öyle bir yerdeyim ki diyordu, asagi dokulsem ask, yukari aksam ben. Bir su oldugunu anladi. Sen istedigin kadar yarimla beni, ben seni tamamlarim! Adam nehrin karsisinda bekliyordu.. Gozlerinde yillarin birikimi cizgiler. Ellerinde siir kokulu bir aksam! Şiirler okununca unutulmali dedi! Hasret dokununca uyutulmali.. Adam Sakindi.. Adam Suskun! Saclarini Ruzgara Satan kiz.. Bir siirdi ellerinde, hic bitmeyen! Beni tut! icine ser.. Çekilmemis fotograflarin banyosuna sakladim gozlerimi. Beni Gor!Sesime gel.. Öyle inandir ki beni! Gunesi arkama alayim.. Ve kulagina icinden nehirler gecen sarkilar soyleyeyim.. sarkilarin bittigi yerde! Gozlerinde oleyim.. Oraya yatir beni! Gozlerine, aska! Bu gemi nereye gidiyor usta?! İcim bos gemiler bos.. Bu gemi nereye gidiyor usta! Elimi uzatmaya kac sebebim var.. Ve tutmamaya kac bahanem.. Elini uzatsan nehirlerden de gecer misin? Kopru olur mu onlar? Sana ve bana.. Ve ruzgar saclarinla oynasan kesislemeler.. zamani uzatsam? Icinde olebilecegimsin.. Sana dokunmaya oyle birikmisim ki parmak uclarim kaniyor.. Senelerdir su yuzu gormemis topraklar gibisin! Sana aktikca yutuyorsun beni.. Aktikca icine cekiyorsun.. Bitmem ki cagliyorum! Çogaliyorum.. Çunku kacmadim! Kalmayi sectim.. Bir ucuruma yuvarlaniyorum bilerek ve isteyerek.. Al sesimi susumu us'umu.. Ama Sen'ime dokunma!Saclarini Yuzgara sat! Beni kendine kaç.. Otogani kir yuregime.. Gecenin kirmizisinda kaybol.. Az otende kopruler.. Az kaldi!Gec.. Senden baska sevmeye beni.. öleceksen! Benden basla olmeye.. Bu gemi nereye gidiyor usta! Biz ayni yöne gidildikce ayni yere gelinir yazalim mi denizlere? Gozlerin kalsin!Nehirler ve sarkilar kurusun! Önemi yok.. Sadece gozlerin.. Bu adam dokunmadan gitmeyecek.. Gomulecegi yer orasi! Gidersen! Sözun ayaklarina gecerse.. Geri de biraktiklarini düşün! Gidemezsen belli sebebi.. Bazen kalmaktir, zor olan.. Gitmek ile kacmak ayni seydir bazen.. Ve o ucurumdan beraber yuvarlanir insan! Bilerek ve isteyerek.. Gozlerindeki kan canaklarina sunuyorum, Kendimi.. Burada kimim var ki? İcimde benden baska, icimde bir disim var! İcimde yer yok baska.. Disinda kimin var senin.. icindeki yoktan baska? Biliyorum.. Disinda bir yerdeyim.. İcimde heryer askin.. Orada kimin var ki? İcinde senden baska.. İcimde bin yerin var! Disinda herkes baska.. Ve sen simdi yataginda o nehir, Kulaklarinda.. Bu Gemi nereye gidiyor usta?!


Kahraman TAZEOĞLU